World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2008/mai2008/cuba-m01.shtml

Küba’da "reformlar" özel mülkiyeti ve toplumsal eşitsizliği teşvik ediyor

Bill Van Auken
1 Mayıs 2008
İngilizce’den çeviri (17 Nisan 2008 )

Küba hükümeti, Çarşamba günü, Devlet Başkanı Raul Castro’nun, sağlık durumu bozulan ağabeyi Fidel’den iktidarın dizginlerini devralmasından bu yana geçen iki aya yakın bir süre içinde ilan etmiş olduğu bir dizi reformun, "sosyalizm"i terk etmenin işareti olduğunu reddeden bir açıklama yayımlamak zorunda kaldı.

Geçtiğimiz haftalar içinde Küba hükümeti cep telefonları, bilgisayarlar ve ev aletleri gibi tüketim mallarının satışı üzerindeki sınırlamaları kaldırdı ve Kübalıların daha önce yalnızca yabancı turistlere tahsis edilmiş olan otellerde kalabilmelerine izin veren bir yasayı geçirdi. Daha da önemlisi, hükümet tarım sektöründe ve ücret sistemlerinde özel üretimi güçlendirecek ve toplumsal eşitsizliği artıracak politika değişikliklerini hayata geçirdi.

İktidardaki Küba Komünist Partisi’nin günlük gazetesiGranma, "Hiç kuşkusuz, Fidel ve Raul’un rehberliğinde ve Parti’nin önderliği altında birleşmiş bir halk tarafından desteklenen ve savunulan, daha mükemmelleştirilebilir bir sosyalizm söz konusu olacağından, emperyalist felâket tellâllarının uzun zamandır özlemini çektikleri türden ‘stratejik’ değişiklikler meydana gelmeyecektir," iddiasında bulundu.

Bu açıklama, geçen hafta Miami’de toplanan ve ABD Ticaret Bakanı Carlos Gutierrez’in, Küba’da benzer bir ‘dönüşüm’ün sağlanabilmesi için Sovyet bloğunun çöküşünden çıkan dersleri tartışmak üzere, sürgünde bulunan Kübalı gruplarla, Demokrat Parti’den ve Cumhuriyetçi Parti’den politikacılarla ve çeşitli doğu Avrupa hükümetlerinin temsilcileriyle bir araya geldiği bir konferansa karşılık olarak yapıldı.

Bu konferansın konusu ve maksadı, Washington’un adaya yönelik yaklaşık elli yıldır devam eden ekonomik ambargoyu sürdürmesi ve Raul Castro’yu ağabeyiyle aynı dışlanmış konumda bırakması talebine destek sağlamaktı.

Granma’da yer alan açıklama, Miami’de yapılan bu konferansı, aynı zamanda, Kastrocu yönetime karşı girişilen her türlü iç muhalefeti "Küba’yı yıkmaya" çalışan "paralı askerlerin işi" olarak damgalamak için de kullanıldı.

76 yaşındaki Raul Castro, 24 Şubat’ta, 81 yaşındaki ağabeyinin yerine geçerek, 49 yıl içinde Küba’nın ilk yeni devlet başkanı oldu. Raul Castro, o zaman, hükümet tarafından konulmuş olan modası geçmiş yasaklamaları kaldırmaya ve Küba devletini ve ekonomiyi daha etkin hale getirmeye ant içti.

Hükümet bu önerileri, geçtiğimiz aydan bu yana, birbirini izleyen yeni kararnameler aracılığıyla hayata geçirmeye başladı.

İlk grup kararnameler iç tüketimle ilgiliydi. Bilgisayarların, cep telefonlarının, DVD çalarların ve diğer ev aletlerinin satışı üzerinde daha önce var olan yasaklamalar kaldırıldı. Kübalıların, yabancı turistlere ayrılmış olan otellerden -ve ülkenin en iyi plajlarından- yararlanmalarını engelleyen, apartayd tarzı yasa da, Kübalıların "ten rengi, cinsiyeti, dini inançları ya da ulusal kökenine bakılmaksızın," "herhangi bir otelde" kalma hakkını güvence altına alacak biçimde değiştirildi.

Elbette, buradaki bir önemli aldatmaca, satışına yeni izin verilen tüketim mallarından ve şimdi artık kapılarını Kübalılara açan otellerden yalnızca bunlara maddi olarak gücü yetecek olanların yararlanabilecek olmasıdır. Ortalama aylık ücretlerin 18 dolar civarında olduğu -yaşam standartlarının gerek ücretsiz sağlık ve eğitim gerekse yiyecek maddelerinin karneye bağlanarak sübvanse edildiği- bir ülkede, yasak olmaktan çıkarılan şeylerin çoğu, adanın 11 milyonluk halkının büyük çoğunluğu için hâlâ erişilmez olmaya devam ediyor.

Küba’da bir cep telefonu hattının görüşmeye açılması -şu ana kadar yasal olarak yalnızca yabancılara, yabancı şirketlerin çalışanlarına ve yetkili devlet görevlilerinin kullanımına açıktı- 120 dolara ya da altı aylık ortalama maaşa mal oluyor. Bir turistik otelde, tek bir gece geçirmek, bunun üzerine bir altı aylık ücretin daha ödenmesini gerektirecek.

Üstelik, Küba devleti için çalışanların büyük çoğunluğuna ücretleri Küba pesosu olarak ödenirken, satışına yeni izin verilen tüketim malları yalnızca, CUC olarak bilinen ve ulusal pesodan 25 kat daha değerli olan, ülkenin konvertibl pesosu ile satın alınabiliyor. Bu ikili para sistemi, turizm sektöründe ya da yabancı şirketlerde istihdam edilenlerin, üst düzey hükümet yetkililerinin, yurtdışından işçi dövizi gönderilen ailelerin ve karaborsada para kazananların, emekçi kitlelerden giderek daha çok farklılaştıkları, gitgide katmanlaşan bir toplumu yansıtıyor.

Hükümetin yayımladığı, mülkiyet ve üretime ilişkin kararnameler daha da büyük önem taşıyor.

Hükümet tarımda, çok büyük miktardaki devlet toprağının, ekilmek üzere özel çiftçilere ve çiftçi kooperatiflerine devredilmesini öngören bir plan açıkladı. Şu anda 250.000 özel çiftlik ve 1.100 özel kooperatif toprağın üçte birinden azını kontrol ederlerken, ülkenin gıda üretiminin yüzde 60’ına yakınını gerçekleştiriyorlar. Aynı zamanda Küba, gıda malları gereksiniminin yüzde 80’ini ithal ederken, ekilebilir devlet topraklarının yarısından fazlasının kullanım dışı olduğu bildiriliyor.

Açıklanan değişiklikler, aynı zamanda, hükümet tarafından tarım ürünlerine ödenen fiyatları artırırken, bu ürünlerin özel üreticiler tarafından düzenleme dışı, piyasa fiyatlarıyla satılabilecek miktarı üzerindeki kotaları da belirgin bir biçimde yükseltiyor. Kimi durumlarda bu, söz konusu malların üretiminin yüzde 70’ine kadar çıkıyor. Hükümet aynı zamanda üreticilerin tarımsal araç ve girdileri doğrudan satın almalarına izin vererek, bu alanda da bir pazar oluşturuyor.

Buna ek olarak, resmi günlük gazeteGranma, açıklanan tarımsal reformların "diğer değişiklikler" için bir "sıçrama tahtası" işlevi görebileceğini şimdiden belirtiyor.

Görünüşe bakılırsa bu değişiklikler arasında toprakları yabancı sermayenin sömürüsüne açmayı öngören bir plan da yer alıyor. Yabancı Yatırımlar Bakanı Marta Lomas, geçen hafta düzenlediği bir basın toplantısında, "Bugünlerde tarım sektörüne ilişkin kimi yatırım önerileri üzerinde çalışıyoruz," dedi ve yabancı yatırımlar konusunda "hiçbir şeyin dışarıda bırakılmadığını" ekledi. Lomas, gerek "pirinç üretiminde" gerekse "hayvancılık gibi diğer sektörlerde" ortak girişimlerin ya da yabancı kapitalist yatırımların düşünüldüğünü belirtti.

Gelen kimi haberlere göre, turizm sektörüne, bugün için büyük ölçüde ithal edilen meyve ve taze çiftlik ürünleri sağlayan tarım alanları da yabancı yatırıma açılabilecek.

Tüketim malları üzerindeki yasakların kaldırılmasıyla birlikte, bu tür politikaların, Küba’nın, Çin’in izlediği kapitalist üretime doğru giden yolu taklit edip etmediği sorulunca, Lomas şu cevabı verdi: "Küba Küba’dır ve modeller üzerinde çalışılmaktadır, ancak her ülkenin koşulları farklıdır ve Küba’nın koşulları da farklıdır."

Kısa süre önce yayımlanan resmi bir rapora göre, Küba’da yabancı yatırımlar 2006’da rekor düzeye ulaşarak 981 milyon doları buldu. Bu tutar, bir önceki yıla kıyasla yüzde 22’lik bir artışa karşılık geliyor. Küba’da yabancı yatırıma ilk kez 1990’lı yıllarda, daha önce Küba ekonomisine önemli sübvansiyonlar sağlayan Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasının ardından izin verildi. Yabancı yatırımların çoğu, ülkenin bir zamanlar başlıca gelir kaynağı olan şeker kamışını geride bırakan turizm sektörüne aktı.

Hükümet aynı zamanda geçen hafta, işçilerin kazançları üzerindeki her türlü tavan kısıtlamasını kaldırırken, onları daha doğrudan bir biçimde üretkenliğe bağlayan yeni bir çalışma yasası çıkardı.

Devlet medyasının önde gelen ekonomi yorumcularından Airel Terrero, "İlk kez bir maaşın bir sınırının olmadığı, yani bir maaşın üretkenliğe bağlı olduğu açıkça ve kesin olarak belirtildi," dedi.

Ücretlerin, şimdi tam olarak nasıl belirleneceği konusu, henüz açıklığa kavuşmuş değil. Bununla birlikte Terrero, daha eşitlikçi bir ücret sisteminden uzaklaşmayı ifade eden bu değişimin amacının, Kübalı işçilerden daha fazla miktarda emek gücü sağlamak olduğunu belirtiyor. Terrero, "Düşük üretkenliğin bir nedeni, ücret teşvikinin yetersiz olmasıdır ve bu üretkenliği azaltmakta ve daha yüksek ücretlerin önünü kesmektedir," dedi.

Terrero sözlerini, yeni sistemin "herkese çalıştığı kadar, herkesten yeteneğine göre" biçimindeki "sosyalist" ilkenin gerçekleşmesini temsil edeceğini belirterek sona erdirdi. Elbette bunun gerçekle hiçbir ilişkisi yok. Karl Marx’ın 1875 tarihli Gotha Programı’nın Eleştirisi’nde yer alan ünlü formülasyonu, "herkesten yeteneğine, herkese ihtiyacına göre"dir. Küba’da gündeme getirilen ücret sistemi yalnızca kapitalist sömürünün en vahşi biçimi olan parça başı ödeme sistemidir.

Yeni önerinin aynı türden savunusu, ülkenin ekonomik krizinden işçileri sorumlu tutan Kübalı devlet sendikalar konfederasyonu Central Trabajadores de Cuba’nın (CTC) önderi Raymundo Navarro tarafından daha açık bir biçimde dile getirildi.

Navarro, "Küba’da insanların çalışmadan yaşadıklarını söylüyorlar. İnsanların kendilerini çalışmak zorunda hissettikleri anın gelmesi gerekiyor," dedi. Bu yeni değişikliklerin, "sonuç almayı teşvik eden bir çalışma ve maaş düzeni getirmek üzere" tasarlandığını söyledi.

Bu "gerekliliği" uygulamaya koymanın bir parçası olarak, Küba hükümetinin, halka asgari gıda güvencesi sağlayan yiyecek karnesi sistemini kaldırmaya hazırlanıyor olabileceğine dair giderek artan spekülasyonlar yapılmakta. Bu, Raul Castro tarafından geçtiğimiz Şubat ayında, devlet başkanlığı görevini üstlenirken yaptığı ve yiyecek karnesine ve sübvansiyonlara dayalı sistemin "ekonomimizin hâlihazırda içinde bulunduğu koşullarda akıldışı ve sürdürülemez" olduğunu söylediği konuşmada, üstü kapalı olarak belirtildi. Castro aynı zamanda hükümetin "stratejik hedefinin" ücretlerin işlevini yeniden kazandığı ve bireyin yaşam standardının onun topluma verdiği emeğin önemi ve miktarıyla bağlantılı olduğu," bir sistemi getirmek olduğunu ilan etti.

Hükümet, son olarak Cuma günü, konut politikasında bir reform, devlete ait konutlarda kiracı olarak oturan kamu görevlileri için, bu mülklerin yasal sahipliğini kazanmalarına ve bu durumda onları hem varislerine miras olarak bırakabilmelerine hem de kiraya verebilmelerine olanak tanıyan bir düzenleme yaptığını duyurdu. İskan işleri yetkilileri bunun Küba hükümetinin bir özel gayrimenkul piyasası için gerekli koşulları yaratması olasılığını artıran, daha kapsamlı bir değişim süreci içinde atılmış sadece bir ilk adım olduğunu belirttiler.

Bu düzenlemeler, bir arada ele alındıklarında, Küba’da toplumsal eşitsizliği artırmaya ve özel mülkiyetin ve yabancı sermayenin etkisini güçlendirmeye yönelik önemli bir yön değişikliğini temsil ediyor. Bu, Küba’da hiçbir zaman için var olmamış olan sosyalizmden bir uzaklaşma değildir. Castro rejimi, 1959 yılında işçi sınıfının gerçekleştirdiği bir devrim sonucunda değil, Washington’un en küçük reformlara bile amansızca muhalefet etmesi karşısında, Stalinist Sovyet bürokrasisi ile bir ittifak kurmuş olan, radikal milliyetçi bir gerilla hareketinin iktidara gelmesiyle kuruldu.

Raul Castro’nun yönetimi altında uygulamaya konan sözde reformlar, ABD yönetici seçkini içinde, elli yılı aşkın bir süredir izlenmekte olan ve bir ekonomik ambargoyla birlikte, suikast girişimlerinden, başarısızlıkla sonuçlanan 1961 Domuzlar Körfezi istilasına ve sürgündeki Castro karşıtı teröristlerin desteklenmesine uzanan CIA operasyonlarından oluşan Küba politikası konusundaki ayrılıkların güçlenmesine hizmet etti.

Yönetici seçkinin içinde yer alan önemli bir katman, her iki büyük partinin de önderlikleri tarafından izlenmekte olan ve orantısız siyasi etkiye sahip olan bir sağcı Kübalı sürgün mafya tarafından dayatılan bu politikadan bezmiş durumda.

Havana’da ilan edilen değişikliklere gösterilen dikkatin bir belirtisi, adaya karşı savaş planlarından sorumlu olan askeri komutanlık olan ABD Güney Komutanlığı’nın başının Salı günü bir kongre jüri heyetine verdiği ifadede ortaya çıktı.

SouthCom’un başkanı Amiral James Stavridis, yasa koyuculara, Küba’da yapılan değişikliklerin "ilginç" olduğunu söyledi. Stavridis, kongre komitesine, "Bence şimdiden bir şey söylemek için henüz vakit çok erken, ancak Raul’un cep telefonları, turistik otellerde kalabilme, mülkiyet hakları gibi kimi ekonomik özgürlükleri tanıyor olması ilginç bir gelişme," dedi ve şunları ekledi: "Bunun samimi bir değişim mi yoksa yalnızca bir makyaj mı olup olmadığını görmek için durumu izlemeye devam etmemiz gerekiyor."

Bu arada, kısa bir süre önce Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’a gönderilen ve 24 ABD’li senatör ve 104 Temsilciler Meclisi üyesi tarafından imzalanmış olan mektuplarda, izlenmekte olan politikada bir değişikliğe gidilmesi çağrısı yapılıyordu.

17 Demokrat ve 7 Cumhuriyetçi senatör tarafından imzalanan mektupta, "Halihazırda uygulamada olan yalıtma ve uzaklaştırma politikamız başarısızlığa uğramıştır. Amerika’nın adada baskı yoluyla değişimi sağlamaya yönelik çabalarının üzerinden elli yıl geçtikten sonra, Küba’nın siyasi sistemi istikrarını korumaktadır," deniliyordu.

Temsilciler Meclisi üyelerinden gelen mektup şunları ekliyordu: "İzlediğimiz politika bizi bu kritik anda etkisiz bırakmaktadır." Mektup, uygulanmakta olan ticaret sınırlamalarının diğer ülkelere "adaya ekonomik yatırımlar yaparak milyarlarca dolar kazanmalarına" olanak sağlarken, Amerikan şirketlerinin ve tarım işletmelerinin elini kolunu bağladığını belirtiyordu.

Yaşanmakta olan görüş ayrılığının özü burada yatıyor. Avrupalı, Kanadalı -ve giderek artan bir biçimde Çinli- sermayenin büyüyen yatırımları, Amerikalı kapitalist çevrelerde, ABD sahillerinden sadece 90 mil uzakta bulunan, ucuz emek gücünden ve kaynaklardan kâr sağlama konusunda giderek büyüyen fırsatları kaçırma korkusunu artırıyor.



Telif Hakkı 1998-2007, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır