World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2013/dec2013/pers-d21.shtml

Alman egemen sınıfı büyük koalisyonda saflarını sıklaştırıyor

Peter Schwarz
21 Aralık 2013
İngilizce’den çeviri (19 Aralık 2013)

Salı günü çalışmasına başlayan büyük koalisyon hükümetiyle birlikte, Almanya’daki egemen sınıf saflarını sıklaştırıyor. Başbakan Angela Merkel’in üçüncü koalisyon hükümeti, parlamentoda (Bundestag), önceki hükümetlerin hepsinden daha fazla oyu kontrol ediyor.

Hristiyan Demokratik Birlik (CDU), Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD), hep birlikte, Bundestag’taki 631 sandalyeden 504’üne hakim ve hükümet, sendikaların yanı sıra iki “muhalefet” partisinin desteğine de güvenebilir.

Federal hükümetin yemin ettiği gün, Yeşiller, Hessen eyaletinde CDU ile koalisyon kurma konusunda anlaştı. Bu, eyalet düzeyindeki ilk CDU-Yeşiller koalisyonu ve Merkel’in Yeşiller’e güvenebileceğinin ilk belirgin işareti. Benzer durum, SPD ile ittifak haline Brandenburg’u yöneten Sol Parti için de geçerli. Alman Sendikalar Konfederasyonu da (DGB) büyük koalisyonu açık bir şekilde destekliyor.

Egemen sınıf içindeki yakınlaşma, o artan toplumsal direnişle karşılaşmaya hazırlanırken, Alman toplumu içindeki artan bölünmeye ters bağıntı içinde durmaktadır.

Federal İstatistik Bürosu tarafından gerçekleştirilen son anketlere göre, Almanya’da yaşayan her beş kişiden biri (toplam 16 milyon kişi) yoksulluktan ve toplumsal ötekileştirmeden etkilenmiş durumda. Ayrıca, milyonlarca insan, sürekli bir yoksulluğa düşme korkusuyla yaşıyor.

Bir bütün olarak Avrupa’daki toplumsal uçurum her zamankinden daha derin. Güney ve doğu Avrupa’da, Berlin’in baskısı altında uygulanan kemer sıkma programları, barış zamanında görülmemiş bir toplumsal felakete yol açmış durumda. Milyonlarca insan işlerini ve gelirlerini kaybetöiş durumda. Eğitim, sağlık hizmetleri ve altyapı çöktü. Yunanistan’da, ortalama ücretler yüzde 40 azaldı. Üç yetişkinden biri ve beş gençten üçü işsiz.

Büyük koalisyon, hem Avrupa’da hem de Almanya’da işçi sınıfına yönelen bu tür saldırıları sürdürecektir. Bu, yalnızca hükümetin “sıkı, sürekli mali sağlamlaştırma” yolunu izleyeceğini taahhüt eden koalisyon anlaşmasından değil; bakanların seçiminden de anlaşılabiliyor. 71 yaşındaki Wolfgang Schäuble (CDU) maliye bakanı; böylece, acımasız kemer sıkma programının uygulanmasında Merkel’in sağ kolu olmaya devam ediyor.

Merkel, 18 Aralık Çarşamba günü yaptığı seçim sonrası ilk açıklamasında, Avrupa politikasının büyük koalisyonun en önemli görevlerinden biri olduğunu vurguladı. O, Avrupa Birliği (AB) üyelerini sıkı kemer sıkma önlemlerine zorlayan mali anlaşmayı övdü ve AB mevzuatının “gerekli yapısal reformların” uygulanmasını “sağlama”ya bağlanması çağrısı yaptı. O, birçok ülkenin “gerekli reformlar”ı uygulamakta fazlasıyla geç kalmış olduğunu söyledi.

Yeni hükümet, gelecekteki toplumsal çatışmalara hazırlanırken devletin güvenlik aygıtını güçlendirecektir. Merkel’in sıkı bir sırdaşı olan eski Savunma Bakanı Thomas de Maizière’in (CDU) İçişleri Bakanlığına dönmesi ve Başbakanlık’ta istihbarat örgütünden sorumlu bir devlet bakanlığının kurulması bu amaca hizmet etmektedir.

Bu adımla birlikte, istihbarat örgütleri, daha fazla denetime tabi olmamakta, tersine güçlendirilmektedir. Bu yeni makamı, istihbaratın içinden gelen biri, Federal Anayasayı Koruma Bürosu’nun eski başkan yardımcısı Klaus-Dieter Fritsche (CSU) dolduracak. Fritsche, aşırı sağcı terörist grup Ulusal Sosyalist Yeraltı’nın (NSU) oluşturduğu tehlikeyi önemsemediği için geçen yıl manşetlerdeydi. Onun NSU’ya ilişkin parlamento araştırma komitesi karşısındaki küstah tavrı bir skandala yol açmıştı.

Büyük koalisyon, dışarıda da daha saldırgan davranmaya hazırlanıyor. Ursula von der Leyen’in (CDU) beklenmedik bir şekilde Çalışma Bakanlığı’ndan Savunma Bakanlığı’na aktarılması, hükümetin dışarıdaki askeri harekatlara daha fazla katılacağını gösteriyor. Von der Leyen, yeni görevinde “uluslararası güvenlik politikası”nı denetleyeceğini, böylece yani Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier’i (SPD) tamamlayacağını vurguladı.

Politika, aynı önceki hükümetlerde olduğu gibi, koalisyon anlaşmasının yönlendirici ilkelerinden çok kötüleşen ekonomik, toplumsal ve uluslararası krizler tarafından belirlenecektir. Gerhard Schröder (SPD) hükümeti ile birinci Merkel hükümetine damgasını vurmuş olan Almanya’nın Afganistan savaşına katılması, Gündem 2010 adlı toplum karşıtı önlemler ya da milyarlarca avroluk banka kurtarmaları bir koalisyon anlaşmasında hemfikir olunmuş şeyler değildi.

Bütün bu durumlarda, hükümet, ağır krize dışarıda savaşlarla içeride işçi sınıfına yönelik saldırılarla yanıt veriyordu.

Hükümet, bir kez daha, şiddetli krizlere hazırlanıyor. Avro krizi çözülmüş değil. Uzmanlar, borsalardaki spekülasyonların bir sonucu olarak yeni bir mali kırılma uyarısında bulunuyorlar. Aynı zamanda, ABD ile Çin arasındaki, Ortadoğu’daki ve Rusya ile Avrupa arasındaki uluslararası gerilimler artıyor.

Berlin, Almanya’nın Rusya ile ilişkilerindeki gerginliği arttıracak şekilde, Ukrayna’daki protestoları kasıtlı olarak teşvik etti.

Egemen sınıf, işte bu bağlamda saflarını sıklaştırıyor. Burada, Sol Parti, emniyet vanası rolünü üstleniyor. Sol Parti, yönetiminde olduğu eyaletlerde ve yerel düzeyde onunla sıkı işbirliği içinde çalışıp kesintileri ve sosyal saldırıları desteklerken, Bundestag’da, büyük koalisyonu eleştiriyor.

Hükümet, politikalarının yoğun bir direnişi tetikleyeceğini bilmektedir. Ama bu direniş, bir perspektifi ve siyasi önderliği gerektiriyor. Büyük koalisyona karşı koymak için, işçilerin kendi bağımsız partilerine, Sosyalist Eşitlik Partisi’ne (PSG) ihtiyacı var.

Dördüncü Enternasyonal’in bir şubesi olarak PSG, tüm dünyadaki işçilerin ve gençliğin, küçük bir azınlığın çoğunluk zararına karları yerine toplumsal eşitlik ilkesi üzerinde yükselen sosyalist bir toplum uğruna mücadelede birleşmesi çağrısı yapar.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır