World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Almanya’daki Sol Parti Mısır’daki karşı-devrimi nasıl destekliyor

Johannes Stern
29 Ağustos 2013
İngilizce’den çeviri (26 Ağustos 2013)

Almanya’daki Sol Parti’nin ve onun saflarında faaliyet gösteren sahte-sol eğilimlerin sınıf karakterini anlamak için, onların Mısır’daki dramatik gelişmeler karşısındaki tavrına bakmak gerekiyor.

Sol Parti, Mısır’daki karşı-devrimci gelişmeleri diğer burjuva partilerin hepsinden daha açık biçimde desteklemektedir. O, orduyu destekleme perspektifiyle, kitlesel protestoları, devrikİslamcı Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı yönlendirmeye çalışmış olan ve şimdi generallerin azgın baskısını savunan Mısır’daki liberal ve “sol” güçlerle sıkı ilişki içindedir. Sol Parti, darbenin hazırlanıp uygulanmasını ve Mısır’daki devrimi kana boğmayı amaçlayan askeri diktatörlüğün kurulmasını desteklemiştir.

Sol Parti’nin ellerine, aynı Mısır’daki müttefikleri -özellikle de Devrimci Sosyalistler (DS) ve Mısır Sosyalist Partisi (MSP)- gibi kan bulaşmıştır. Ordunun 3 Temmuz’da iktidarı ele geçirmesinden ve eski Mübarek rejimini yeniden kurmak için baskıya başvurmasından bu yana, binlerce protestocu soğukkanlılıkla öldürülmüş, yaralanmış ya da keyfi tutuklamalara maruz kalmıştır.

Sol Parti, Mısır ordusunun Mursi ve Müslüman Kardeşler karşıtı kitle hareketini kendi gerici hedefleri için kullanma yönündeki çabasında belirleyici rol oynamış olan Tamarod (“İsyan”) kampanyasını destekledi.

Mısırlı uzantılarıyla sıkı ilişki içinde çalışan Sol Parti, bu sağcı komploya “sol” bir görünüm kazandırmaya çalıştı. O, Tamarod’un Mısır devrimini sürdürmeye ve kitlelerin toplumsal ve demokratik hakları uğruna mücadelesine adanmış bir hareket olduğunu iddia etti. Gerçekte, Tamarod’un programı, askeri diktatörlüğe geri dönmekti. Onun önderleri, Mahmud Bedri ve Muhammed Abdül Aziz, 3 Temmuz’da, darbe devlet televizyonundan ilan edilirken, onun önderi General Abdül Fatah El Sisi’nin yanındaydılar.

Çok sayıda haber eliyle doğrulandığı üzere, Tamarod, eski Mübarek rejiminin unsurları tarafından finanse edildi ve desteklendi. Mısırlı milyarder ve Mübarek’in uzun süreli müttefiki Bagip Saviris, Bloomberg’e ve┬áNew York Times’a verdiği röportajlarda, Tamarod’a 28 milyon dolar yardımda bulunduğunu doğruladı. Tamarod’un diğer destekleyicileri arasında, Mübarek’in son başbakanı General Ahmed Şefik ile Mısır’ın adı kötüye çıkmış istihbarat örgütü Muhaberat’ın uzun süre şefliğini yapmış olan Ömer Süleyman’ın izleyicileri de yer alıyor.

Sol Parti içinde Tamarod adına yapılan en saldırgan propaganda, Britanya Sosyalist İşçi Partisi ve Mısır’daki Devrimci Sosyalistler ile bağlantılı Marx21 adlı gruptan geldi. Marx21’in önde gelen üyelerinden olan ve hem Sol Parti’nin ulusal yürütmesinde hem de Almanya Parlamentosu’nun Savunma Komitesi’nde yer alan Christine Buchholz, partisinin “Tamarod hareketi ile dayanışmasını” 27 Haziran’da açıkladı.

28 Haziran’da, Marx21’in web sitesinde, “Tamarod: Yeni Başkaldırı” başlıklı bir yazı yayımlandı. Tamarod’un “fırtınalı doğuş”unu memnuniyetle karşılayan yazı, onu devrimin “büyük umudu” olarak betimledi.

Sol Parti ile yakın ilişki içinde olan Junge Welt gazetesi, 26 Haziran’da, Mısır Sosyalist Partisi’nin dış politika sözcüsü Mahmud Habaşi’nin bir açıklamasını yayımladı. O, Tamarod’u ve darbeyi “devrimci güçler” olarak destekleyen liberal ve “sol” partiler koalisyonu Ulusal Kurtuluş Cephesi’nden övgüyle söz etti. Habaşi, “sol”un “Mısır’da önderlik rolü” oynayamayacağını iddia etti. Bu “kabul”, “birçok güç tarafından yapılmış”tı ve “onları daha sıkı işbirliği geliştirmeye -gerçekte büyük tehlikeler gözönünde bulundurulduğunda- birleşmeye zorlamış”tı.

Habaşi, ardından, 23 Temmuz tarihinde Junge Welt’te yayımlanan “Yeniden Yüklenilen Devrim” başlıklı bir başka makalede, savunucusu olduğu “birleşme”yi ve korktuğu “büyük tehlikeler”i açıklamaya devam etti.

Habaşi, şunları yazdı: “Protesto hareketi, şimdi, silahlı kuvvetler içindeki, Müslüman Kardeşler’in ve müttefiklerinin sergilediği tehdidi fark etmiş olan en çekingen unsurları kendi yanına kazanmayı başardı. Ordunun bu kesimi, aynı zamanda, böylesi bir kitle hareketinin olası radikalleşme durumunda, varolan düzeni temelden tehdit eden dinamikleri dizginlerinden boşaltabileceğinin de farkındaydı. Halk hareketi, ordunun desteğiyle Müslüman Kardeşler’i ve destekleyicilerini bu ayın başlarında iktidardan uzaklaştırdı. Böylece, bütünüyle yeni bir siyasi dönem başlamaktadır.”

Habaşi, yazısını şöyle sürdürdü: “İslamcı düşmanların kampında yeralan güçler çeşitli. O kamp, Mübarek rejiminin destekleyicilerinden (burada, nesnellik adına, onların bu hareket içindeki performansının oldukça güçlü olduğunu kabul etmek gerekiyor) liberal-tutuculara, solculara ve aralarında ordunun önemli unsurlarının da olduğu ulusalcılara kadar çeşitlilik göstermektedir.”

Habaşi, Sol Parti’nin Mısırlı müttefiklerinin, Mısır burjuvazisinin -aralarında ordunun ve Mübarek diktatörlüğünün destekleyicilerinin de olduğu- laik kesimleri ile bir ittifak oluşturduğunu kabul ediyor. Onların amacı, Müslüman Kardeşler’i iktidardan uzaklaştırmak ama asıl olarak sosyalist bir devrimi önlemekti. Bu bakımdan, askeri darbe, işçi sınıfına karşı, Mısır’daki resmi liberal ve “sol” partilerin bilinçli desteğiyle örgütlenip gerçekleştirilmiş bir engelleyici saldırıydı.

Bu güçler, askeri darbeden bu yana, cuntanın baskı önlemlerini saldırganca destekliyorlar. Mısır Sosyalist Partisi, Müslüman Kardeşler’in protesto cephesinin -aralarında kadınların ve çocukların da yeraldığı yüzlerce göstericinin ordu ve kolluk kuvvetleri eliyle öldürüldüğü- şiddet yoluyla dağıtılmasının en gürültücü savunucularından biriydi. MSP’nin önde gelen üyelerinden Karima El Hefnavi, katliamdan kısa süre önce şu açıklamayı yapmıştı: “Bu şiddet içeren bir oturma eylemidir. Onu yasa yoluyla dağıtmak, her hükümetin hakkıdır ve insanlar, bunu hükümetin yapmaması durumunda kendilerinin yapacaklarını söylüyorlar.”

Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin, Mısır Sosyal Demokrat Partisi’nin kurucularından yeni başbakan Hazem El Beblavi ile Mısır Bağımsız Sendikalar Federasyonu’nun önderi ve yeni Çalışma Bakanı Kemal Ebu Eita gibi temsilcileri, ordu tarafından kurulan geçici hükümete katıldılar ve cinayetlerin suç ortağı oldular.

Tamarod, askeri diktatörlüğün genişletilmiş propaganda kolu gibi davranmaktadır. Mahmud Badr, son katliamların ardından, ordunun eylemine koşulsuz desteğini teyit etti: “Ordu hakkında söyleyecek kötü birşey yok. O politikaya burnunu sokmuyor. Bunu kendi deneyimimle doğrulayabilirim. Onların kararlarını kendi inisiyatifimle destekledim. Onların doğru olanı yaptıklarına ve bizi doğru yönde ilerlettiklerine inanıyorum.”

Sol Parti, Mısır’daki müttefiklerini, onların gerici karakterlerine rağmen değil ama bu karakterlerinden dolayı desteklemektedir. Liberal ve “solcu” örgütlerin, ayrıcalıklı orta sınıfın çıkarlarını ifade eden keskin sağa dönüşü, uluslararası bir olgudur. İşçi sınıfının Mısır sınırlarının ötesinde etkiye sahip bir rol oynadığı Mısır’daki devrimci gelişmenin derinliği, bu örgütleri her yönden sarsmıştır. Onlar, kitlesel protestolardan ve grevlerden ikibuçuk yıl sonra, bir sosyalist devrim tehlikesine karşı kendi servetlerini ve ayrıcalıklarını korumak için diktatörlüğe dönüşü destekliyorlar.

Sol Parti’ye bağlı Rosa Luxemburg Vakfı tarafından hazırlanmış “Mursi’den sonra Mısır: Ortak yönetim mi; toplumun bölünmesi mi?” başlığını taşıyan bir strateji belgesi, 25 Temmuz günü, kısaltılmış olarak partinin gazetesi Neues Detschland’da yayımlandı. Bu belge, Sol Parti’nin ve onun Mısırlı müttefiklerinin görüşlerini özetlemektedir. Makalenin yazarları olan ve Rosa Luxemburg Vakfı’nın Tunus’taki Kuzey Afrika’da Bölgesel Bürosu’nda çalışan Peter Schäfer ile Mai Çukri, demokrasi yönünde bir hamleye açıkça karşı çıkıyor ve Mısır ordusunu destekliyor.

Onlar şöyle yazıyorlar: “Mısır’da demokrasinin gerekli olmadığı düşüncesine gelince; demokrasi, en azından, hükümeti değiştirmek için şeffaf seçimler, güçlü parlamentolar ve yasal ve kurumsal olasılıklar olarak tanımlanıyorsa, bu da doğrudur. Mısır’da, daha önce bu biçimiyle demokrasi hiçbir zaman varolmamıştır. 2011-2012 seçimleri, askeri önderlik altında örgütlendi. Onlar [askerler], uluslararası düzeyde kabul gören kurallara uygun bir seçim örgütleyebileceklerini kanıtladılar ve bunu yeniden yapabilirler.“

Yazarlar, ardından, “Ortada krizden gerçekçi ve stratejik bir çıkış sağlayabilecek bir siyasi gücün yokken, en kısa sürede yeni seçim yapılması ne anlama gelecek?” sorusunu soruyor ve şunları söylüyorlar: “Onun uygulanmasına yönelik somut bilgiler ve hesaplar sunmak zorunda değilken toplumsal adalet çağrısı yapmak kolay.”

Schäfer ve Çukri, şu sonuca ulaşıyor: “Mısır’da yaşanan şeyin bir askeri darbe olup olmadığına ilişkin tartışma, bu yüzden, anlamsızdır. Bu noktada, mesele, toplumsal adaleti uygulamanın bir yolunu bulmak; bunu yaparken de orduyla uzlaşmaktır.”

Sol Parti’nin Mısır’daki askeri yönetimle anlaşma talebi, onun Alman emperyalizminin bir partisi olarak karakterini vurgulamaktadır.

Almanya, Ortadoğu’da, özellikle de bölgenin en kalabalık ülkesi Mısır’da, önemli siyasal ve ekonomik çıkarlara sahiptir. Mısır, yalnızca ABD’nin, Avrupa’nın ve İsrail’in siyasi bir müttefiki değil; aynı zamanda, Alman şirketlerinin Arap dünyasındaki en önemli ticaret ortakları arasındadır. Almanya, Mısır’a, yıllık 2,4 milyar dolarlık mal ihraç etmektedir. Mısır, halen, Suudi Arabistan’ın ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin ardından, Alman mallarının üçüncü büyük alıcısıdır. 80 dolayında Alman şirketi, Mısır’da, 24.000 kadar işçinin istihdam edildiği işyerlerine sahip durumda.

Sol Parti, bu şirketlerin çıkarlarını savunmaktadır. Onun amacı “istikrar” sağlamak ve Alman şirketlerinin Mısır’daki çıkarlarını güvence altına almaktır.

Darbeden kısa süre sonra Neues Deutschland’da yayımlanan “Mısır’ın neye ihtiyacı var” başlıklı bir yorum, “Nil’in etrafındaki ülkenin, hızla, iş dünyası yanlısı bir hükümete; yurtdışında kabul görmüş, borç görüşmeleri yapabilen bir otoriteye ihtiyacı var.” diye belirtiyor. Yorumda, ordu “öncelikle, Mısır toplumunu bütünüyle sarmış olan derin bölünmeden dolayı, hükümet başkanını seçerken uzlaşmaya önem veriyor” diye yazıyor.

Bu sözcükler, Alman Ekonomi Bakanlığı ya da Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından kaleme alınmış olabilirdi. Sol Parti, soğukkanlı ekonomik ve siyasi hesaplardan hareketle, askeri cuntayı desteklemektedir. Sol Parti’nin bu argümanlarının ardında, Alman egemen seçkinlerinin, ordu tarafından kurulan yeni hükümetin IMF ile işbirliği içinde Mısır ekonomisinin daha fazla liberalleşmesi yönünde kararlı bir şekilde ilerleyeceğine; bu yolla, yabancı şirketler ve yatırımcılar için daha uygun koşullar yaratacağına ilişkin umudu yatmaktadır.

Bununla birlikte, geçtiğimiz haftalarda, yönetici çevrelerde, Mısır’daki yönetimin acımasız baskısının ülkeyi daha fazla istikrarsızlaştırma tehlikesi yarattığına ilişkin artan kaygılar ifade edildi. Basında yer alan haberlere göre, aralarında BASF’nin, ThyssenKrupp’un ve Henkel’in yer aldığı önde gelen Alman şirketleri, elemanlarını Mısır’dan çıkardılar.

AB dışişleri bakanlarının Çarşamba günkü toplantısı öncesinde, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, “Mısır ile bütün işbirliği alanları yeniden gözden geçiriliyor” açıklamasını yaptı. Berlin’in ve müttefiklerinin amacı, “baskıya, hatta maksimum baskıya rağmen, görüşme masasına yeniden dönüşü garanti altına almak ya da buna katkıda bulunmak”tı.

Emperyalist güçler, Mısır’daki baskının yeni bir işçi sınıfı ayaklanmasını kışkırtabileceğinden kaygılanıyorlar. Onlar, bu bağlamda, işçi sınıfını kontrol etmek için darbeden önce sıkı sıkıya birlikte çalıştıkları Müslüman Kardeşler’in korkusunu paylaşıyorlar.

Müslüman Kardeşler’in sözcüsü Cihad El Haddad, geçen haftanın sonlarında şu uyarıda bulunmuştu: “Durum artık kontrol dışında. Bu korku her zaman vardı ve şimdi, her katliamla birlikte artıyor. Sevdiklerini kaybetmekten dolayı öfkeli olan insanların doğrudan doğruya sokaklara dökülmesi tehlikesi söz konusu.”

Sol Parti’nin son açıklamaları, bu kaygıları ifade etmektedir. Sol Parti’nin parlamento grubunun dışişlerden sorumlu sözcüsü Jan van Aken, geçtiğimiz hafta sonlarında, Mısır’a ilişkin Alman dış politikasının bir “fiyasko” haline gelmekle karşı karşıya olduğunu açıkladı. Aken, bir radyoya verdiği röportajda, Westerwelle’nin “çaresizliği”ni anladığını söyledi. İnsanın Mısır’da hangi tarafta yer alması gerektiğini bilmesi “zor bir mesele”ydi. Askeri darbenin ne olduğunu en baştan itibaren saptayamamak da dahil, “çok sayıda yanlış yapılmış”tı.

Van Aken, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ama ben bir askeri yönetimi desteklediğimde, onu güçlendirmiş olurum. O zaman, o kendisini güvende hisseder. O, aşırı dirençli bir konuma çekildi ve Müslüman Kardeşler konusunda görüşmeye kesinlikle hazır değildi. Bu, şimdi, bu tırmanmaya yol açmış durumda ve bu bir hataydı.”

Van Aken’in yorumları hem sinik hem de aldatıcıdır. Sol Parti, şimdi, Mısır ordusunun en açık destekleyicilerinden biri olduğu haftaların ardından, kendi izlerini örtmeye çalışıyor. Gerçekte, Van Aken’in sözleri, Sol Parti’nin Mısır’daki katliamlardaki siyasi ve ahlaki sorumluluğunun altını çizmektedir. Mısır’daki cuntayı destekleyen ve böylece onun “aşırı dirençli konum”unu güçlendirenler, Sol Parti ile onun Mısır’daki müttefikleriydi.

Van Aken, “kaygılar”ına rağmen, Sol Parti’nin Mısır ordusunu desteklemeye devam edeceğini açıklamaktadır. Aken, sözlerini, “Askeri yönetimin faaliyetlerinin desteklenmesi yerine, en baştan itibaren eleştirel bir şekilde izlenmesi gerekiyordu. Bana göre, doğru politika buydu.” diyerek tamamladı.

Sol Parti’nin sinikliği sınır tanımıyor. Van Aken’in, Sol Parti’nin Mısır ordusunun katliamını “desteklemek” yerine yalnızca “eleştirel bir şekilde izlediği” biçimindeki açıklaması, işçi sınıfı açısından, yalnızca Mısır’da değil ama uluslararası düzeyde bir uyarı olarak görülmeli.

Almanya’da Eylül ayında yapılacak olan Federal Parlamento seçimlerinin ardından, bu ülkede ve tüm Avrupa’da, bir sonraki sosyal kesintiler dalgasının başlaması an meselesi. Sol Parti’nin Mısır devrimindeki karşı-devrimci rolü, onun yaklaşan sınıf mücadelelerinde takınacağı tavrı gözler önüne sermektedir. O, işçi sınıfının bağımsız devrimci hareketini bastırmak için elinden geleni ardına koymayacaktır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır