World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2008/aug2008/ista-a07.shtml

AKP’ye açılan kapatma davasının karar arifesinde

Türk başbakanı İstanbul’daki terör saldırılarıyla ilgili olarak PKK’yı suçladı

Sinan İkinci ve Stefan Steinberg
7 Ağustos 2008
İngilizce’den çeviri (29 Temmuz 2008 )

12 milyonluk nüfusuyla Türkiye’nin en büyük şehri ve ekonomik merkezi olan İstanbul, Pazar günü, akşam saat 9:45 civarında, Güngören ilçesinde 17 kişinin ölümüne ve 150’den fazla kişinin yaralanmasına yol açan, ardı ardına yaşanan iki bomba patlamasıyla sarsıldı. Yaralılar arasında durumu kritik olan çok sayıda insan bulunuyor.

Haberlerde yer alan bilgilere göre ilk patlama trafiğe kapalı, kalabalık bir yaya yolunun kenarında duran çöp kutusunda meydana geldi. Birkaç dakika sonra, kalabalığın toplandığı sırada, bir başka çöp kutusunda ikinci ve daha büyük bir patlama yaşandı. Görgü tanıklarının ifadelerine göre patlamaların yaşandığı sırada olay yerinde 1.000’den fazla insan toplanmış durumdaydı.

Eylemin zamanlaması -Pazar akşam üst insanların genellikle boğucu derecede sıcak evlerinden serinlemek için dışarıya çıktıkları bir zamana denk getirilmesi- faillerin mümkün olduğunca çok sayıda insanı öldürmeyi amaçladıklarını açıkça ortaya koyuyor. Birbiri ardına yaşanan patlamaların zamanlaması, besbelli ki olay yerine insanları çekip, ikinci patlamada azami sayıda insanın ölmesini sağlayacak biçimde tasarlanmıştı.

Patlamaların hemen ardından televizyonların yayın akışlarını keserek verdikleri haber programları, birçok insanın olay yerinden büyük bir panik içinde kaçmaya çalıştığı ve diğerlerinin umutsuzluk içinde akrabalarını ve arkadaşlarını aradıkları, kurbanların caddede şok ve kanlar içinde yattıkları korkunç görüntülerle doldu taştı.

Bir görgü tanığı Sabah gazetesine şunları anlattı: "İlk patlamayı duyunca koşarak olay yerine gittik. Yaralı insanlara yardım etmeye çalışıyorduk. Ama yalnızca 10 dakika sonra ya da belki daha da kısa bir süre sonra ikinci bomba patladı. Bu yıkıcı ve öldürücü bir patlamaydı. Tam bir tuzaktı."

İstanbul Valisi Muammer Güler gazetecilere yaptığı açıklamada olayın kesinlikle bir terör saldırısı olduğunu söyledi ve suçu derhal Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) üzerine atmaya çalıştı. Güler saldırıda bir canlı bomba emaresi olmadığını ve bombaların cadde üzerindeki çöp tenekelerine konulduğunu, ya uzaktan kumandayla ya da zaman ayarlı olarak patlatıldıklarını açıkladı ve bunun PKK tarafından daha önce kullanılmış olan bir taktik olduğunu belirtti.

Eylemi kimin gerçekleştirdiğine ilişkin bu yorum bütünüyle spekülatif nitelikte olduğu halde, milliyetçi Hürriyet gazetesi ertesi gün şu manşetle yayınlandı: "PKK’dan sivil katliam" -bu başlık saldırının sorumlusunun PKK olduğundan şüphe edilememesi gerektiği mesajını veriyordu.

PKK’yı derhal bu patlamaların sorumlusu olarak ilan etme kampanyasına, daha sonra olay yerini ziyaret etmek için uçakla İstanbul’a giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da kişisel olarak destek verdi. Erdoğan, etrafı PKK karşıtı sloganlar atan bir kalabalıkla çevrili olduğu halde, bu bombalama eyleminin, gerek kuzey Irak’taki PKK mevzilerine karşı yapılan hava saldırılarının gerekse Türk ordusu tarafından Şubat ayında girişilen sınır ötesi kara harekâtının intikamını almak isteyen Kürt militanların işi olduğunu öne sürdü.

Erdoğan, "Ne yazık ki terörün bedeli ağır oluyor. Dün akşamki olay da bunlardan bir tanesi," dedi. Başbakan daha sonra halka "teröre destek veren" siyasi partilere destek olmama çağrısı yaptı-bu açıklama PKK’nın etkisi altında olduğuna inanılan Kürt milliyetçisi Demokratik Toplum Partisi’ne dolaylı bir eleştiri olarak algılandı.

Bununla birlikte Milliyet gazetesi Pazar günü PKK’nın saldırının sorumluluğunu üstlenmediğini söyleyen bir istihbarat görevlisinin sözlerini aktardı. Kürt milliyetçi hareketini destekleyen bir haber ajansı yayımladığı bir haber bülteninde, PKK’nın önderlerinden Zübeyir Aydar’ın örgütünün saldırılarla hiçbir ilişkisinin bulunmadığına dair sözlerine yer verdi. "PKK'nın bu olayla bir ilgilisi yoktur, bununla PKK arasında bağlantı kurmak mümkün değildir... Olayın karanlık güçler tarafından yapıldığını düşünüyoruz. Bu katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerine ve Türkiye halkına başsağlığı diliyoruz."

Basında yer alan son haberlere göre polis, saldırıyla bağlantılı olarak 16 ve 17 yaşlarındaki üç genci gözaltına aldı.

PKK’nın geçmişte gerek şehirlerde gerekse küçük köylerde sivilleri hedef alan eylemler düzenlemiş olduğuna hiç kuşku olmamakla birlikte, Türk ordusunun ve ittifak halinde davrandığı faşist çetelerin düzenledikleri benzer terör saldırıları çok daha uzun bir geçmişe sahip. Aynı zamanda İslamcı militan gruplar da bombalı terör saldırıları düzenlediler ve bu aşamada son saldırının sorumlusunun PKK olduğunu söylemek bütünüyle zamansız bir değerlendirme olacaktır.

Türkiye’de son yıllarda yaşanmış olan terör saldırılarının tam bir listesi yapıldığında bunun çok uzun bir liste olduğu görülür. Örneğin bu ayın başlarında, İstanbul’da ABD konsolosluğunun önünde yaşanan bir silahlı çatışmada üç polis memuru ve üç silahlı saldırgan öldürüldü. Polis bu eylemle ilgili olarak saldırganların Türk Sünni fundamentalist grup, İslami Büyük Akıncılar Cephesi üyesi olduklarını iddia etti. Bu son saldırı, 2003 yılının Kasım ayında İstanbul’da gerçekleştirilen ve 60’tan fazla insanın hayatını kaybettiği, yetkililer tarafından El Kaide’ye isnat edilen bir dizi bombalı intihar saldırısından bu yana yaşanan en kötü terör eylemiydi. O tarihte vurulan hedefler arasında iki sinagog, Britanya Konsolosluğu ve bir Britanya bankası yer alıyordu.

Anayasa Mahkemesi AKP’ye açılan kapatma davasını görüşmeye başladı

Bu son bombalı saldırılar iktidardaki AKP’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) kapatılması istemiyle açılan önemli bir davanın sonuçlanmasının hemen öncesinde meydana geldi. Anayasa Mahkemesi AKP’ye yönelik kapatma davasına ilişkin nihai oturumlarına Pazartesi günü başladı. Mahkeme üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın, partinin kapatılması ve başbakan Erdoğan ve cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de aralarında yer aldığı 71 önde gelen üyesinin bir dizi "laiklik karşıtı" tutum ve uygulamalarından dolayı siyaset yasağı getirilmesi talebiyle açılan davayı görüşecekler. Kararın bu hafta içinde verilmesi bekleniyor.

İtalyan gazetesi La Repubblica bombalı terör saldırıları ile AKP’ye karşı açılan kapatma davasının görüşülmeye başlanması arasında doğrudan bir bağ kurdu: "Bu bombalar, Ankara’da Anayasa Mahkemesi’nin, ülkeyi İslamileştirmekle suçlanan iktidardaki muhafazakâr İslamcı AKP’nin kapatılmasıyla ilgili bir karar alacağı toplantının arifesinde patlatıldı. ... Gül’ün selefi, laik kanadın üyesi ve kendisi de bir yargıç olan Ahmet Necdet Sezer tarafından atanmış olan on bir yargıç, iktidar partisinin 71 üyesinin görevlerinden uzaklaştırılıp uzaklaştırılmayacaklarına karar verecekler. Lehte verilecek yedi oy AKP’nin kapatılması için yeterli olacak. Türkiye bunu biliyor ve [dolayısıyla] yeni terörist saldırıların olmasından korkuyor."

Bu dava, arka planda, kendilerini laik Türk devletinin "muhafızları" olarak gören, ülkenin geleneksel Kemalist kurumları ve onunla ittifak halindeki Türk ordusunca düzenlenen kışkırtmaların ve karalamaların yaşandığı bir ortamda görülüyor. Kemalist kamp ve ordu AKP’yi birçok kez Türkiye’nin ulusal çıkarlarını satmakla suçladılar.

Bu siyasi yargılar AKP’nin kapatılmasını talep eden iddianamede de kendilerine yer buldular. Başsavcı Yalçınkaya iddianamede Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı "Amerika’nın bölgedeki ülkeleri ılımlı İslami rejimlerle yönetmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi’yle" ilişkilendirdi.

Hiç kuşkusuz Türk ordusu bu terörist saldırıları, sürmekte olan şovenizm ve milliyetçilik kampanyasını daha da körükleyerek, hükümete ve genel olarak topluma gözdağı vermek için kullanacak. Ordunun terör saldırısı kurbanlarının cenaze törenlerini Kürt karşıtı ve yoğun şoven duyguların damgasını vurduğu kitlesel gösterilere dönüştürme konusunda uzun bir deneyimi var. Böyle bir kampanyada Kemalist düzen ve ordu Türk medyasının geniş kesimlerine güvenebileceklerini biliyorlar.

Temelli kapatılma tehdidiyle karşı karşıya olan AKP’nin buna tepkisi, her seferinde Kemalist karşıtlarına ödünler vermek şeklinde oldu. Erdoğan bu yılın başlarında Türk ordusundan gelen baskıya karşılık vererek, ordu birliklerinin komşu Irak’ın kuzeyinin derinliklerinde Kürtlere karşı harekâtlar düzenlemelerine izin verdi. Şimdi Anayasa Mahkemesi karar aşamasına gelmişken, Erdoğan bir kez daha Kemalist rakipleriyle olan farklılıklarını olduklarından küçük gösterme çabası içinde.

Geçen hafta, AKP’ye karşı yürütülen siyasi kampanyanın ön cephesinde yer almış olan Hürriyet gazetesiyle yaptığı bir görüşmede Erdoğan geçmişte bazı hatalar yaptığını ve ana meselenin bölünmüş olan ulusu birleştirmeye çalışmak olduğunu açıkladı. Erdoğan’ın Hürriyet gazetesinin editörü Ertuğrul Özkök’le konuşmuş olması, birçoklarınca Kemalist kampa verilmiş önemli bir ödün olarak görüldü. Bu son bombalama olayının hemen ardından Erdoğan’ın söylediği sözler de karşıtlarının elini güçlendirecek.

İstanbul’daki bombalı saldırılar gerici bir kışkırtmadır ve sivillerin nedensiz olarak katledilmeleri, bundan hangi siyasi hizip sorumlu olursa olsun, şiddetle kınanması gereken bir siyasi canavarlıktır.

Yoksulluğun, işsizliğin ve toplumsal eşitsizliğin günlük yaşama giderek daha egemen hale geldiği koşullarda, bu tür gerici eylemler ancak hem Kemalist hem de İslamcı kamp tarafından körüklenen ve Türk ordusunun bazı kesimleriyle yakın bağları bulunan neo-faşist MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) gibi aşırı sağcı ve faşist eğilimlerin boy atmalarına uygun zemini hazırlayan, zehirli ve dur durak bilmeyen şoven kampanyanın daha da alevlenmesine hizmet edebilir.

İstanbul’daki bu son bombalama olayları, giderek artan, yenilenmiş bir askeri darbe tehlikesinin ve Kemalist kampla AKP’nin etrafında yer alan ekonomik ve siyasi seçkin arasındaki ihtilafların altını çiziyor.



Telif Hakkı 1998-2005, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır