World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2012/apr2012/germ-a14.shtml

"Alman modeli" ve Avrupalı işçilere yönelik saldırı

Christoph Dreier
14 Nisan 2012
İngilizce’den çeviri (9 Nisan 2012)

Fransız Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy, geçtiğimiz Salı günü, önümüzdeki ay yapılacak olan seçimleri kazanması durumunda, sert bir kemer sıkma programını uygulamaya koyacağına söz verdi. O, öncelikle kamu sektöründe toplu işten çıkarmalar ve sağlık hizmetlerinde kesintiler yoluyla 53 milyar Avro tasarruf yapma niyetinde olduğunu belirtti. Sarkozy’nin muhalifi, Sosyalist Parti’nin adayı François Hollande, bir radyo söyleşisinde, seçilmesi durumunda bütün devlet harcamalarını gözden geçireceğini ve bir dizi programı donduracağını söyledi.

Sarkozy, işçilik maliyetlerinde 13 milyar Avroya kadar kesinti yapma planını daha önce açıklamış ve kendi önerilerini Almanya’da yıllar önce uygulamaya konulmuş olan Gündem 2010 programıyla karşılaştırmıştı. Sarkozy, Almanya’nın Fransa’ya karşı rekabet gücünü iyileştiren Gündem 2010’un Almanya’daki işçilik maliyetlerinde önemli azalmaya yol açmış olduğunu belirtti. O, eğer Fransa işsizlik oranını Almanya’daki düzeye çekmek istiyorsa, "Alman modeli"ni izlemeli ve benzeri önlemleri almalı dedi.

İtalya’nın seçilmemiş "teknokrat" başbakanı Mario Monti de bu yılın başlarında Gündem 2010’a bağlılığını bildirmiş ve Almanya’nın Avrupa’daki ekonomi tartışmasını kazanmış olduğunu açıklamıştı.

Gündem 2010, Gerhard Schröder başkanlığındaki Sosyal Demokrat (SPD) - Yeşiller hükümetinin 1998-2005 yılları arasında uygulamaya koyduğu bir dizi önlemi ifade etmektedir. Bu hükümet, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’da refah devletine yönelik en kapsamlı saldırıları devreye sokmuştu. SPD ve Yeşiller, emeklilik sisteminin kısmen özelleştirilmesi ve emek piyasası "reformları" yoluyla şirketlerin ücret maliyetlerinde önemli azalmalara yol açarken, en üst vergi oranını düşürmüş ve servetten alınan ek vergiyi kaldırmıştı.

Sonuç, büyük bir düşük ücret sektörünün yaratılması oldu. Halen Almanya’daki işgücünün yüzde 23’ü, saatte ortalama 7 Avrodan az kazanılan düşük ücretli işlerde istihdam ediliyor. 4,9 Milyon işçi, işverenleri ek işçilik maliyetlerinden neredeyse bütünüyle kurtaran mini-işlerde çalışıyor. Yüzbinlerce işçi, federal çalışma kurumları tarafından, saat ücreti 1 Avro artı yemek ve yatak olan işlere girmeye zorlanmış durumda.

Buna ek olarak, Alman şirketleri, çalışanların çalışma yasalarının koruması altında olmadığı ve çok düşük ücretlerle çalıştırılabildiği sözde hizmet anlaşmaları dolayımıyla, asgari ücret yükümlülüklerinden ve toplu sözleşme hükümlerinden kaçabilmektedirler. Kimi şirketlerde, bu tür sözleşmelerle çalıştırılan işçilerin sayısı, şimdiden, kadrolu çalışanların sayısını aşmış durumda.

AB maliye bakanları tarafından Mart ayında üzerinde anlaşılmış olan mali sözleşme, bu modeli bütün Avrupa’ya yaymayı amaçlamaktadır. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Ocak ayında, Avrupa’nın önceliğinin yalnızca devlet harcamalarını kısıtlamak değil ama aynı zamanda işçilerin haklarını ortadan kaldırmak olduğunu ifade etti. O, "Avrupa, Çin ve Brezilya gibi yükselen güçlerle uluslararası rekabetini, yalnızca Almanya kadar rekabetçi olduğunda sürdürebilir" demişti.

İşçi sınıfına yönelik bu saldırının ilk laboratuvarı Yunanistan’dır. Bu ülke, Avrupa’nın yönetici seçkinleri tarafından, kıtanın her yerinde işçi sınıfına dayatılacak olan önlemleri denemek için seçilmiştir.

Kitlesel işten çıkarmalara ve ücret kesintilerine ek olarak, sosyal yardım sistemlerinin yürürlükten kaldırılması ve tüketim vergilerindeki artış, bu ülkeyi şirketler için bir vergi cennetine dönüştürmektedir. Ülkedeki asgari ücret, 160 Avrodan fazla kesintiyle, 590 Avroya indirilmiş; şirket vergileri düşürülmüş ve ek ücret ödemelerinin çoğu kaldırılmıştır.

Toplumsal kaygılar ve yoksulluk, ücretleri ve çalışma koşullarını kapsamlı biçimde geriletmek için kullanılmakta olan bu önlemler eliyle zincirlerinden boşaltıldı. Alman hükümeti, kuzey Yunanistan’da "serbest ticaret bölgeleri" oluşturulmasını önermektedir. Bu özel bölgelerde, 590 Avroluk asgari ücret 300 Avroya; şirket vergisi ise yüzde 20’den yüzde 2’ye indirilecek.

Benzeri önlemler diğer Avrupa ülkelerinde de uygulamaya konuyor. İspanya’da, şirketler sendikalarıın rızası olmaksızıın ücretleri düşürebilmekte ve çalışma saatlerini değiştirebilmektedir. Çalışanları işten çıkarmalara karşı koruyan ve onların kıdem tazminatı haklarını dayatan yasalar ciddi biçimde kırpıldı.

İtalya’da, işverenlerin sosyal güvenliğe katkısı azaltılmış durumda ve şirketler artık varolan sözleşmeleri iptal edebiliyor, ücretleri düşürebiliyorlar. Aynı zamanda, bütün sözleşme görüşmelerini şirket düzeyinde yaparak işçilik maliyetlerini azaltma ve işten çıkarmaları hızlandırma yönünde planlar söz konusu.

Almanya’daki önde gelen siyasetçiler, rekabet gücünü daha da arttırmak için,"Gündem 2020" başlığı altında yeni ve daha da acımasız bir "reform" paketi talep ediyorlar. Önde gelen Alman şirketleriyle sıkı ilişkilerini sürdüren önceki başbakan Schröder, geçtiğimiz hafta bir "Gündem 2030" için çağrı yapacak denli ileri gitti. O, sorunlu ülkelerin ulusal bağımsızlıklarından vazgeçmeleri ve yeni, daha kapsamlı sosyal kesintileri uygulamak üzere bir Avrupa maliye bakanının atanmasını kabul etmeleri gerektiğinde ısrar etti.

Sarkozy, Monti ve Avrupa‘nın büyük şirketlerinin diğer siyasi temsilcileri "Alman modeli"nden övgüyle söz ettiklerinde, yalnızca Alman işçilerinin haklarına ve yaşam koşullarına yönelik yoğun saldırıya gönderme yapmıyorlar. Onlar, aynı zamanda, bu saldırıların uygulanma biçimini, yani sendikaların tam işbirliğini de kastediyorlar.

Gündem 2010, Alman hükümeti ile sendikalar tarafından birlikte başlatılmıştı. En önemli emek piyasası reformu, IG Metall‘in sendika bürokratları ile Volkswagen’ın personel müdürü Peter Hartz’ın önderliğindeki bir komisyon tarafından geliştirildi. Gerçekte, hükümet, bu programı incelemeden onaylamıştı.

2004’te, sosyal yardım kesintilerine karşı gösteriler patladığında, sendikalar, yorgunluk nedir bilmeksizin, onların gelişmesini önlemeye ve onları bastırmaya çalıştılar.

O zamandan bu yana, her başarılı Alman hükümeti sendikalara güvenmeye hazırdır. En son, ecza ve parfümeri zinciri Schlecker’de 11.000’den fazla çalışanın işten çıkartılmasında, Verdi sendikası, yalnızca işyerlerini savunmak için greve başvurmaya karşı çıkmakla kalmadı; şirkete karşı yasal yollara başvurmamaları için işçilere baskı uyguladı. Devlet ve büyük şirketler tarafından parasal olarak desteklenen sendikalar, asıl rollerinin işyerlerindeki her türlü anlaşmazlığın bastırılması olduğunu düşünmektedirler.

Ücretleri ve işçilik maliyetlerini Avrupa’nın her yerinde Çin ve Brezilya ile karşılaştırılabilecek düzeylere geriletmenin bir aracı olarak övülen, yere göğe sığdırılamayan Alman modeli böyle bir şeydir. İşçilerin işyerlerini ve yaşam standartlarını koruması, yalnızca, onların sendika bürokrasilerine karşı bir isyan içinde ve sosyalist bir perspektif üzerinde ulusal sınırların ötesinde birleşmeleriyle mümkündür.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır