World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Almanya Seçimleri: Fırtına öncesi sessizlik

Peter Schwarz
22 Ağustos 2013
İngilizce’den çeviri (17 Ağustos 2013)

Eğer Almanya’da 22 Eylül’de yapılacak olan federal seçimler gerçekten demokratik olsaydı, ona Avrupa’da yaşayan herkesin katılması gerekirdi. Berlin’de alınan kararlar, milyonlarca Avrupalının yaşamını etkilemektedir. Alman hükümeti, tüm Avrupa’da halkın geniş kesimlerini yoksulluğa sürükleyen ve işsizliği rekor düzeylere çıkartan kemer sıkma programlarının arkasındaki itici güçtür.

Ama şimdiki duruma göre, yalnızca Avrupalı değil ama Alman seçmenler de seçimlerde herhangi bir etkili rol oynamaktan çıkartılacaklar. Ana akım siyasi partiler, her türlü ciddi meseleyi seçim kampanyasının dışında tutma konusunda gizlice anlaşmış durumda.

Çözülmemiş avro krizi, Ortadoğu’daki yeni savaş hazırlıkları, devlet aygıtının sistematik olarak güçlendirilmesi ve işlere, ücretlere ve sosyal yardımlara yönelik sert saldırılar tartışılmıyor. Seçimlere giderken yapay şekilde yaratılmış olan sükunet duygusunu bozabilecek siyasi kararların tamamı, seçim kampanyası sırasında askıya alınmış durumda.

Oysa, bir sonraki sosyal saldırı dalgasına ilişkin planlar çok öncesinden hazırlandı. Çelik, otomobil ve ihracat sektörlerinde, on binlerce çalışanın işten çıkartılması beklemede. İşveren örgütleri, şiddetle işgücü piyasasının daha da serbestleştirilmesini istiyor; zor durumdaki bankaları ve borçlu ülkeleri kurtarmak için, eğitim ve sosyal harcama bütçelerinden milyarlarca avro daha kesinti yapılması öneriliyor.

Bu planlar, bir sonraki hükümeti hangi partinin kuracağından ve hangi adayın başbakan olacağından bağımsız şekilde, Eylül ayındaki seçimlerin hemen ardından uygulamaya konacaktır. Siyaset kurumunun “sol” olarak kabul edilen partilerinin hepsi (Sosyal Demokratlar, Yeşiller, Sol Parti), egemen sınıfın güvenilir temsilcileri olduklarını kanıtlamış durumda.

Almanya’daki ve Avrupa’nın tamamındaki durum, herkesçe bilinen “fırtına öncesi sessizlik” atasözünü anımsatıyor. Avrupa Merkez Bankası’nın önceki şef ekonomisti Jürgen Stark’a göre, kriz, “sonbaharın sonlarında tırmanacak”. Stark’ın ekonomi gazetesi Handelsblatt’a söylediği gibi, “Yeni bir kriz yönetimi aşamasına giriyoruz.”

Hristiyan Demokratlar’dan Sol Parti’ye kadar bütün burjuva partileri, şiddetli sınıf çatışmalarının gerçekleşeceği düşüncesiyle kenetleniyorlar. Onlar, liberal ve sahte sol güçlerin iki yıl önce Mübarek karşıtı ayaklanmada birlikte çalıştığı ve şimdi askeri darbeyi desteklediği Mısır örneğini izliyorlar.

Egemen seçkinlerin önümüzdeki sınıf mücadelelerine hazırlanmasının kilit noktası, devlet aygıtının sistematik şekilde güçlendirilmesi ve demokratik hakların imhasıdır. Alman iç istihbarat servisleri ile on ırkçı cinayeti gerçekleştirmiş olan neo-Nazi çete arasındaki yakın ilişki hakkındaki konuşmalar, seçim tartışmalarında ortadan kayboldu. Aynı durum, halkın Alman İstihbarat Örgütü ve Amerikan Ulusal Güvenlik dairesi (NSA) tarafından yoğun bir şekilde gözetlendiği konusunda Edward Snowden tarafından yapılmış açıklamalar için geçerli.

Şu sıralarda, akademik çevrelerde, demokrasinin faydalı bir amaca hizmet edip etmediğine ilişkin açık bir tartışma yaşanıyor. Üç yıl önce, siyaset bilimci Herfried Münkler, açıkça, “demokrasi ile diktatörlük arasındaki ilişki konusunda yeni ve çekincesiz bir yaklaşım” çağrısı yapmıştı. Bu tartışma, anayasa hukukçusu Carl Schmitt’in Nazi diktatörlüğünü haklı göstermek için yasal argümanlar geliştirdiği Weimar Cumhuriyeti’nin son yıllarını anımsatıyor.

Egemen sınıf, bir kez daha, diktatörce egemenlik biçimlerini hazırlıyor. Çalışanlar da, kendi adlarına, yaklaşan sınıf mücadelelerine hazırlanmalılar. Bunun en önemli önkoşulu, işçi sınıfının siyasi gelişmelere bağımsız biçimde müdahale etmesini mümkün kılacak yeni partisinin inşasıdır.

Mısır’daki dramatik gelişmeler, işçi sınıfının, çıkarlarını yalnızca kendi devrimci partisiyle güvence altına alabileceğini göstermektedir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi (Partei für Soziale Gleichheit—PSG), genel seçimlere, tam da böylesi bir partiyi inşa etmek için katılmaktadır.

Yeni işçi partilerinin inşası, yirminci yüzyılın, Dördüncü Enternasyonal’in Stalinizme, Sosyal-Demokrasi’ye ve -aralarında 1960’lı yılların öğrenci hareketinin sahte Marksizminin de bulunduğu- her türlü Marksizm karşıtlığına karşı mücadelesinde cisimleşmiş tarihsel deneyimlerinin derinlemesine kavranmasını gerektirir. Bu, Sol Parti’ye ve onun sağcı, kapitalizm yanlısı politikaları gizlemek için sol görünümlü bir söylem kullanmakta usta olan Marx 21 ve Sosyalist Alternatif (SAV) gibi sahte solcu uzantılarına karşı siyasi bir atağı gerektirmektedir.

PSG, sosyalist bir programı savunmaktadır. Bankaların ve şirketlerin iktidarını devirmeden ve onları demokratik kamu denetimi altına almadan, tek bir toplumsal sorun bile çözülemez. PSG, ulusaşcılığın her türünü reddetmekte; Avrupa ve uluslararası işçi sınıfının birliği uğruna savaşmaktadır.

PSG, şirketlerin ve bankaların bir aleti olanAvruğa Birliği’ne karşıdır. Onun amacı, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’ni kurmaktır. PSG’nin seçim bildirgesi şunu ifade eder: “İşçi sınıfının kendi çıkarlarını yaşama geçirmesi, Avrupa’nın yeniden ulusalcılığa ve savaşlara dönmesini önlemesi, kıtanın muazzam servetini ve üretici güçlerini bir bütün olarak toplumun yararına kullanması, yalnızca, Avrupa’nın sosyalist temelde birliği dolayımıyla sağlanabilir.”

Dünya Sosyalist Web Sayfası’nın bütün okurlarını PSG’nin kampanyasını desteklemeye, internet sitemizi izlemeye ve çoğu çevrimiçi yayımlanacak olan seçim toplantılarımızı izlemeye davet ediyoruz.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır