World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2012/apr2012/syri-a23.shtml

"Suriye’nin Dostları"nın Paris toplantısı: Emperyalist güçler Suriye’ye karşı savaşa hazırlanıyor

Johannes Stern
23 Nisan 2012
İngilizce’den çeviri (21 Nisan 2012)

Önde gelen emperyalist güçlerden, onların NATO üyesi müttefiklerinden ve Körfez monarşilerinden oluşan sözde "Suriye’nin Dostları", Suriye’ye karşı savaş hazırlıklarını hızlandırmak için Perşembe akşamı Paris’te toplandı.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, toplantıda, "Esad yönetimine karşı daha sert tavır almak için daha fazla şey yapmamız gerekiyor" dedi. O, bir başka ülkeye karşı askeri müdahaleye izin veren sözleşme hükmüne gönderme yaparak, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde bir "7. Bölüm yaptırımlar kararı" alınması çağrısı yaptı. Clinton, seyahat sınırlamasının ve mali yaptırımların yanı sıra, bir silah ambargosunda "ve rejim üzerinde, onu Kofi Annan’ın altı maddelik planına uymaya zorlayacak baskı" uygulanmasında ısrar etti.

Clinton’ın, Annan’ın barış planından medet umması bütünüyle siniktir. ABD, daha ilk günden beri, Annan tarafından aracılık yapılan ateşkes anlaşmasını Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimine karşı bir tuzak olarak kullanmaktadır. Washington, "barış"ı destekliyormuş gibi davranırken, sürecin amacının Esad’ın görevden alınması olduğunu vurgulamaya devam etmekte ve Batılılar tarafından finanse edilip silahlandırılan Suriye muhalefetinin hükümetin kolluk güçlerine karşı sürmekte olan bombalamalarını ve diğer saldırılarını el altından desteklemektedir. Mesele, en baştan itibaren, yönetimi muhalefet güçlerine karşı kışkırtmak ve bunun ardından, Esad’ın ateşkesi ihlal etmesini yoğun bir askeri müdahalenin bahanesi olarak kullanmaktır.

Clinton, neredeyse nefes almadan yaptığı konuşmasının bir cümlesinde güya "barış"ta ısrar ederken, bir sonrakinde, ABD’nin muhalefet güçlerine daha fazla yardım edeceğini ilan etti. O, ABD’nin "Suriye muhalefetine iletişim, lojistik ve başka alanlarda desteğini arttırdığını" açıkladı. Clinton, ABD’nin Suriye içindeki muhalif gruplara yapılan yardımı Türkiye ile işbirliği içinde koordine etmeyi değerlendirdiğini de söyledi.

Medyada yer alan haberler, Clinton’ın, Paris toplantısında, Suudi Arabistan’ın Dışişleri bakanı Prens Suud el-Faysal ile görüştüğünü belirtiyor. Katar ve Suudi Arabistan, 1 Nisan’da İstanbul’da gerçekleşen "Suriye’nin Dostları" toplantısında, "asileri" resmi olarak maaşa bağlamışlardı. Haberlere göre, ABD’nin, Britanya’nın ve Körfez ülkelerinin, halen Suriye içinde faaliyet gösteren özel birlikleri bulunuyor.

Clinton, konuşmasında NATO’nun Suriye’deki olası rolüne de değindi. O, iddialara göre Suriye güçlerinin Türkiye sınırının ötesine ateş açıp bir sığınma kampında çalışan dört Suriyeli ile iki Türk görevlisini yaraladığı 9 Nisan’daki olaya da gönderme yaptı. Suriye yönetimi, bu olaydan hemen önce kendi güçlerinin Türkiye topraklarından gelen bir saldırıya maruz kaldığını iddia ediyor. Türkiye’nin Suriye sınırındaki bu bölgesi, muhalif Özgür Suriye Ordusu’nun faaliyetlerinin ana üssü.

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, bu olaya, geçtiğimiz hafta, NATO’nun 5. Maddeden kaynaklanan sorumluluklarına gönderme yaparak yanıt verdi. NATO anlaşmasının bu maddesi, bir NATO üyesine yönelik saldırının bütün üyelere yapılmış sayılacağını ve ortak bir karşılık görebileceğini ilan ediyor. Beşinci maddeye başvurulması, NATO’nun, 7. Bölüme göre bir BM Güvenlik Konseyi kararı olmaksızın (bu şimdiye kadar Rusya ve Çin tarafından engellendi) Suriye’ye saldırmasına olanak sağlayacaktır.

7. Bölüm kararı, Güvenlik Konseyi’nin "uluslararası barışı ve güvenliği yeniden sağlamak" için askeri müdahaleye yönelik adımları atmasına izin veriyor. 17 Mart 2011’de, 7. Bölüme uygun olarak kabul edilen 1973 sayılı karar, ABD-NATO’nun Libya’da rejim değişimini amaçlayan savaşına yasal kılıf sağlamıştı.

Paris toplantısının gidişatını Fransız Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy belirledi. O, Esad’ı bir yalancı olarak adlandırdı ve Libya savaşının sonunda Batı destekli "isyancılar" tarafından öldürülmüş olan Libyalı lider Muammer Kaddafi’ye benzetti.

Sarkozy, Europe 1 radyo kanalında, "Beşar Esad utanmazca yalan söylüyor. O, nasıl ki Kaddafi Bingazi’yi haritadan silmek istediyse, aynı şekilde Humus’u haritadan silmek istiyor" dedi. Sarkozy, bunun ardından, "Suriye’de bir muhalefetin var olabilmesi için bir insanı koridor oluşturulması" çağrısında bulundu.

Bütün bunlar, emperyalist güçlerin Libya senaryosunu Suriye’de yinelemeye karar vermiş oldukları anlamına geliyor. Bir kan banyosunu haklı göstermek için, Libya’da olduğu gibi, en sinik yalanlar söylenmektedir.

Gerçekte, Kaddafi, hiçbir zaman "Bingazi’yi haritadan silmeye" çalışmamıştı. Öte yandan NATO, yoğun bombalama saldırılarını, Avrupalı ve Amerikalı özel güçlerin yardımını alan karadaki "asi" temsilcileriyle birlikte, görünüşte "sivilleri korumak" için koordine etmişti. Bu süreçte, ABD, Fransız, Britanya ve onların NATO üyesi müttefikleri, on binlerce Libyalıyı öldürdüler ve aralarında Trablus ile Sirte’nin de olduğu kentleri harabeye çevirdiler.

Perşembe günü, Birleşmiş Milletler ile Suriye arasında, 300 gözlemcinin durumu izlemek üzere Suriye’ye gönderilmesine ilişkin bir anlaşma imzaladı. Bu arada, BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon, ateşkes ihlallerinin bütün suçunu Esad’ın üzerine yıkarak, BM’nin, ABD’nin emperyalist politikasının bir aracı olduğunu kanıtladı. O, Suriye yönetimini, "askeri birliklerin faaliyetlerine, konumlarına ya da kışlalarına döndürülmelerine ilişkin önceki yükümlülüklerini" tam olarak yerine getirmemekle suçladı.

Aynı gün, ABD Kongresinde soruları yanıtlayan Savunma Bakanı Leon Panetta ve ABD Genelkurmay Başkanlığı sözcüsü General Martin Dempsey, ABD’nin savaşa hazır olduğunun açık işaretlerini verdiler. Dempsey, ABD ordusunun, talep edildiğinde harekete geçmeye hazır olduğunu açıkladı.

Panetta, "ABD’nin askeri olarak müdahale etmesinin tek yolunun, uluslararası toplumda bu yönde bir şeyler yapma konusunda bir fikir birliği içinde olması gerektiği ortada" dedi ve ekledi: "Esad alaşağı edilecek."

Stratejik öneme sahip olan bu Doğu Akdeniz ülkesi, 13 aydan bu yana silahlı bir çatışmanın pençesinde bulunuyor. Batılı güçler, Mart 2011’de Esad karşıtı gösterilerin başlamasından kısa süre sonra, bir müdahaleye girişmek için bu durumu değerlendirdiler. Onlar, Türkiye ve Körfez diktatörlükleriyle birlikte, devlet binalarına ve kolluk güçlerine yönelik terörist saldırıların gerçekleştirilmesini sağlamak için Özgür Suriye Ordusu’nu ve diğer Sünni tutucu "asi" grupları silahlandırdılar.

Suriye’ye yönelik savaş hazırlıkları, bütün Ortadoğu’yu doğrudan emperyalist denetim altına almayı amaçlayan daha kapsamlı bir planın parçasıdır. İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak, Perşembe günü CNN ile yaptığı bir röportajda, Esad’ın devrilmesinin "İran’ı köklü biçimde zayıflatacağını" söyledi ve şöyle devam etti: "O, [Suriye-çev.] İran’ın Arap dünyasındaki tek ileri karakoludur. İranlılar Arap değiller ve bu [Esad rejiminin devrilmesi-çev.] hem Lübnan’daki Hizbullah’ı hem de Gazze’deki Hamas’ı ciddi bir biçimde zayıflatacak ve son derece olumlu bir gelişme olacaktır."

Fransa, bir zamanlar kendi sömürgesi olan Suriye’de Batı yanlısı bir rejimin kurulması için, aynı Libya’da olduğu gibi, başı çekiyor. Cuma günü, 22 Nisan’daki başkanlık seçimlerinden yalnızca iki gün önce, Sosyalist Parti’nin başkan adayı Hollande, Fransa’nın müttefiklerine, Suriye’ye karşı savaşı desteklediği güvencesini verdi: "Birleşmiş Milletler çerçevesinde gerçekleşmesi durumunda, bu müdahaleye katılacağız."



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır