World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Seçim haberleri

Yazıcıya hazırla

Avrupa’nın sosyalist bir temel üzerinde birleşmesi için

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Avrupa seçimi kampanyasına destek ver!

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (Almanya) bildirisi
12 Mart 2009
İngilizce’den çeviri (20 Şubat 2009)

Sosyalist Eşitlik Partisi (Partei für Soziale Gleichheit, PSG) 7 Haziran’da yapılacak olan Avrupa seçimlerine kendi adayları ile katılıyor. Parti, önümüzdeki haftalarda, aşağıda yer alan bildiri ile seçime katılmak için gerekli olan imzaları toplayacak.

Avrupa’nın geleceğinin, mali aristokrasi ve onun Avrupa Birliği bürokrasisindeki ve var olan Avrupa hükümetlerindeki temsilcilerine bırakılması durumunda, felaket kaçınılmaz olacaktır. İşçilerin gelişmelere müdahale etmelerinin ve toplumun yazgısını kendi ellerine almalarının zamanı gelmiştir.

Bunun yapılabilmesi için:

kapitalizmin başarısız olduğunu ve onun yerine ekonominin demokratik denetime tabi olduğu, sosyalist bir toplumun geçirilmesi gerektiğini açıkça belirten;

milliyetçiliğe ve yabancı düşmanlığına karşı mücadele eden ve egemen sınıfların-1914 ve 1939’da olduğu gibi-Avrupa’yı savaşa ve diktatörlüğe sürüklemelerine izin vermeyecek olan;

işçileri ve işsizleri, gençleri ve emeklileri, Avrupalı işçileri ve sınır tanımaksızın bütün göçmenleri birleştiren ve onların demokratik ve toplumsal haklarını ödünsüz bir biçimde savunan;

sendikaların işbirlikçi politikalarını reddeden ve kapitalist mülk sahiplerinin ve yöneticilerin yıkıcı çılgınlığı karşısında işçileri, işlerini savunmak ve fabrikaların kapatılmasını önlemek için seferber eden;

Almanya’daki Sol Parti gibi lafta sosyalizm vazedip, pratikte kapitalizmi savunan herkese karşı çıkan;

yeni bir partinin inşa edilmesi gerekiyor.

Sosyalist Eşitlik Partisi (PSG), 7 Haziran’da yapılacak Avrupa seçimlerine böyle bir partiyi inşa edebilmek için katılıyor. Bizler, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya seksiyonu olarak, Marksizmi tarihsel olarak sosyal demokrasiye ve Stalinizme karşı savunmuş olan Trotskist hareketin geleneği içinde yer alıyoruz. Aynı enternasyonale üye olduğumuz diğer partilerle, Avrupa’da ve uluslararası düzlemde yakın işbirliği içinde çalışıyoruz. Günlük web sitemiz-Dünya Sosyalist Web Sitesi -bütün dünyada önemli ve giderek büyüyen bir okur kitlesine sahip ve yaygın bir biçimde Marksizmin özgün sesi olarak kabul ediliyor.

Bizler, büyük sermayenin ve bankaların kâr çıkarlarından önce toplumsal ihtiyaçlara öncelik veren bir işçi hükümetinin kurulması için mücadele ediyoruz. Bizim perspektifimiz Avrupa’yı sosyalist bir temelde, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri çatısı altında birleştirmektir.

Ekonomik kriz ve nedenleri

Uluslararası mali ve ekonomik kriz Avrupa üzerinde daha şimdiden yıkıcı bir etki yaratmış durumda. Sanayi üretimi dramatik bir biçimde geriledi ve resesyon hız rekorları kırarak derinleşiyor. Bu kriz, bütün partilerden politikacıların bizleri inandırmaya çalıştıkları gibi, kimi yabanıl doğa güçlerinin bir sonucu-dünyayı saran bir "deprem dalgası"-değildir. Aksine, bu kriz, toplumu acımasız ve canice yöntemlerle yağmalamış olan bir mali aristokrasinin, başıboş bir biçimde zenginleşmesini teşvik eden bir ekonomik sistemin ürünüdür.

Toplumsal yaşamın bütün alanlarını-hep "piyasanın kendi kendini iyileştiren güçleri" adına-kendilerini daha fazla zenginleştirmek için özelleştirmiş olan, aynı şirket BİS’leri [CEO; Baş İcra Temsilcisi-ç.n.] ve büyük sanayiciler, şimdi kendilerine sınırsız devlet desteği verilmesini talep ediyorlar ve kumarda kaybettiklerini halkın sırtından çıkarmaya çalışıyorlar. Bankerler, hükümete şantaj yapıyorlar ve politikacılar buna vergi mükelleflerinden sağlanan milyarları onların emrine sunarak karşılık veriyorlar. Yalnızca bir banka, Hypo Real Estate, Alman hükümetinden daha şimdiden toplamı 102 milyar avroyu bulan kamu sübvansiyonları ve destek sağlamış durumda.

Bankalara ve büyük şirketlere astronomik tutarlar sağlanırken, emekçi halktan krizin bedelini işsizlik, ücret indirimleri, kötüleşen çalışma koşulları ve sosyal harcamalarda kesintiler biçimde ödemesi bekleniyor. İşçiler bu sürece direnmelidir. Onların bu krizin patlak vermesiyle ilgili en ufak bir sorumluluğu bulunmuyor. İşçiler riskli spekülatif işlemler yapmadılar. Milyonları ya da milyarları ceplerine indirmediler. Tam aksine: Son yıllarda altın buzağının etrafındaki dans [Eski Ahit’te yer alan ve büyük bir günahın işlenişini anlatan hikâye-ç.n.], emekçi halkın yaşam standartlarına yapılan devasa saldırılarla bağlantılıydı.

20 yıl önce, Doğu Almanya ve Doğu Avrupa’ya kapitalizm yeniden getirildiği zaman, bizlere sosyalizmin başarısızlığa uğradığı söylendi. Gerçekte başarısızlığa uğramış olan sosyalizm değil, emekçi halka kibir ve hor görü ile bakan, ayrıcalıklı bir bürokrasinin diktatörlüğü olan Stalinizm idi. Kapitalizmin uygulamaya konulması, toplumsal anlamda, geriye doğru atılmış bir adımdı. Yeni zenginler ve eski Stalinistlerden oluşan küçük bir seçkin grubu toplumsal servet üzerinde tekelci bir kontrol sağladı ve bu yolla kendisini inanılmaz derecede zenginleştirebildi. Bu sürecin diğer ucu, halkın geniş kitleleri için, çok yaygın sefalete neden oldu.

Toplumsal eşitsizlik Batı Avrupa’da da dramatik bir biçimde artış gösterdi. Almanya’da daha önceki Sosyal Demokrat Parti-Yeşiller Partisi koalisyonu tarafından uygulamaya konulan Hartz reformları, toplumsal zenginliğin devasa boyutlarda yeniden bölüşümüne neden oldu. Giderek daha fazla sayıda aile, derin bir yoksulluğa mahkûm olurken, milyonerlerin sayısı artış gösterdi. 1990 yılında kapitalizmin yeniden uygulamaya konulmasından bu yana, Alman toplumunun en altta yer alan yüzde 10’luk kesimi yüzde 13 daha az kazanırken, en zengin yüzde 10’luk kesim gelirini yüzde 30’dan daha fazla arttırdı.

Sosyal harcamalarda büyük boyutlu kesintileri, sözüm ona boş hazineleri gerekçe göstererek savunan aynı politikacılar, şimdi milyarlık kamu fonlarını bankalara dağıtıyorlar ve krizin yükünü halkın sırtına yüklüyorlar. Bu asalak seçkinin gücü ancak işçi sınıfının geniş bir siyasi seferberliğini içeren, bir sosyal başkaldırı ile kırılabilir.

Korumacılık ve savaş tehdidi

Avrupa Birliği, Avrupa’nın birliğinin cisimleşmiş hali değildir. AB yalnızca, kıtanın en güçlü bankaları ve şirketleri için, daha yoğun sömürüye giden yolun üzerinde yer alan engelleri kaldırdı. AB, sınırlarını göçmenlere karşı sımsıkı kaparken, düşük ücretli katmanları yüksek ücret kazananlara karşı kullanarak, işçi sınıfını böldü.

Şimdi geçmişin hayaletleri yeniden ortaya çıkıyor. Avrupa’nın birliği için gösterilen sözde bağlılığa rağmen, her Avrupa hükümeti krize kendi ekonomisini diğerlerinin aleyhine olacak şekilde güçlendirmeye çalışarak karşılık verdi. Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, otomobil üreticilerine, Fransa’da üretim yapmayı ve Fransa’da üretilmiş parçalar kullanmayı taahhüt etmeleri koşuluyla, milyar-avroluk bir destek paketi sundu. Alman hükümeti, kendi payına, daha yoksul AB devletlerine herhangi bir yardım sağlamayı reddediyor. Krizi, Avrupa’daki egemenliğini güçlendirmek için kullanmayı umuyor.

Bu tür milliyetçi kampanyalar sendikaların aktif desteğini almaktadır. Lindsey’deki İngiliz petrol rafinerisinde yaşanan grev, şok edici bir örnekti. Sendikalar, işçiler arasında uluslararası dayanışmayı güçlendirmek yerine, "Britanya’daki işler, Britanyalı işçilere aittir" gerici sloganını yükselttiler ve Britanyalı işçileri yabancı meslektaşlarına karşı kışkırttılar. Bu gerici politikanın kökleri, kapitalist devletin verdiği sadakalarla yaşayan ve işçilerin yazgısını her ülkenin kendi egemen sınıfının "ulusal çıkarlarına" bağlayan sendika bürokrasisinin toplumsal konumuna uzanmaktadır.

Korumacılık ve ekonomik savaş, topyekûn savaşa giden yolda atılan ilk adımlardır. Büyük Güçler, her şeyden önce de ABD, yıllardır kendi ekonomik zayıflıklarını askeri güç kullanarak telafi etmeye çalışıyorlar. ABD’nin Avrupalı rakipleri, onun ekonomik düşüşüne, kendi ekonomik ve askeri arzularını ABD’ye tabi kılmaya artık bundan böyle razı olmadıklarını belirterek karşılık verdiler. Irak ve Afganistan’da süren savaşlar, Gazze’de İsrail ordusu tarafından girişilen katliam ve Sri Lanka hükümeti tarafından adanın Tamil azınlığına karşı başlatılan şiddetli saldırı, egemen sınıfın elinde tuttuğu iktidarı korumak için, ne derece acımasız olabileceğini gözler önüne seriyor.

Her kim ki Avrupa’da geçen yüzyılın kanlı olaylarının bir daha tekrarlanmayacağına inanır, o büyük bir hata yapıyor demektir. Avrupa hükümetlerinin halktan gelen direnişi, bir ülkenin işçilerini yurtdışındaki diğer işçilere, kaçınılmaz bir biçimde savaşa yol açan bir süreç içinde düşman ederek bastırmaya çalışmaları, ilk kez görülen bir durum olmayacak. Balkanlarda yaşanan olaylar böyle bir tehlikenin yaşayan kanıtıdır. Böyle bir tehdide karşı verilebilecek tek cevap, bütün Avrupa işçi sınıfı tarafından, sosyalizm için girişilecek bir taarruzdur.

Sol Parti’nin oynadığı rol

Bizler Sol Parti’nin ve Avrupa’daki benzeri oluşumların politikalarını reddediyoruz. Almanya’da Oskar Lafontaine’in Sol Parti’si, Fransa’da Mélenchon’un Sol Parti’si ve Oliver Besancenot’un Yeni Anti-Kapitalist Parti’si, İtalya’da Komünist Yeniden Kuruluş ve Yunanistan’da SYRİZA [Radikal Sol Koalisyon-ç.n.], Avrupa’nın sosyal demokrat ve Stalinist partilerinin çökmeleriyle birlikte ortaya çıkan boşlukları doldurmak için yaratıldılar. Bu örgütler, burjuva düzenini ayakta tutan bir güç olarak hizmet veriyorlar ve başlıca görevlerini işçilerden gelecek her türlü devrimci gelişmeyi önlemek olarak görüyorlar.

Yönetici seçkin, ekonomik ve toplumsal krizin, geçen yılın sonunda Yunanistan’da yaşanan gençlik protestolarının çok ötesine geçecek olan toplumsal çatışmalara yol açacağını gayet iyi biliyor. Egemen sınıf bu kaçınılmaz duruma iki şekilde hazırlanıyor: demokratik hakları sınırlandırarak, devlet ve polis baskı aygıtlarını güçlendirerek ve milliyetçi ve ırkçı eğilimleri körükleyerek. Aynı zamanda, kitlesel seferberliklerin önünü kesmeleri ve onları çıkmaz sokağa yönlendirmeleri için, "sol" partilere de bel bağlıyorlar. Avrupa’nın tarihi, işçi sınıfının, - SPD’nin Birinci Dünya Savaşı’na verdiği destekle başlayan - buna benzer oportünist partilerin ellerinde yaşadığı bu tür yenilgilerle doludur.

Sosyalist Eşitlik Partisi bütün işçilere, işsizlere ve gençlere sesleniyor: Devrimci sosyalizmin özgün perspektifini benimseyin! PSG’nin seçim kampanyasına destek verin! Vereceğiniz imza ile PSG’nin seçime katılmasını sağlayın! PSG’nin kampanyasını aktif bir biçimde desteklemek için bizimle temasa geçin! Bu çağrının internet üzerinden dağıtımını yapın! DSWS tartışma grupları oluşturun!

Makalenin İngilizce orijinali
(20 Şubat 2009)
Fransa’nın Sol Parti’si Fransız burjuva solunu yeniden örgütlemeye çalışıyor
( 3 Mart 2009)
Partei für Soziale Gleichheit’ın (Sosyalist Eşitlik Partisi) Hesse eyalet seçimleri manifestosu
( 18 Ocak 2008)

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır