World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2008/dez2008/turk-d27.shtml

Türkiye: Bir başka siyasi tutuklu işkence gördü ve hapishanede öldürüldü

Muhabirimiz bildiriyor
27 Aralık 2008
İngilizce’den çeviri (15 Ekim 2008)

Türk polisi, infaz koruma memurları ve jandarma, 29 yaşındaki Engin Çeber’e gözaltında ve tutuklu bulunduğu sırada işkence yaparak 10 Ekim günü ölümüne neden oldular. Çeber, İstanbul’un Sarıyer ilçesinde, yasal olarak yayınlanan Yürüyüş dergisinin çıkardığı bir özel sayıyı dağıtırken, diğer üç kişiyle birlikte -Aysun Baykal, Özgür Karakaya ve Cihan Gün- gözaltına alındı. Çeber, bu üç arkadaşıyla birlikte, radikal protesto örgütü Haklar ve Özgürlükler Cephesi’nin (HÖC) bir üyesiydi.

Dağıtımını yaptıkları derginin özel sayısı, geçen yıl 19 yaşındaki Ferhat Gerçek’in polisin açtığı ateş sonucu vurulmasıyla ilgili olarak sorumlulara hiçbir ceza verilmemiş olmasını eleştiriyordu. Polis bu genci, aynı siyasi dergiyi sattığı için, yaşanan bir ağız dalaşının ardından sırtından tabancayla vurmuş ve felç kalmasına neden olmuştu.

Basında yer alan haberlere göre, Çeber ve üç arkadaşı gözaltına alınmalarının hemen sonrasında, polis tarafından karakola götürüldükleri sırada dövülmeye başlandılar. Yapılan sağlık kontrollerinin ardından, devlet görevlisi doktorlar tarafından hazırlanan resmi sağlık raporları Çeber’in gözaltına alındığı günün akşamında dayağa maruz kaldığını gösteren kanıtlar içeriyor. Önce gözaltına alınan ve ardından tutuklanarak İstanbul’daki Metris Cezaevi’ne konulan bu dört kişi, çırılçıplak soyuldular, tekrar tekrar tekmelendiler ve odun sopalarla dövüldüler.

Doktorlar tarafından 29 Eylül günü hazırlanan bir başka sağlık raporu Çeber’in işkence ve kötü muamele sonucu oluşan yaralarının önemli ölçüde arttığını ortaya koyuyordu. Çeber’in devlet görevlilerinin elinde cezalandırılması 10 gün boyunca, 7 Ekim günü ciddi biçimde kötüleşen sağlık durumu nedeniyle hastaneye kaldırılıncaya dek sürdü. Çeber komaya girdikten sonra, üç günden kısa bir süre içinde, beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybetti.

Çeber’in avukatı Taylan Tanay basına yaptığı açıklamada müvekkilinin birçok kez hapishanede insanlık dışı muameleye maruz bırakıldığı için şikayette bulunduğunu söyledi. Çeber, 6 Ekim günü Tanay’a şunları söylemiş: "Bizim durumumuz çok kötü, işimiz yaş, buradan çıkamayabiliriz."

Tanay şöyle dedi: "Hastaneye kaldırılmadan önce onu son kez gördüğümde yüzünde morluklar vardı. İşkence gördüğünü söyledi. Birkaç gün sonra müvekkilimle bir kez daha görüşmek istedim, ama hapishane görevlileri onun öldüğünü söylediler. Daha sonra Şişli Etfal Hastane’sinde yoğun bakımda tutulduğunu söylediler."

Engin Çeber’le birlikte gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan üç kişinin tutululuk halleri sürüyor. Bu kişilerin de ağır işkencelere maruz kaldıkları ve içlerinden birinin, Aysun Baykal’ın durumunun kritik olduğu bildiriliyor. Baykal’ın avukatı Oya Aslan müvekkilinin böbrek yetmezliği çektiğini, bu nedenle diyalize ihtiyaç duyduğunu ve uğradığı işkenceler nedeniyle şu anda ayakta duramadığını bildirdi.

Aslan, bir internet haber sitesi olan Bianet’e yaptığı açıklamada, Çeber ve üç arkadaşının serbest bırakılması için iki kez başvuruda bulunduğunu söyledi. Aslan’ın 6 Ekim tarihli ilk başvurusu reddedildi. 9 Ekim’de yaptığı ikinci başvurunun ardından, Çeber’in, hastanede hayatını kaybetmesinden kısa bir süre önce, sağlık nedenleriyle tahliye edilmesine izin verildi, ancak diğer üç kişi için yapılmış olan tahliye talebi reddedildi.

Aslan, Bianet’e aynı zamanda şunları söyledi: "Cezaevi müdürü, doktoru, ceza infaz memurları ve dış güvenlikten sorumlu jandarma görevlilileri hakkında suç duyurusunda bulunduk."

Çeber’in korkunç ölümü "münferit" bir olay değil. Uluslararası Af Örgütü, 5 Temmuz 2007’de, Türkiye’deki insan hakları ihlallerini belgeleyen, "Türkiye: Kemikleşmiş dokunulmazlık kültürü sona ermeli" başlıklı bir rapor yayımladı. Rapor, Türkiye’de işkencenin yaygın bir biçimde uygulandığını ve mahkemeler işkencenin tıbbi kanıtlarını görmezden gelirken, bir "dokunulmazlık kültürünün" yetkilileri hesap vermekten koruduğunu vurguluyor. (Bkz. "Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye üzerine raporu: işkence olaylarının failleri cezalandırılmıyor http://www.wsws.org/tr/2007/jul2007/amne-j31.shtml.)

Yayımlanan son istatistikler Türkiye’de işkence ve kötü muamelenin 2007 yılında, bir önceki yıla göre hemen hemen yüzde 100 oranında arttığını gösteriyor. Ağustos ayında Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 2006 ve 2007 yıllarında, 471’i çocuk olmak üzere toplam 4,719 kişinin "işkence", "ağır işkence" veya "kötü muamele" nedeniyle şikayetçi olduğunu açıkladı.

İnsan hakları örgütleri, işkenceye maruz kalan insan sayısının resmi rakamlarda belirtilenden üç ya da dört kat daha fazla olduğuna inanıyorlar. Resmi rakamlar yalnızca yargı makamlarına işkence şikayetinde bulunan kişilerin sayısını içeriyor. Birçok kurban, hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde, ikinci kez cezalandırılabilecekleri korkusuyla, şikayette bulunmaktan kaçınıyor.

Adalet Bakanı Şahin binlerce işkence ve kötü muamele vakasının yaşandığını kabul ederken bile şunu vurguladı: ""Sistematik işkence yapılan cezaevi Türkiye'dedir denirse, bunu külliyen reddederim."

Şahin’in bu sözleri, kısa bir süre önce Çeber’in ailesinden ve akrabalarından, "hükümeti ve devleti adına" dilediği özrün kinik karakterini ortaya koyuyor. Bakan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada işkenceden sorumlu olan herkesin cezalandırılacağını söyledi ve Çeber’in "ölümünde sorumlulukları olabileceği düşüncesiyle" 19 cezaevi görevlisinin soruşturma süresince, geçici olarak görevden uzaklaştırıldığını açıkladı. Bakan açıklamasında, "Üzerine hassasiyetle gidiyorum, soruşturma genişletildikçe sayı artabilir. Türkiye'de bu dönemde, böyle bir olay meydana geldiği için son derece üzüntülüyüm," dedi.

Adalet Bakanı’nın Çeber’in ailesinden ve akrabalarından, Türkiye’de ender rastlanan bir biçimde özür dilemiş olması, bu son gözaltında yaşanan ölüm karşısında kamuoyunda duyulan yaygın öfkeyi yumuşatmayı amaçlıyordu.

İşkence uzun yıllardır Türk devleti tarafından potansiyel tehdit ya da rejim karşıtı olarak görülenlere karşı kullanılan başlıca araçlardan biri olagelmiştir. Uluslararası Af Örgütü bu durumu şöyle özetliyor: "1980 [askeri] darbesine, birçoğu işkenceden geçirilen ve polis tarafından gözaltında tutulurken ölen, zorla kaybedilen veya adil yargılanma ilkelerinin ihlal edildiği davalarla yargılanan bir milyon insanın gözaltına alınması eşlik etti. Türkiye’nin, Kürt nüfusun yoğun olduğu Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde gerçekleştirilen kitlesel insan hakları ihlalleri, 1990’lı yıllarda devlet yetkililerinin çözmek için herhangi bir çaba sarf etmediği faili meçhul zorla kaybettirmeler ve cinayetler ile yaklaşık bir milyon köylünün, silahlı ayrılıkçı gruplarla yaşanan çatışmalar sırasında güvenlik güçleri tarafından boşaltılan ve yok edilen köylerden zorla tahliye edilmesi biçimini almıştır."

Polis şiddeti son yıllarda, özellikle İslamcı AKP’nin (Adalet ve Kalkınma Partisi) 2007 yılında Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nda yaptığı değişiklikten bu yana artış gösterdi. Dünya Sosyalist Web Sitesi bu baskıcı yasal düzenlemenin yaratacağı etkileri, uygulamaya konuldukları sırada öngörmüştü: "Meclis, 2 Haziran’da, sürmekte olan askeri müdahalenin baskısı altında, büyük bir hızla, polisin yetkilerini büyük ölçüde artıran bir yasayı kabul etti. Yeni yasa güvenlik güçlerine çok geniş yetkiler tanıyor....Bu koşullar altında beklenebilecek tek şey, Türkiye’de işkencenin, diğer tür kötü muamele uygulamalarının, cinayetlerin ve zorla kaybetmelerin hızla artış göstermesi olabilir."

Bu baskıcı kanun değişikliği kabul edilince, insan hakları örgütleri AKP hükümetini işkence olayları, gözaltında ölümler ve yargısız infazlarla ilgili olarak defalarca protesto ettiler. Ama polis örgütü içindeki neredeyse tüm yönetim kademelerine İslamcı sempatizanlarını atamış olan hükümet bu konuda herhangi bir adım atmadı. Bu durum, İslamcıların devlet baskısı ve işkenceyi kullanmak konusunda, Türk egemen seçkini içindeki, orduyla aynı doğrultuda hareket eden, "laik" rakiplerinden daha az istekli olmadığını açıkça gözler önüne seriyor.



Telif Hakkı 1998-2008, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır