World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2012/apr2012/eu-a10.shtml

Avrupa Birliği’nin Gerçek Yüzü

Stefan Steinberg
10 Nisan 2012
İngilizce’den çeviri (6 Nisan 2012)

Avrupa Birliği, 25 Mart günü, Roma Anlaşmasıyla kuruluşunun 55. Yıldönümünü kutladı.1 Kutlamalar, AB’nin beş yıl önceki 20. Yıl kutlamalarına damgasını vuran tantanayla ve tören alaylarıyla karşılaştırıldığında sessiz bir olaydı. Bu olay nedeniyle, kıtanın siyasi partilerinin önderleri ve devlet yetkilileri, sendika önderleriyle birlikte, birbirlerini kutlamak üzere düzenlenmiş bir partinin tadını çıkarmak üzere Almanya’nın başkenti Berlin’de buluştular.

Bu toplantıya katılan kodamanlar, Beethoven’ın Mutluluğa Övgü’sü eşliğinde şampanya içip birbirlerini kutladılar. Bu olayla ilgili olarak kaleme alınan metin şu sözcüklerle başlıyordu: "Avrupa, yüzyıllardır barış ve anlayış umudunda ısrar eden bir düşünceydi. Bu umut gerçekleştirilmiştir. Avrupa’nın birleşmesi barışı ve refahı mümkün kılmıştır."

AB’nin Berlin Açıklaması şöyle devam ediyordu: "Bizler barış, özgürlük, demokrasi ve yasanın egemenliği için; karşılıklı saygı ve ortak sorumluluk, servet ve güvenlik için; hoşgörü ve katılım, adalet ve dayanışma için çaba harcıyoruz."

"Barışı, serveti ve dayanışmayı" güvence altına almak şöyle dursun, Avrupa Birliği’nin yüzü, Avrupa’nın çalışan nüfusu için giderek daha yıkıcı sonuçlarıyla, gerici bir tuzak olarak açığa çıkmıştır. Bu düşünce, kıtanın dört bir yanında yakın dönemde yaşanan bir dizi olay eliyle vurgulanmaktadır.

Salı günü, 77 yaşındaki Yunanlı bir emekli, parlamento binasının önünde güpegündüz intihar etti. Dimitris Christoulas, kendisini vurmadan önce, şimdiki hükümeti II. Dünya Savaşı sırasında faşist Alman işgal güçleri ile işbirliği yapmış olan Yunan yönetimine benzettiği bir not bırakmıştı.

Christoulas, yüzbinlerce yaşlı Yunanlı ile aynı yazgıyı paylaşmıştı. Yaşamı boyunca eczacı olarak çalışmış olan Christoulas, Yunan hükümetinin bütçe düzenlemelerinden dolayı emekli maaşından mahrum edilmişti. O, intihar notunda şunları yazmış: "... adalet bulamadığım için, çöplerde yiyecek aramaya başlamadan ve çocuğuma yük haline gelmeden önce, [yaşamıma] saygın bir şekilde son vermekten başka bir tepki gösterme yolu bulamıyorum."

O, notunu, şimdiki Yunan siyasi seçkinlerinin yazgısının İtalya‘nın faşist önderininkiyle aynı olacağı kehanetinde bulunarak bitiriyor: "Geleceği olmayan genç insanlar bir gün silaha sarılacak ve aynı İtalyanların 1945’te Mussolini’ye yapmış oldukları gibi, hainleri Syntagma Meydanı’nda ayaklarından asacaklar."

Aynı gün, bir süredir işsiz olan 38 yaşındaki bir Arnavut, Girit adasındaki bir binanın ikinci katından atlayarak intihar etti. Yerel gazeteler, intihar nedeninin parasal sıkıntı olduğunu yazdı.

Avrupa Birliği’nin, Avrupa Merkez Bankası’nın ve Uluslararası Para Fonu’nun dayattığı acımasız kemer sıkma önlemlerinin bir sonucu olarak, Yunanistan’daki emekli maaşları ortalama yüzde 40 kesildi. Ülkedeki işsizlik oranı, yüzde 21 ile Avrupa’daki en yüksek oranlardan biri. Yunanistan, birkaç yıl önce Avrupa’daki en düşük intihar oranına sahipti. Polis kayıtlarına göre, bu oran, son iki yıl içinde ikiye katlanmış durumda.

Yaşam standartlarının ve geleceğe ilişkin beklentilerin ortadan kaldırılması Yunanistan ile sınırlı değil.

Yine bu hafta, Salı günü, Sicilya’da, 78 yaşında bir kadın kendisini oturduğu daireden atarak intihar etti. Kısa süre önce, kendisine, 800 Avroluk emekli maaşının 600 Avroya indirildiği bildirilmişti. Sayı artıyor...

Pazartesi günü, Roma’da bir resim çerçevesi imalatçısı kendisini astı. Onun intihar notu bunaltıcı ekonomik sorunlara gönderme yapıyordu. Onun ölümünü, Kuzey İtalya’da geçen hafta içinde gerçekleşen iki intihar girişimi izledi. Her ikisi de inşaat sektöründe çalışan bu insanlar, birbirinden bağımsız olarak kendilerini yakmaya kalkışmışlardı. Ölümden ağır yanıklarla kurtulan bu iki kişi de bırakmış oldukları intihar notlarında, intihar girişimlerine neden olarak umutsuz mali durumlarını gösteriyordu.

Avrupa’daki toplumsal kriz yalnızca yetişkin işçileri ve emeklileri etkilemiyor. Bütün ailelerin ve çocukların gelecek beklentileri, ayrıcalıklı küçük bir mali seçkinler tabakası tarafından, giderek artan şekilde,"mali düzenleme" gerekleri ve "sosyal yardım reformları" uğruna kurban ediliyor. Kısa süre önce Le Monde gazetesinde yer alan bir haber, on binlerce İtalyan çocuğunun bir iş bulup ailelerine destek olmak için erkenden okulu bıraktığını gözler önüne serdi. Haber, bir Avro ya da daha az para karşılığında günde 12 saat çalışan on yaşındaki bir çocuktan söz ediyordu.

Yoksulluk ve aşırı toplumsal kutuplaşma bütün kıtayı kasıp kavuruyor. Büyük ölçüde eskimiş olan 2009’a ilişkin AB rakamlarına göre, İspanya ve Yunanistan’da nüfusun yüzde 20’den fazlası yoksulluk içinde yaşıyor. Bu rakamlar, Letonya, Romanya ve Bulgaristan gibi bir dizi Orta ve Doğu Avrupa ülkesindekinden fazla.

Bu ülkelerin hepsi, AB ve IMF tarafından dayatılmış olan yoğun kemer sıkma programlarını uygulamaktadır. Toplumsal krizin doğrudan sonucu olarak, Romanya’daki nüfus, beklenen yaşam süresindeki azalma, gerileyen doğum oranları ve yurt dışında bir gelecek arayışı içindeki genç nüfusun kitlesel göçü gibi etmenlerin birleşmesi sonucunda, geçtiğimiz on yıl içinde yüzde 12 azalmış durumda. Nüfustaki benzeri gerilemeler Bulgaristan ve Letonya için de geçerli. Yoksulluk ve toplumsal kutuplaşma, Avrupa’nın ortasında, en büyük Avrupa ekonomileri olan Almanya ve Fransa’da da çarpıcı biçimde artıyor.

Yaşam standartlarının ve geleceğe ilişkin beklentilerin kıtanın her yerinde ortadan kaldırılması, barış döneminde rastlanmamış bir şeydir. Bu, kapitalist Avrupa Birliği’ne, özellikle de onun sendikalardaki ve eski sol partilerdeki savunucularına ilişkin ağır bir suç duyurusudur.

Dimitris Christoulas’ı bu hafta intihara sürükleyen çaresizlik yalnızca ekonomik zorlukla açıklanamaz. Çalışanlar ve aileleri, arkalarında onlar adına mücadeleye hazır bir örgütlenmenin ve partinin varlığını hissettiklerinde, bu tür büyük sorunların üstesinden gelme becerisine sahipler. Ama şimdiki durumda eksik olan şey tam da bu.

Sözde işçi sınıfına bağlılıklarını iddia eden o örgütlerin tamamı, uzun süre önce karşı safa geçmiş durumda. Bugün, AB’nin ve onun politikalarının, Avrupalı sendikalardan ve onların Yunanistan’daki SYRIZA, Almanya’daki, Sol Parti ve Fransa’daki NPA gibi sahte solcu yaverlerinden daha kararlı savunucuları bulunmuyor. Onların reformlara ve bir "sosyal Avrupa"nın olabilirliğine ilişkin bütün konuşmaları, yalnızca, onları AB bürokrasisine ve onun Brüksel‘deki düşünce kuruluşlarına ve lobicilerine bağlayan göbek bağını gizlemeyi amaçlamaktadır.

Şimdi bütün kıtayı kapsayan toplumsal yıkımın tek alternatifi, işçi sınıfının sendika bürokrasisine ve onun çanak yalayıcılarına karşı bütün Avrupa’da seferberliği ve işçi hükümetlerinin kurulmasıdır. Bu hükümetler, derhal, bankalar tarafından dikte edilmiş kemer sıkma ve borç ödeme programlarını iptal edecek; AB’den ve onun bütün kurumlarından ayrılacak ve nüfusun geniş kesiminin ihtiyaçlarını karşılama üzerine kurulu, gerçekten demokratik bir alternatifin, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’nin inşa sürecini başlatacaktır.

1 Bugünkü Avrupa Birliği'nin önceli olan Avrupa Ekonomik Topluluğu, Belçika, Fransa, İtalya, Lüksemburg, Hollanda ve Batı Almanya tarafından imzalanan 25 Mart 1957 tarihli Roma Anlaşması'yla kurulmuştu. -çev.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır