World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Seçim haberleri

Yazıcıya hazırla

Almanya: Partei für Soziale Gleichheit’ın (Sosyalist Eşitlik Partisi) Hesse eyalet seçimleri manifestosu


18 Ocak 2008
İngilizce’den çeviri (2 Ocak 2008)

Partei für Soziale Gleichheit (PSG-Sosyalist Eşitlik Partisi) 27 Ocak’ta yapılacak olan Hesse eyalet seçimlerine iki adaydan oluşan kendi bölgesel aday listesiyle giriyor.

 Helmut Arens 
 Achim Heppding

PSG’nin adayları, 59 yaşındaki bir kimya işçisi ve PSG’nin Hesse bölge örgütünün başkanı olan Helmut Arens ile 53 yaşındaki, bir sosyal sigortalar işçisi ve daha önce PSG’nin Avrupa Parlamentosu adayı olan Achim Heppding.

Aşağıda bütün eyalette dağıtılmakta olan seçim manifestosunu yayınlıyoruz. DSWS okurlarını bu manifestonun dağıtımına yardımcı olmaya davet ediyoruz.

Hesse eyalet seçimlerinde, saflarında yer almaya ve uğruna mücadele etmeye değen tek bir parti var: Partei für Soziale Gleichheit (PSG).

PSG kendisini eleştiri ve protesto ile sınırlamıyor. Bizler artmakta olan toplumsal felâket ve savaş tehdidinin ışığında, emekçi halka siyasi gelişmelere müdahale etmesine ve toplumsal koşulları kökünden değiştirmesine olanak veren bir siyasi programı savunuyoruz.

Toplumsal eşitsizlik demokrasi ile bağdaşmaz. İş dünyasının seçkinlerinin ellerinde birikmiş olan servet düzeyi grotesk boyutlara ulaşmış durumda. Geçtiğimiz yıl, Porsche’un patronu Wendelin Wiedeking 54 milyon avroyu evine götürdü; Deutsche Bank’ın patronu Josef Ackermann 13 milyon avroyu cebine indirdi; Deutsche Bahn’ın patronu Hartmut Mehdorn 3,2 milyon avro kazandı.

Almanya’nın liste başı şirketlerinin BİS’lerinin [(CEO) Baş İcra Temsilcileri -ç.n.] gelirleri 2002 yılından bu yana yüzde 62 oranında artarken, ortalama brüt ücretler yalnızca yüzde 2,8 oranında artış gösterdi.

Siyasetin rotasını belirleyen seçmenler değil, işte bu mali oligarşidir. Bütün düzen partileri bu ihaleye katılarak tekliflerini veriyorlar.

Hesse eyalet seçimlerine temel bir çelişki damgasını vuruyor.

Milyonlarca insan, başında, çirkin ve ırkçı bir kampanyanın ardından iktidara gelmiş olan Ronald Koch’un yer aldığı, Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) eyalet yönetimini reddediyor. Aradan geçen dokuz yılın sonunda Koch’un bıraktığı miras toplumsal yıkım oldu.

Sosyal programlardan bir milyar avroluk kesinti yapıldı. Bu özelleştirme furyası içinde okullar, hastaneler ve kamu konutları ve ulaştırma yok pahasına satıldı. Eğitim güvencesinin yerini, aşırı kalabalık sınıflar, daha kısa okul saatleri ve eğitim harçları aldı. Hesse’de yaşayan çeyrek milyon insan sosyal yardımlara muhtaç durumda. Bankacılık metropolü Frankfurt’ta her dört çocuktan biri yoksulluk içinde yaşıyor.

Halk arasında yaygın olarak benimsenen bir kanı şu: Koch gitmeli!

Ama onun yerine kime oy vermeli? Resmi siyasetin yelpazesi içinde hiçbir alternatif bulunmuyor.

Bizler, kendisini Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) küçük bir koalisyon ortağı olarak sunan Sol Parti’nin iddialarını reddediyoruz. Ocak ayında Andrea Ypsilanti’nin (SPD) Hesse eyalet yönteminin başına gelmesi durumunda siyasi olarak hiçbir şey değişmeyecektir. CDU ve SPD yalnızca federal düzeyde büyük bir koalisyon içinde bir araya gelmiş değiller; Koch eyalet düzeyinde de SPD’nin kendisine verdiği sessiz desteğe güveniyor.

Bundan on yıl önce, "CDU hükümeti gitmeli!" talebi yükseltilmişti. O tarihte bu talep federal hükümete yönelikti.

CDU’lu Şansölye Helmut Kohl’ün başında yer aldığı 16 yıllık hükümetin ardından iktidara gelen SPD-Yeşiller Partisi koalisyonu "sol bir alternatif" olarak lanse edildi. Peki ama yaşanan gelişmeler hangi yönde oldu?

SPD ve Yeşiller yedi yıllık hükümetleri döneminde sosyal harcamalarda eşi görülmemiş kesintileri uygulamaya koydular ve bugünkü toplumsal kutuplaşmanın koşullarını yarattılar. Bir yanda zenginler için büyük vergi indirimleriyle, diğer yanda emekçi halka sağlanan işsizlik ve sağlık ödeneklerinde yapılan kesintilerle, toplumun içine, onu boydan boya kesen bir kama soktular. En yukarıda yer alanlar para içinde yüzerlerken, altta kalanlar sosyal yardımlara el açmak durumundalar.

Sol Parti’nin "sol bir siyasi ıslah edici güç" olarak işlev gördüğü ve SPD üzerinde, onu sola doğru itecek bir baskı yaratabileceği iddiası gerçek durumla bütünüyle çelişiyor. SPD ilk olarak Gündem 2010 reformları adı altında uygulamaya koyduğu anti-sosyal politikaların hiçbirinden uzaklaşmış değil. Şu anda uzun süredir işsiz olanlara sağlanan kimi sosyal yardımlarda yapılmasını önerdiği minimal değişiklikler yalnızca seçime yönelik bir aldatmacadır.

Sol Parti, kendi payına, hükümet sorumluluğunu üstlendiği her yerde SPD’nin sağcı politikalarını sürdürdü ve büyük sermayeye itaatkârlığını kanıtladı. Berlin yasama meclisi, altı yıl boyunca, kamuya ait tesisleri kapatma, istihdamı ve ücretleri azaltma ve düşük ücretli işleri öne sürmede Koch yönetimini bile gölgede bırakan bir SPD ve Sol Parti koalisyonu tarafından yönetildi.

Sol Parti bir alternatif değildir; burjuva düzeni ayakta tutan siyasi kartelin bütünleşik bir parçasıdır.

Bir siyasi bilanço çıkartmak ve resmi siyasi partilerden hiçbirinin genel olarak halkın çıkarlarını temsil etmedikleri gerçeğiyle yüzleşmek zorunludur.

PSG’nin seçimlere katılıyor olmasının önemi burada yatıyor.

Seçime katılıyor olmamız, amacı toplumun sosyalist dönüşümünü sağlamak olan uluslararası bir partinin -savaşa tutarlı bir biçimde karşı çıkan, demokratik hakların savunulması için kavga veren ve kendisine yoksulluğu ortadan kaldırma ve toplumsal eşitliği sağlama mücadelesini temel olarak alan bir partinin- kurulması yolunda atılmış önemli bir adımdır.

Toplumun bir kutbunda sosyal çöküşün, diğer kutbunda ise sınırsız bir servet birikiminin yaşanmasına karşı öfke duymak tek başına yeterli bir tepki değildir. Emekçi halkın geniş kesimleri siyasi gelişmelere aktif bir biçimde müdahale etmedikleri sürece hiçbir şey değişmeyecektir. Toplumsal sefalet sadece şiddetlenecektir.

Demokrasinin çürüyüşü daha şimdiden ırkçılığın ve ulusal şovenizmin hortlamasına neden olmaktadır. Tarih bize bunun nereye varacağını gösterdi. Kokuşmuş bir seçkinler grubunun toplumu yağmalamasına ve yıkıp yok etmesine, onu dipsiz bir kuyunun derinliklerine itmesine izin verilemez.

Bu seçim manifestosunu okuyan herkesi, oy verme hakkınız olsun ya da olmasın, PSG’nin seçim kampanyasını aktif bir biçimde desteklemeye ve bu yeni partinin inşasına katılmaya çağırıyoruz. El ilanları dağıtma, afiş asma, toplantılar düzenleme ve seçim bildirilerimizi internet ortamında dağıtma konusunda yardıma ihtiyacımız var.

Bankacılık krizi, toplumsal sefalet, savaş - kapitalizmin başarısızlığı

Kapitalist sistemin halkın ezici çoğunluğunun en temel ihtiyaçlarıyla uzlaşabilmesi artık mümkün değildir. Hesse seçimi, her yeni günün beraberinde kâr sisteminin neden olduğu daha fazla sayıda toplumsal yıkım haberi getirdiği bir zamanda yapılıyor.

Amerika’da yaşanmakta olan kredi krizi Avrupa ve uluslararası bankacılık sistemini temellerinden sarstı. Düsseldorf Industriekreditbank’ın (IKB) kurtarılmasının ardından, büyük İsveç bankası UBS geri dönmeyen yatırımlar hesabına 9,6 milyar avro aktararak zarar yazdı.

Saxony Landesbank (Saxony Eyalet Bankası) 43 milyar avroluk bir "kredi riski" ile Landesbank Baden-Württemberg’e (LBBW), Saxony eyalet hükümetinin 2,75 milyar avroluk garantisi ile birlikte satılmak zorunda kaldı. Bu yolla vergi mükellefleri spekülatörlerin şaibeli işlerinin bedelini kemer sıkma önlemleri ve sosyal programlarda yapılan ek kesintiler yoluyla ödemek zorunda bırakılıyorlar.

Geçmişte, toplumun sosyalist dönüşümüne karşı çıkanlar, kapitalist "serbest piyasa" ekonomisinin sosyal olarak daha sorumlu bir hale getirilebileceğini öne sürüyorlardı. Bugün toplumsal gerçeklik her gün bunun tam tersini ispatlıyor.

Küresel kapitalizm artık sosyal reformlara izin vermiyor. Sol Parti gibi bunun tersini iddia edenler tek kelimeyle seçmeni aldatıyorlar. Toplumun kapitalist temeline meydan okumadan toplumsal koşulların iyileştirilebildiği zaman çok eskilerde kaldı. Yalnızca toplumun sosyalist bir anlayışla yeniden örgütlenmesi, yoksulluğu, işsizliği ve savaş tehlikesini ortadan kaldırabilir ve modern teknolojinin sahip olduğu muazzam potansiyeli tüm insanlığın refahını sağlamak için kullanabilir.

Geçeklik, piyasa güçlerinin serbest işleyişinin toplumsal ilerlemeyi sağlayacağı efsanesini her gün çürütmektedir. Kapitalist şirketler ve kapitalist piyasa üretimi rasyonel bir şekilde düzenleyemez. Onlar bütün insani ihtiyaçları kâr güdüsüne ve ayrıcalıklı bir azınlığın kişisel zenginleşmesine tabi kılarlar. Sonuç durmak bilmeyen toplumsal çöküş, büyük güçler arasında artan gerilimler, militarizm ve savaştır.

Küçük bir azınlık şaşkınlık veren bir lüks içinde yüzerken, dünyanın bütün bölgeleri tarif edilemez bir yoksulluğa batıyor. Çevre hızla tahrip ediliyor. Hammaddeler, pazarlar ve stratejik avantajlar için verilen kavgada büyük güçler bir kez daha askeri araçlara başvuruyorlar.

Egemen seçkin sahip olduğu ayrıcalıkları ve kârlarını yalnızca küresel kaynakların giderek daha büyük bir bölümünü ele geçirerek ve işçi sınıfını daha fazla sömürerek sürdürebilir. Irak savaşının, İran’a yönelik askeri tehditlerin ve ABD, Çin, Rusya ve Avrupa arasında artmakta olan gerilimlerin arka planında bu yer almaktadır. 1914 ve 1933’de olduğu gibi kapitalizmin krizi insanlığı bir kez daha patlak verecek bir dünya savaşı ile tehdit ediyor.

Almanya’nın ihracata yönelik ekonomisi büyük ölçüde pazarlara erişimine ve enerji ithalatına bağımlı. İş, Ortadoğu’nun enerji zenginliğinin kontrol altına alınmasına gelince Alman egemen sınıfı boş durmayacaktır. Alman askerlerinin Afganistan’da, Lübnan’da ve Afrika Boynuzu’nda bulunmalarının asıl nedeni budur.

PSG savaştan ve militarizmden sorumlu hükümetlere ve politikacılara başvurup onlara seslenmiyor. Bizler yüzümüzü emekçi halka ve gençliğe dönüyoruz. Militarizme ve savaşa yalnızca işçi sınıfının bağımsız siyasi hareketi bir son verebilir. Savaşa karşı verilen mücadele kapitalizmin devrilmesiyle kopmaz bir biçimde bağlıdır.

Nasıl ki kapitalizm bir kez daha sömürünün, militarizmin ve savaşın aşırı biçimlerine dönüyorsa, işçi sınıfı da kendi devrimci geleneklerine geri dönmelidir. Üretimin küresel bütünleşmesinin temelini oluşturan bilgisayarlaşma ve telekomünikasyonda ve ulaştırma teknolojisinde yaşanan devrimci ilerlemeler tarafından temsil edilen yenilikler, insanlığın üretken gücünde muazzam bir artışın sağlanmasını olanaklı hale getirdi. Bunlar bütün dünyada yoksulluğu ve geri kalmışlığı ortadan kaldırmanın ve yaşam koşullarını herkes için iyileştirmenin araçlarını yarattılar.

Ancak bu, üretici güçlerin özel mülkiyetin zincirlerinden kurtarılmasını ve toplumsal gelişmenin merkezine halkın ihtiyaçlarını koymak için toplumun devrimci dönüşümünü gerektirmektedir.

Biz neyi savunuyoruz

Emekçi halkın kapitalist Avrupa Birliği’ne karşı birleşik mücadelesi için!

Avrupalı şirketler ve hükümetler halka yönelik saldırılarını Avrupa Birliği aracılığıyla koordine ediyorlar. Aynı zamanda işçilerin direnişi de giderek daha fazla Avrupalı ve uluslararası bir biçim alıyor. Alman tren makinistleri grev yaparlarken Fransız demiryolu işçileri Fransız demiryolu sistemini kapatıyorlardı. Britanya’da posta işçileri ücretlerde ve sosyal yardımlarda yapılan kesintilere karşı greve çıktılar. Polonya’da hemşireler sağlık sisteminin tahrip edilmesine karşı eyleme geçtiler. Yunanistan’da emekliliğe ve diğer sosyal haklara yapılan saldırılara karşı çıkmak için 24 saatlik genel grev yapıldı.

Bütün bu mücadelelerde işçiler, sendikaların kendi hükümetlerinin yanında yer aldığı gerçeği ile yüz yüze geldiler. Reformist partilerin ve sendikaların sağa kayışı ulus-ötesi şirketlerin ve uluslararası mali kuruluşların ekonominin bütün veçheleri üzerinde egemenliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Ucuz emek gücü, düşük vergiler ve kritik öneme sahip hammaddeler avı sırasında bir ülkeyi diğerine düşürüyorlar ve Çin’deki ve diğer ülkelerdeki daha düşük ücretleri ve sosyal standartları dünya genelinde kullanıyorlar. Toplumsal uzlaşmaya artık yer yok.

SPD ve sendikalar buna Alman egemen sınıfına daha da yakınlaşarak, Alman şirketlerinin "uluslararası rekabet gücünü" artırma sorumluluğunu üslenerek, sosyal yardım kesintilerini örgütleyerek, Alman işçileri uluslararası erkek ve kız kardeşlerine karşı bölüp onların karşısına çıkararak tepki verdiler. Toplumsal çelişkiler ne kadar keskinse onlar da, sermayenin yanında o kadar kararlı bir biçimde saf tuttular ve işçilerin ve kapitalistlerin çıkarlarının ortak olduğunu vazettiler.

PSG alternatif bir perspektifi savunuyor. Bizler, milliyeti, derisinin rengi, etnik kökeni, dini ya da cinsiyetine bakmaksızın işçi sınıfının uluslararası birliğinden yana tutum alıyoruz. Şirketlerin ve bankaların Avrupa Birliği’ne karşısına, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletler’in programını koyuyoruz. Uluslararası işçi sınıfı muazzam bir toplumsal güçtür. Bizim amacımız onu, birlik olunduğu zaman dünya çapında finanssal oligarşiye karşı durabilecek siyasi bir güce dönüştürmektir.

Sendikalardan, SPD’den ve Sol Parti’den bağımsız bir siyasi hareket için!

Alman tren makinistlerinin aylarca süren iş anlaşmazlığı, Deutscher GewerkschaftsBund’un (Alman Sendika Federasyonu-DGB) çatısı altında yer alan sendikaların dönüşümünü bütün açıklığıyla gözler önüne serdi. Sendikalar açıkça grev kırıcılığı yapıyorlar.

Tren makinistleri sadece son yıllarda kaybetmiş olduklarının bir bölümünü talep ediyorlar. 1994 yılında yapılan demiryolları reformundan bu yana personel sayısı yarı yarıya azaltarak 185.000’e düşürüldü. Bundan dolayı iş yükü artarken ücretler yüzde 10 oranında geriledi. Bütün bunlar DGB’nin ve demiryolu sendikası Transnet’in onayıyla oldu.

Şimdi aynı sendikalar tren makinistlerini demiryolu işçilerinin "birliğine" ve "dayanışmasına" zarar vermekle suçluyorlar. Ne ikiyüzlülük! Aslında makinistler kendilerini bir deli gömleğinden -şirket yönetimi ve Transnet’in üzerinde anlaşmaya vardıkları sınırlayıcı sözleşmeden- kurtarmaya çalışıyorlar. Böyle yaparak, bütün işçilere izinden gidecekleri bir örnek sunuyorlar. Makinistler işte bu nedenle, benzer saldırılara maruz kalan halkın geniş kesimleri arasında bu derece yaygın bir destek buldular.

Tren makinistleri grevi, sendikaların geçirdikleri dönüşümün boyutlarını açıkça gösteriyor. "Sosyal paydaşlık"tan ortak yöneticiler haline geldiler. Sanayi kuruluşlarının idari kurullarında yer alan sözde "çalışanların delegeleri", işten çıkarmaları ve ücret indirimlerini dayatma ve daha uzun çalışma saatlerini uygulamaya koyma görevini üstlenmiş durumdalar. İster Volkswagen’de, Siemens’te, Opel’de ister Deutsche Telekom’da olsun, aynı tablo her yerde görülebiliyor. Sendikalar her endüstriyel iş anlaşmazlığını en dar çerçevenin içinde tutup sınırlamaya, verilen her mücadeleyi tecrit etmeye ve sonunda da boğmaya çalışıyorlar.

Bugün sendikaların ve SPD’nin işçilerin çıkarlarını temsil ettiğini iddia edenler ya kendilerini kandırıyorlar ya da başkalarını. Bu bürokratik aygıtlara karşı ayaklanmadan tek bir sosyal veya demokratik hak bile savunulamaz.

Aynı şey Sol Parti için de geçerli. Bu parti SPD’nin politikalarından bir kopuşu temsil etmiyor. O, çok açık bir biçimde başarısızlığa uğramış olan sosyal demokrat politikaya ilişkin yeni yanılsamaları körüklemeye yönelik umutsuz bir çabadır. Bu partiyi harekete geçiren şey çok sayıda emekçi insanın şu anda yüz yüze oldukları umutsuz durum değil, burjuva toplumunun istikrarını güvence altına alma kaygısıdır.

SPD minimal iyileştirmeler veya en azından bir iyileşme umudunu verebildiği sürece, burjuvazi bir zamanlar Alman İmparatorluğu’nu ve Weimar Cumhuriyeti’ni sarsmış olan şiddetli sınıf mücadelelerinden korkmaya gerek duymadı. Ancak şu anda SPD o kadar sağa kaymış durumda ki, artık toplumsal barışı daha fazla garanti altına alamıyor. Sol Parti’nin önderleri Oskar Lafontaine ve Gregor Gysi bu yüzden SPD’nin 2. baskısını yaratma çabası içine girdiler.

PSG, işçi konseylerinin (Arbeiterräte) eski devrimci geleneklerini izleyen fabrika komitelerinin kurulmasını destekliyor. Bizler sosyal paydaşlık politikasını reddediyoruz.

Toplumsal eşitlik ve adalet için!

Çalışmak, emeklilik, sağlık ve eğitim temel sosyal haklardır. Bunların, şirketlerin kâr çıkarlarının karşısında öncelikli olmaları gerekir. İşsizliğin üstesinden gelmek için eğitim, hasta ve yaşlıların bakımı, kültür ve altyapı geliştirilmesi gibi toplumsal olarak gerekli alanlarda milyonlarca iş yaratacak olan, kapsamlı bir kamu işleri programı gereklidir.

Bizler herkese ayda 1.500 avro tutarında temel bir gelir, kaliteli sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinin sağlanmasını ve herkese üniversite de dahil ücretsiz eğitim olanağı sağlanmasını talep ediyoruz.

Böyle bir program, ekonominin, bir bütün olarak toplumun çıkarları doğrultusunda, rasyonel bir biçimde düzenlenmesini ve en güçlü kapitalist grupların kâr çıkarlarına tabi kılınmamasını ön-gerektirir. Büyük şirketler ve mali kuruluşlar demokratik denetim altında toplumsal mülkiyete devredilmelidir. Küçük ve orta boy işletmelere, çalışanlarının insan onuruna yakışan ücretler ve sosyal haklar elde etmelerini sağlamak için düşük maliyetli krediye erişim olanakları sağlanmalıdır.

Yüksek kişisel geliri olanlardan ve gelirlerini sermaye ve servet sahipliğinden elde edenlerden alınan vergiler keskin bir biçimde arttırılmalı ve buradan elde edilecek gelir sosyal harcamaların finansmanında kullanılmalıdır. Ayda 20.000 avro herkese yetecek düzeyde bir gelirdir! Bu düzeyin üzerindeki gelirler yüzde 100 oranında vergilendirilmelidir.

Demokratik hakların ve göçmen haklarının savunulması için!

Demokratik haklar ve sosyal haklar için verilen mücadeleler yakından bağlantılıdır ve Hesse’de bunun anlamı daha da büyüktür. Roland Koch iktidara son derece kötü niyetli bir göçmen karşıtı kampanya ile geldi ve o zamandan bu yana yabancıların içinde bulundukları koşulları daha da kötüye götürdü. Örneğin 2005’te çıkarılan bir kararname, doktorları, baş öğretmenleri ve avukatları, kimlik kartı olmayan insanları (buna çocuklar dahil) sınır dışı edilebilsinler diye ihbar etmekle yükümlü kılıyor.

Toplumsal servet birkaç kişinin elinde toplanmış halde kaldığı -çalışma alanının her türlü demokratik denetimin dışında, basın ve medyanın büyük şirketlerin yönetimi altında ve eğitim ve kültür küçük bir seçkinin ayrıcalığı olduğu- sürece gerçek demokrasiden söz edilemez.

Kültürel ve sanatsal eğitim alanlarında yapılan kesintiler toplumda tahmin edilemeyecek boyutlarda tahribata yol açmaktadır. Militarizmin, gaddarlığın ve bencilliğin yüceltilmesi ile eski zamanların sanatsal ve kültürel mirasının reddedilmesi arasında su götürmez bir bağ bulunmaktadır.

İşçi sınıfının vatanı yoktur. Bizler mültecilerin ve göçmenlerin demokratik ve sosyal haklarını kayıtsız şartsız savunuyoruz. Yabancılara karşı ayrımcılık yapan yasal düzenlemelerin kaldırılmasından yanayız ve mültecilerin sınır dışı edilmesine ve suçlu haline getirilmelerine karşıyız.

Bizler Almanya’ya gelme ve burada yaşama hakkını koşulsuz olarak savunuyoruz. Göçmenlere karşı yürütülen cadı avı -tıpkı işçi sınıfının din, ten rengi, etnik köken ve cinsiyet ekseninde bölünmesi gibi- bütün emekçi halkın bastırılmasına hizmet etmektedir.

Savaş ve militarizme karşı!

Emekçi halkın savaş tehlikesine karşı, kendi bağımsız yanıtını vermesi gerekiyor. Şansölye Merkel (CDU) ve Dışişleri Bakanı Steinmeier (SPD) tarafından sürdürülen Washington’la uzlaşma politikası, tıpkı Berlin’den kaynaklanan emperyalist projelerin reddedilmeleri gerektiği gibi, reddetmelidir.

Bizler NATO’nun dağıtılmasından ve Avrupa topraklarındaki tüm Amerikan üslerinin kapatılmasından yanayız. Alman ordusunun ve bütün Avrupalı askerlerin Balkanlar, Afganistan, Afrika, Irak ve Ortadoğu’dan derhal çekilmesini talep ediyoruz.

Partei für Soziale Gleichheit’i inşa et!

PSG’nin ne büyük bir aygıtı ne de varlıklı ve etkili destekçileri var. Bizim sunabildiğimiz şeyler düşünceler, bir program ve güçlü bir gelenektir.

Bizler, geçtiğimiz 150 yıl boyunca, daha iyi, daha insancıl, sosyalist bir toplum kurabilmek için bütün şevklerini, enerjilerini hiç de seyrek olmayan bir biçimde yaşamlarını vermiş olan yüz milyonlarca işçinin ve aydının mirasını temsil ediyoruz. Stalinist ve burjuva tarihçilik, bu tarihi çarpıtma konusunda birbirlerini tamamlıyorlar. Ancak dünya kapitalizminin içinde bulunduğu derin krizin ışığında, geçmişin sınıf savaşlarının -yenilgilerin ve zaferlerin- dersleri çok büyük önem taşıyor.

PSG, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Alman seksiyonu olarak bu tarihsel deneyimlere dayanıyor. Dördüncü Enternasyonal, sosyal demokrasiye ve Sovyetler Birliği ve Doğu Almanya’nın her ikisinin de sahte bir biçimde Marksist geleneği temsil ettiklerini öne sürdükleri Stalinizme karşı, Marksist bir alternatifin olduğunun canlı kanıtıdır.

Dördüncü Enternasyonal 1938’de Lev Trotskiy tarafından Stalinizme karşı sosyalist enternasyonalizmin programın savunmak üzere kuruldu. Dördüncü Enternasyonal’in kökleri, 1923’ün başlarında Sovyetler Birliği’nin yozlaşmasına karşı mücadele etmiş olan Sol Muhalefete uzanmaktadır. 1930’lardaki büyük Stalinist temizlik sırasında yüz binlerce insan bu yozlaşmanın bedelini yaşamlarıyla ödediler ve neredeyse istisnasız bir biçimde Trotskizmi desteklemekle suçlandılar.

Bugün, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, Trotskist dünya hareketinin tarihsel sürekliliğini cisimleştirmektedir ve Dünya Sosyalist Web Sitesi biçiminde, uluslararası okuyucu sayısı hızla artan ve giderek daha fazla Marksizmin otantik sesi olarak görülen bir organa sahiptir.

Bütün işçilere, işsizlere ve özellikle de gençlere sesleniyoruz: PSG’nin seçim kampanyasını destekleyin! Mevcut durumda devrimci sosyalist bir partinin - PSG’nin - inşası en acil görevdir.

Aynı zamanda bakınız
Makalenin İngilizce orijinali
(2 Ocak 2008)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır