World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2008/jan2008/turk-j04.shtml

Türkiye’nin Ege kıyılarında batan teknede çok sayıda göçmen boğularak öldü

Sinan İkinci
4 Ocak 2008
İngilizce’den çeviri (14 Aralık 2007)

Açıklanan son resmi veriye göre, onlarca göçmeni taşıyan bir teknenin, 8 Aralık’ta, Türkiye’nin Ege kıyılarında batmasıyla birlikte, en az 49 kişi boğularak hayatını kaybetti. Sağ olarak kurtarılan göçmenlerden bazıları teknede yaklaşık 70 kişinin olduğunu belirttiler. Bununla birlikte Sahil Koruma tarafından Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) verilen bilgiye göre teknedekilerin sayısı 85’ti. Bu insanların bir güney Akdeniz ülkesinden Türkiye’ye doğru yola çıkmış oldukları söyleniyor.

UNHCR’den bir yetkiliTurkish Daily News’e şu açıklamayı yaptı: "Göçmenlerin milliyetleri konusunda kesin bilgi yok... Çoğunun Filistinli olduğu söyleniyor. Aynı zamanda Iraklılar da var. Biz UNHCR olarak, bu olay karşısında çok büyük bir üzüntü duyuyoruz." İzmir Valisi Orhan Şefik Güldibi yaptığı açıklamada göçmenlerin çoğunun Filistinli, Somalili ve Iraklılardan oluştuğunu söyledi.

Ne yazık ki yaşanan bu felaket istisnai olmaktan çok uzak. Bu olaydan sadece bir gün sonra, altı Özbek göçmenini taşıyan bir tekne, bu kez Akdeniz’de, Antalya şehri yakınlarında battı. Bu yazının kaleme alındığı sırada altı göçmenden üçü hâlâ kayıptı.

Turkish Daily News göçmenlerin Ege denizinde yaşadıkları benzer türden felaketlerin bir listesini yayınladı. Bu listede aynı dönemde Akdeniz’de yaşanmış olan felaketler yer almıyor.

1990 Yazı: Yunanistan’a gitmek isteyen yirmi göçmen hayatını kaybetti.

8 Eylül 1991: Aynı yerde bir teknenin batmasıyla birlikte altı İranlı boğularak öldü.

14 Eylül 1992: İzmir’in Çeşme ilçesi açıklarında tekne battı; 29 ölü.

30 Ekim 1992: On dört kişi öldü.

15 Kasım 1994: Muğla’nın Bodrum ilçesi sahilinde bir tekne battı; yaklaşık 27 kişi öldü.

Mayıs 1996: İzmir’in Gümüldür ilçesi sahilinde bir gemi battı; 24 ölü.

Haziran 1997: 31 göçmeni taşıyan bir tekne İzmir’in Çeşme ilçesi açıklarında battı; 16 ceset bulundu, 5 kişi kurtarıldı.

Ağustos 2003: Sudanlı ve Moritanyalı göçmenler Altınoluk açıklarında boğularak öldüler; 19 kişi hayatını kaybetti.

Kasım 2004: 20 kişiyi taşıyan bir tekne Doğanbey açıklarında battı, 5 kişinin cesedi bu güne kadar bulunamadı.

Kasım 2005: İzmir’in Çeşme ilçesi açıklarında bir tekne battı; 10 kişi boğularak öldü.

Nisan 2007: Kuşadası’na bağlı Güzelcamlı beldesinde bir tekne battı; altı kişi boğularak öldü.

Mayıs 2007: Güzelcamlı beldesinde bir başka tekne battı; 17 Türkmen boğularak öldü.

Ağustos 2007: Urla’ya bağlı Zeytinli beldesi açıklarında bir tekne alabora olunca altı göçmen boğularak öldü.

Kasım 2007: Çanakkale’nin Ezine ilçesindeki Yeniköy Limanı açıklarında bir tekne battı; 3 kişi öldü, 15 kişi kurtarıldı, 3 kişiye ulaşılamadı.

Bu liste, Ege Denizi’nde yaşamları her yıl tehlike altına giren binlerce göçmenin, yalnızca çok küçük bir bölümünü temsil ediyor. Bu insanların birçoğu yapacakları kaçak yolculuğu ayarlamaları için kendilerini insan kaçakçılarının insafına bırakıyorlar. Sahip oldukları her şeyi nakit para elde etmek için satarak ve akrabalarından borç alarak insan kaçakçılarına büyük miktarlarda paralar ödüyorlar.

Bu yolculuklar genellikle entipüften, aşırı dolu ve güvenli olmayan teknelerle, vasıflı bir denizci, yeterli yakıt ya da uygun iletişim ve seyrüsefer donanımının bulunmadığı koşullarda yapılıyor. Buna ek olarak her yıl binlerce insan konteynırlar ve uçak kargolarının içine saklanarak ve diğer tehlike dolu yollarla yaşamlarını tehlikeye atıyorlar.

"Şanslı" olup gidecekleri yere ulaşanların bir çoğu insan ticareti yapanların eline düşüyorlar. Özellikle kadınlar ve çocuklar bedensel suiistimale maruz kalıyorlar ve kendilerine zorla fuhuş yaptırılıyor. Ücret karşılığı çalışanlar ise genellikle tehlikeli koşullarla yüz yüze geliyorlar.

Kuzey Afrika ile güney Avrupa arasıda kalan bölge -Akdeniz ve Ege denizleri- başka ülkelere göçmeye ya da iltica etmeye çalışanlar için ana geçiş yolu ve odak noktası konumunda. Türkiye çoğu kez Avrupa’nın diğer bölgelerine gitmeden önce bir konaklama yeri olarak kullanılıyor.

UNCHR dış ilişkiler sorumlusu Metin ÇorabatırTurkish Daily News’e şu açıklamayı yaptı: "Göçün arkasında esas olarak iki neden yatıyor. Bunlardan biri iltica; yine de iltica etmeye çalışanlar küçük bir sayı oluşturuyorlar. Asya’dan ve Afrika’dan gelen binlerce göçmen, iş ve daha iyi bir yaşam arayışı içinde Avrupa ülkelerine giderken, yasadışı bir biçimde Türkiye’ye giriş yapıyorlar. Bazen ulaşmak istedikleri yere gitmeden önce, yasadışı olarak, iki ya da üç yıl süreyle kalabiliyorlar."

UNHCR’nin hesaplamalarına göre Türkiye’den geçen ve bu ülkede geçici ya da sürekli olarak kalan göçmenlerin toplam sayısı yarım milyona ulaşmış durumda.

UNHCR tarafından yayınlanan "Türkiye’de Düzensiz Göç ve İltica" başlıklı bir raporda şu açıklama yer alıyor: "İltica etmek isteyenlerin ve diğer düzensiz göçmenlerin Türkiye’yi Batıya ulaşmak için bir sıçrama tahtası olarak kullanmalarının birçok nedeni var, ancak bunların en önemlisi bu ülkenin benzersiz coğrafi konumudur. Türkiye, tarihsel olarak, her zaman, Doğu ile Batı ve Kuzey ile Güney arasında bir köprü görevi üstlenmiştir. Türkiye doğusunda Kafkaslar, İran ve Irak gibi siyasi çatışmaların ve etnik bölünmelerin uzun bir tarihe sahip olduğu bölgeler ve ülkelerle ortak bir sınırı paylaşıyor. Diğer tarafta ise Yunan adaları (bazıları Türkiye’den sadece birkaç kilometre uzakta) ve Avrupa Birliği’nin dış çeperi yer alıyor."

Türkiye bir tek Avrupa ülkelerinden gelenlere mülteci statüsü tanıyor ve diğer ülkelerden gelen insanlara yalnızca geçici sığınma hakkı veriyor. Bu da göçmenlerin insan kaçakçılarının eline düşmesini bir kat daha kaçınılmaz hale getiriyor.

AKP (Adalet ve Kalkınma Partisi) hükümeti, 2005 yılında, Avrupa Birliği’nin baskısı altında, bu tür göçü suç haline getiren yeni yasalar çıkardı. Bu yasal düzenlemelerin amacı demokratik haklara yapılan saldırının bir parçası olarak, yeni terörle mücadele yasaları aracılığıyla Avrupa’nın sınırlarını bütünüyle su geçirmez hale getirmekti. Göç sorunu ulusal düzeyde ve Avrupa ölçeğinde bir güvenlik sorunu haline getirildi. Göçün ana kaynağı olan güney Akdeniz ülkeleri ağırlıklı olarak Müslüman olduklarından, bu uygulama ırkçılığı besledi ve söz konusu bölgeler "endemik terörizm" sahaları olarak resmedildi.

AB üyesi ülkelerin ve sanayileşmiş dünyanın hükümetleri, göçmenlerin ve sığınmacıların topraklarına ayak basmasını, ülkelerinde yer olmadığı ve ekonomik kaynakların kıt olduğu gerekçesiyle yasaklamaya çalışıyorlar. ABD’de yapılan yeni düzenlemeler ticari gemilerin bir ölüm kalım durumu söz konusu olmadığı sürece denizdeki herhangi bir göçmeni gemiye almalarını yasaklıyor ve bunun yerine durumu ABD Sahil Güvenliği’ne bildirmelerini teşvik ediyor.

Bu son trajedi, gerek ekonomik mahrumiyet, derinleşen toplumsal ve ekonomik eşitsizlik, gerekse iç savaşlar ve etnik çatışmalar tarafından yaratılan daha geniş çaplı küresel bir mülteci krizinin yalnızca son ifadesidir. Bu insanlar işsizlik oranlarının yüzde 30 ve üzerinde seyrettiği ülkelerden geliyorlar.

ABD’nin Irak’ı canice işgal etmesinin bir sonucu olarak, her ay tahminen 60.000 Iraklı, sığınacak bir yer bulabilmek için evlerini terk ediyor. UNHCR, 2003 yılından bu yana 4.4 milyondan fazla Iraklının mülteci haline geldiğini tahmin ediyor.



Telif Hakkı 1998-2007, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır