World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2012/jun2012/abd-j04.shtml

ABD Hula Katliamının Ardından Suriye’yi Müdahaleyle Tehdit Ediyor

Chris Marsden
4 Haziran 2012
İngilizce’den çeviri (29 Mayıs 2012)

Hula’da 100’ün üzerinde insanın katledilmesi, ABD, diğer Batılı güçler ve Körfez devletleri tarafından, Suriye’de rejim değişikliği çabalarını hızlandırmak için kullanılıyor. Birleşmiş Milletler, Cuma günü ölenler arasında 32 çocuk ile 34 kadının bulunduğunu belirtmişti.

Dün Fox News’e konuşan ABD Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey, "askeri seçenek elbette her zaman söz konusu... Bu, zulümlerden dolayı Suriye ile ilgili olarak gündeme gelebilir" dedi.

Onun yorumlarını, Washington tarafından yapılan bir dizi kavgacı açıklama izledi. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, "ABD, cinayet ve korku üzerine kurulu egemenliğinin sona ermesi gereken [Suriye Devlet Başkanı Beşar] Esad ve şürekâsı üzerindeki baskıyı arttırmak için uluslararası toplum ile birlikte çalışacaktır" dedi. Beyaz Saray, Hula’daki saldırıyı, "gayrı meşru bir rejimin aşağılık bir göstergesi" diye adlandırdı.

Suudi Arabistan ve Katar önderliğindeki Körfez İşbirliği Konseyi de, bir kez daha doğrudan askeri müdahale önerisinde bulunuyor. Halen Arap Birliği’ne başkanlık yapan Kuveyt, "Suriye halkına karşı baskıcı uygulamalara bir son verecek adımları atmak" üzere bir bakanlar toplantısı çağrısı yaptı.

Türkiye’de kurulmuş ve Washington ile müttefikleri tarafından finanse edilip örgütlenmiş olan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO), Birleşmiş Milletler’in önceki Genel Sekreteri Kofi Annan’ın aracılık yaptığı ateşkes görüşmelerine artık bağlı kalmayacağını açıkladı. ÖSO, "BM Genel Konseyi sivillerin korunması yönünde acil adımlar atmadığı sürece, Annan’ın planının cehenneme kadar yolu var" diyen bir açıklama yayınladı.

Batı destekli Suriye Ulusal Konseyi (SUK) de, [BM anlaşmasının] güç kullanımını onaylayan VII. bölümünü hatırlatarak, BM Güvenlik Konseyi’ne acil bir toplantı düzenleme ve "Suriye halkını korumak" üzere bağlayıcı kararlar alma çağrısı yaptı.

Obama yönetiminin, Esad rejimini istikrarsızlaştırma ve ÖSO ve SUK gibi Sünni temelli güçlere olan desteğini örtme çabalarının nereye kadar süreceğini belirten bir zaman belirlemesi gerekiyor. Ama o, doğrudan bir müdahale için gerekli siyasi desteği garantiye almak için Hula’daki trajik olaylardan yararlanmaya çalışıyor. Bu, Esad’ı görevden ayrılmaya zorlama yönünde bir hamle için Rusya’nın desteğinin sağlanmadığı ya da Moskova’nın muhalefetinin etkisizleştirilmediği anlamına gelmektedir.

BM Güvenlik Konseyi, Pazar günü, Hula’da "bir yerleşim bölgesine yönelik olarak devlete ait ağır silahların ve tank bombardımanının kullanıldığı saldırılarda" ölenleri mahkum eden, bağlayıcı olmayan bir açıklamayı oy birliğiyle kabul etti. Açıklama, "sivillerin yakın mesafeden vurularak öldürülmesini ve ağır fiziksel saldırıları" mahkum ediyordu.

Bununla birlikte, [Güvenlik Konseyi üyeleri arasındaki] açık farklılıklar sürüyor. Moskova, rejim değişikliğinin kendisini Ortadoğu’daki başlıca üssünden mahrum bırakacağından ve Şii İran’ı Washington yanlısı Sünni rejimler zinciriyle kuşatarak, bölgenin petrol zenginlikleri üzerindeki tartışılmaz ABD üstünlüğünü garanti altına alacağından korkmaktadır.

Dün Britanya Dışişleri Bakanı William Hague ile bir basın toplantısında konuşan Rus Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, Şam’ın kendi sorunlarını "dış müdahale olmaksızın" çözmesini istediğini söyledi.

Lavrov, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Her iki tarafın da, aralarında onlarca kadının ve çocuğun olduğu masum insanları öldürdüğü açıkça ortada. Bu bölge asilerin denetimi altında ama hükümet birlikleri tarafından kuşatılmış durumda." O, devlet güçlerinin Hula’yı top ateşine tutmada ağır silahları ve tankları kullandığından kuşku olmadığını ama çok sayıda insanın yakın mesafeden vurularak ya da işkence sonucu öldürülmüş göründüğünü söyledi.

Konuşmasını, Esad yönetimi "olup bitenlerin başlıca sorumluluğunu taşımaktadır" diye sürdüren Lavrov, sözlerine, onun "açıkça El Kaide’nin imzasını" taşıyan bombalamaların faili teröristlerle karşı karşıya olduğunu ekledi.

Obama yönetimi, çabasını açıkça, Esad’ın Yemen’deki iktidarın devri örneğine benzer şekilde aşamalı olarak ayrılmasına Rusya’nın destek vermesini sağlamaya odaklamış durumda. Obama’nın başkanlık seçimlerindeki Cumhuriyetçi rakibi Mitt Romney ise ABD’nin "Suriyeli, muhalif grupları kendilerini savunabilmeleri için örgütlemede ve silahlandırmada ortaklarıyla birlikte davranması gerektiğini" vurgularken, Cumhuriyetçi Parti’den Senatör John McCain, Obama’yı, Rusya ile görüşmelerde "beceriksiz" bir dış politika izlemekle suçladı.

Obama, geçtiğimiz yıl Libya’da gerçekleştirilen türde NATO önderliğinde doğrudan bir saldırı başlatmada isteksizdir. Ama onun Cumhuriyetçi eleştirmenleri, yalnızca, Beyaz Saray’ın, kısa süre içinde Türkiye ve Körfez devletleri tarafından ABD adına girişilebilecek kapsamlı bir savaş haline gelebilecek bu süreçte, halen örtülü olarak yaptıklarını açıkça belirtmektedir.

Hula ve Suriye’deki iç savaş üzerine büyük devletler ve kitlesel medya tarafından söylenenlerin hiçbiri göründüğü gibi kabul edilemez. Hula, eski Yugoslavya’da ve başka yerlerde emperyalist müdahaleye haklılık kazandırmaya hizmet eden zulümlere benzer bir siyasi işlev görmektedir.

İlk olarak, tartışmalı olmaya devam eden olayların tam bir açıklaması yapılmış değil.

Suriye Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jihad Makdissi, çatışmaların "otomatik silahlar, havan topları ve tanksavar roketler taşıyan, ağır silahlı yüzlerce insanın" Suriye ordusunun mevzilerine karşı başlattığı dokuz saat süren bir saldırının ardından başladığını söyledi. O, bölgedeki beş mevzinin, üç askerin öldüğü ve 16’sının yaralandığı bir saldırıya uğradığını söyledi. Bunun ardından yaşanan ölümlerden teröristleri suçlayan Makdissi, çatışma sırasında "çocuklar, kadınlar ve diğer masum insanlar evlerinde öldürüldüler ve bunu Suriye ordusu yapmadı. Bu öldürme yöntemi vahşicedir" dedi.

Muhalif eylemciler, ordu ile asiler arasındaki çatışmaları kabul ettiler ama ölümlerden dolayı rejim yanlısı "Şabiha" milislerini sorumlu tuttular.

Suriye’deki BM gözlem misyonunun başı Tümgeneral Robert Mood, "bir yerleşim bölgesine topçu ve tank ateşi açıldığını" belirten, bu arada ölümlerin başlıca nedeninin yakın mesafeden vurulmalar, bıçaklamalar ve "ciddi fiziksel saldırılar" olduğunu kabul eden bir rapor yayımladı.

Mood, "Suriye’de öğrendiğim bir şey varsa, ... o da acele yargıda bulunmamam gerektiğidir" dedi.

Medyanın ve Batılı politikacıların, sorumluluğu paylaştırmak söz konusu olduğunda, 10 Mayıs’ta Şam’da 55 kişiyi öldüren bomba yerleştirilmiş arabalardaki gibi önceki vahşetlere çok daha az öfkeli ve çok daha dikkatli tepki gösterdikleri de anımsanmalı. Onlar, o zaman, bu ve benzeri terörist saldırıların El Kaide’nin işi olduğunun varsayılmaması gerektiği konusunda hemfikir olmuş ve muhalefetin bunların Esad yönetimi tarafından girişilmiş provokasyonlar olduğu yollu suçlamalarını eleştirisiz aktarmışlardı. Buna rağmen, BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, 18 Mayıs’ta, medyada pek yorumlanmayan "Ben bunun arkasında El Kaide’nin olduğuna inanıyorum. Bu bir kez daha çok ciddi sorunlara yol açmaktadır" açıklamasını yapmıştı.

ABD ile onun Avrupalı ve Ortadoğulu müttefikleri, Suriyelilerin genelde maruz kaldıkları eziyetlere olduğu gibi, Hula’da gerçekte nelerin yaşandığıyla da ilgilenmemektedirler. Britanya Büyükelçisi Mark Lyall’ın açıkladığı gibi, "Dolayısıyla, doğrusunu söylemek gerekirse, bu vahşete tırmanmadaki tam koşulların ne olduğu önemli değildir. Gerçek şu ki bu bir vahşettir ve o Suriye hükümeti tarafından işlenmiştir."

Hula’nın nihai sorumluluğu, Esad rejimini devirmeye ve onun yerini bütünüyle ABD egemenliğinde bir stratejik Ortadoğu ittifakına bağlı bir yönetimin almasına adanmış mezhepçi bir Sünni ayaklanmayı teşvik edip silahlandırmış olan Washington’a ve onun müttefiklerine aittir.

Hula katliamına verilecek tek meşru yanıt, Washington’ın ve suç ortaklarının Suriye’ye karşı entrikalarına ve yıkıcı faaliyetlerine son vermeleri talebini daha güçlü şekilde yükseltmektir. Kendi geleceklerini belirlemeleri ve hem burjuva Esad rejimiyle hem de -uluslararası destekleyicileri sayesinde- şimdi muhalefete egemen olan burjuva ve mezhepçi güçlerle siyasi bir hesaplaşma, Suriyeli işçilerin ve köylülerin sorumluluğundadır.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır