World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Türkiye

Yazıcıya hazırla

Profesör Yayla Türkiye’nin kurucusunu eleştirdiği için mahkûm oldu

Sinan İkinci
20 Şubat 2008
İngilizce’den çeviri (31 Ocak 2008)

Gazi Üniversitesi’nde siyasi bilimler profesörü ve merkezi Ankara’da bulunan Liberal Düşünce Topluluğu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olan AtillaYayla, 28 Ocak’ta, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle 15 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu ceza Yayla’nın bir yıldan fazla bir süre önce İzmir’de yapmış olduğu bir konuşmadan kaynaklandı.

Mahkeme Profesör Yayla’ya verdiği hapis cezasını erteledi. Ne var ki bu mahkûmiyet kararı, Yayla’nın aynı suçu iki yıllık gözetim süresi için yeniden işlemesi durumunda infaz edilecek.

Yayla, 18 Kasım 2006’da, İzmir’de, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) İzmir İl Gençlik Kolları tarafından düzenlenen bir panelde konuşmuş ve 1925 ile 1945 yılları arasındaki, 1938’de ölene kadar esas olarak Atatürk’ün yönetimi altında olan, tek parti dönemini eleştirmişti. Yayla bu konuşmasında, resmi propagandaya karşın, tek parti döneminin öne sürüldüğü kadar ilerici olmadığını ve kimi yanlarıyla "gerilemeye tekabül ettiğini" söylemişti.

Günlük gazetelerde yer alan haberlere göre Yayla mahkemede savunmasını yaparken şunları söyledi: "Ben bu konuşmamda Atatürk veya onun anısı hakkında konuşmadım. Ben Kemalizm hakkında konuştum. ‘Cumhuriyetin bizi ortaçağdan kurtardığı söyleniyor; bu tartışmalıdır,’ dedim. Bu iddianın tartışmalı doğasıyla ilgili olarak da, ‘Onlar [Avrupalılar] bize neden her yerde Atatürk’ün resimleri ve heykelleri var diye soracaklar,’ dedim."

Savcı iddianamesinde Yayla’nın Atatürk’ten "bu adam" diye söz ederek Atatürk’ün anısına hakaret ettiğini öne sürdü. İddianameye göre profesör hakkında yapılmış sekiz ayrı şikayet başvurusu vardı.

Bu provokasyonların hemen sonrasında, Gazi Üniversitesi, Profesör Yayla’yı bu ihtilaf nedeniyle görevinden uzaklaştırdı ama Yayla daha sonra görevine iade edildi.

Profesör Yayla siyasi olarak, sosyalizme yönelik derin düşmanlığı ile bilinen bir liberal. Düzenli olarak Türkiye’de yayınlanan İslamcı günlük gazetelere makaleler yazıyor. Bununla birlikte Yayla, özellikle ordunun ve devletin diğer kesimlerinin içindeki, siyasi ve ekonomik güçlerinin daha da zayıflamasına yol açabilecek her türlü siyasi muhalefet ifadesini ezmek isteyen, aşırı milliyetçi güçlerin saldırısına uğradı.

Yayla’yı temsil eden avukatlar basına yaptıkları açıklamada kararı derhal temyiz edeceklerini söylediler. Yayla kendisiyle bir görüşme yapan BBC’ye eğer gerekirse davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımaya hazır olduğunu söyledi.

Yayla, 6 Aralık 2006’daInternational Herald Tribune’de yayınlanan bir makalesinde kendisine karşı yürütülen kampanyanın nasıl başladığını anlatmıştı. "Panelde [merkezi İzmir’de olan günlük gazete Yeni Asır için çalışan] bir yerel gazeteci dahil, yalnızca 37 katılımcı vardı. [Yeni Asır muhabiri] Bana Kemalizmin kimi yanlarıyla gerilemeye tekabül ettiğine dair sözlerimi yanlış duyup duymadığını sordu. Ona beni yanlış anlamadığını söyleyerek cevap verdim ve bu konuları soğukkanlılıkla ve düşmanca tutum almadan tartışmamız gerektiğini belirttim."

Ertesi gün Yeni Asır gazetesi baş sayfasında, Yayla’yı "Atatürk’e söven ve hakaret eden" bir hain olarak kınayan bir haber yayınladı. Bu habere "Haince sözler" başlığı eşlik ediyordu. Gazete aynı zamanda AKP’nin İzmir İl Örgütü yöneticilerini Atatürk’e yönelik bu "hakaretler" karşısında sessiz kalmakla suçladı.

Buna karşılık AKP il yöneticileri kendilerini derhal Yayla’dan ayırarak, onun Atatürk ve dönemi ile ilgili yorumlarından çok rahatsız olduklarını söylediler. Bu bütünüyle ikiyüzlü bir tutumdu, çünkü İslamcıların -hem "ılımlılarının" hem de "aşırılarının"- Atatürk’e karşı derin bir antipati besledikleri bir sır değil. Ne var ki, kendilerine karşı Türk ordusunun başını çektiği bir kampanyanın sürdürüldüğü bir zamanda, AKP yöneticileri bu utanç verici oportünist manevrayı yapmayı tercih ettiler.

Maocu-Kemalist İşçi Partisi bu olayda da bir kez daha tehlikeli ve tiksindirici bir rol oynadı. Gazi Üniversitesi’ne Yayla’yı vatana ihanet etmekle suçlayan ve derhal görevden uzaklaştırılmasını talep eden faks mesajları yağdı. Bu provokasyon, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) adını taşıyan, perde arkasında İşçi Partisi tarafından kontrol edilen, sözde "sol" Kemalist bir gençlik örgütü tarafından düzenlenmişti.

TGB genel sekreteri Osman Yılmaz, 27 Kasım günü Yüksek Öğretim Kurulu’na, Yayla’nın kamu görevinden ve öğretim üyeliği mesleğinden derhal çıkarılmasını isteyen bir dilekçe verdi. Yılmaz ve bazı TGB yöneticileri dilekçeyi vermeden önce bir basın açıklaması yaparak Yayla’yı, "ABD ve AB yetkililerinin Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yürüttükleri yalan ve iftiraları," tekrarlamakla suçladılar.

Basın açıklaması sırasında Yılmaz, Atatürk’e hakaret etmenin düşünce özgürlüğü kapsamında yer almadığını öne sürdü ve "Hiç kimse Atatürk düşmanlığı yaparak ifade özgürlüğünün arkasına sığınamaz," dedi.

Profesör Yayla’ya yapılanlar İslamcı hükümete karşı Türk ordusunun başını çektiği kampanyanın, geçen yıl 22 Temmuz seçimlerinde AKP’nin elde ettiği seçim zaferi ile büyük bir darbe yemiş olmasına karşın devam etmekte olduğunu açıkça gösteriyor.

AKP hükümeti, geçtiğimiz Ekim ayında generallere kuzey Irak’ta, Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) karşı sınır ötesi harekâtlar düzenleme izni vererek, içerde ordunun elini güçlendirdi. Bu, Profesör Yayla’nın da içinde yer aldığı liberal çevrelerce dillendirilen, AKP’nin generallerin etkisini azaltacağı ve daha fazla demokrasi getireceği umutlarının bütünüyle bir yanılsama olduğunun açık bir işaretidir.

Ayrıca, AKP’nin 2002 yılında, 2001 yılının Şubat ayında yaşanan yıkıcı mali krizden kısa süre sonra iktidara gelmesinden bu yana, GSYİH’daki yıllık artış ortalaması yüzde 6,6 oldu. Bu, asıl olarak, düşük küresel faiz oranlarıyla birlikte, Türkiye’nin sağladığı çok yüksek getirinin -yani içerideki reel faiz oranı ile düşük döviz kuru arasındaki farktan elde edilen arbitraj kazançlarının- itici gücünü oluşturduğu büyük miktardaki sermaye akışının bir sonucuydu.

AKP hükümeti -bir ölçüde rastlantısal olarak- Türkiye için çok elverişli bir uluslararası ekonomik ortamda iktidar oldu. 2002 yılında mali piyasalar 1997 Asya krizinin etkilerini üzerinden atmış ve uluslararası sermaye Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere akmaya başlamıştı.

Dünya kapitalist sisteminin yoğun bir ekonomik ve siyasi çalkantı dönemine girdiği bir zamanda Türkiye kapitalizmi çok kırılgan bir durumda. Ülke, artan enflasyona ek olarak sürekli olarak artmakta olan cari işlemler ve dış ticaret açıklarının yükü altında.

Hiç kuşku yok ki, bu yeni ekonomik dönemde işçi sınıfı ve halkın diğer kesimleri asıl bedeli ödeyen taraf olarak daha fazla yoksulluğa ve borca batarken, ordu bu yeni ekonomik dönemi AKP’ye karşı yürüttüğü kampanyaya yeniden hız kazandırmak için bir fırsat olarak görecektir.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(31 Ocak 2008)
Türkiye: İfade özgürlüğüne yönelik saldırılar sürüyor
( 20 Aralık 2007)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır