World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/apr2014/egyp-a18.shtml

Mısır’daki askeri cunta terör dönemi uyguluyor

Jean Shaoul
18 Nisan 2014
İngilizce’den çeviri (16 Nisan 2014)

Askeri cunta, Mısır’da, demokratik ve siyasi haklardan geride kalan herşeyi ortadan kaldıran bir terör devrini kurumsallaştırıyor.

Muhalifler üzerindeki baskıyı arttıran cunta, terörizm ve terör “suçları” kavramlarının genişletilmesini, terörizmden hüküm giyenlere daha ağır cezaları, “terörist örgüt” kurmak ve onlara üye olmakla suçlananlara ölüm cezasını ve güvenlik ve istihbarat güçlerine daha geniş yetkileri içeren yeni bir terörle mücadele yasasını onaylamış durumda. Yasa, geçici Cumhurbaşkanı Adli Mansur’un onaylamasının ardından yürülüğe girecek.

Yeni yasa, görünürde, Müslüman Kardeşler’in (MK) ve şimdi ölüm cezasını gerektiren bir dizi suçlama ile karşı karşıya olan hapisteki eski cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin destekleyicileri tarafından başlatılmış protestoları ezmeyi amaçlıyor. Askeri diktatörlüğe karşı başlıca burjuva muhalefeti oluşturan MK, yeni anayasayla yasaklanmış ve geçtiğimiz Aralık ayında terörist ilan edilmişti.

Bu, MK önderliğine ve destekleyicilerine yönelik görülmedik bir şiddet patlamasın ardından gelmişti. İktidarın bir darbe ile geçtiğimiz Temmuz ayında ele geçirilmesinden bu yana, bin tanesi bir gün içinde olmak üzere 3.000 dolayında insan öldürüldü ve 15.000’den fazla kişi tutuklandı.

Cunta, geçtiğimiz Aralık ayında, Cemal Abdül Nasır tarafından 1952’de gerçekleştirilen darbeden beri egemen siyasi güç olan ordunun gücünü ve ayrıcalıklarını sağlamlaştıran bir anayasayı uygulamaya koydu. Aslında, bu anayasa, orduyu Mısır’daki burjuva devletin koruyucusu olarak kutsamaktadır. O, güvenlik ve istihbarat aygıtını güçlendirmekte ve devlet kurumlarının “terörizm” ile mücadele etmesini talep etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı adayı ve geçtiğimiz Temmuz ayındaki darbenin örgütleyicisi, başkomutan ve eski savunma bakanı Abdül Fattah El-Sisi, alt sıralardan bir general olan yakın arkadaşı ve oğlunun kayınbabası Mahmud Hegazi’yi, 450.000 kişilik ordunun başına atadı ve geniş yetkilere sahip “terörle mücadele birlikleri” oluşturdu.

El-Sisi’nin, düşük katılımla da olsa 26-27 Mayıs günlerinde yapılması planlanan seçimleri kazanması bekleniyor. Anket şirketi Baseera’ya göre, anketlere katılanların yalnızca yüzde 39’u ona oy vereceğini ifade etmiş.

Geçen ay, Minya’daki düzmece bir mahkeme, iki kısa oturumun ardından, 529 MK üyesini bir polisi öldürmekten ölüme mahkum eden, daha önce tanık olunmadık sertlikte bir karar verdi. Bu, cuntanın, kendi egemenliğine karşı halk muhalefetini yıldırmaya yönelik kapsamlı çabasının bir parçasıdır. Bir diğer toplu yargılamada, MK’nin, aralarında Yüksek Rehberi Muhammed Badii ile siyasi kanadının önderi Saad Katatni’nin de bulunduğu 683 destekleyicisi, benzeri suçlamalarla karşı karşıya.

Yeni yasa, aynı zamanda, zaten güçsüzleşmiş olan ekonomiyi çökertmek için Sina Yarımadası’nda saldırı düzenleyip turistleri öldürmüş olan, MK’ye düşman cihadçı militan grupları hedefliyor.

Ordu cihadçıların kökünü kazımaya çalıştığı için, Sina, Ağustos ayından bu yana fiilen askeri tecrit altında. Cep telefonları ve internet, sabah 7 ile akşam 6 arasında hizmet dışı ve bu durum, banka işlemleri gibi normal ticari faaliyetlere ve devlet hizmetlerine ulaşımı olanaksız kılıyor.

Al-Monitor web sitesinin sözlerini aktardığı bir gazeteci, ordunun evleri yıkıp arazileri yerle bir ederek ve hiçbir suçu olmayan onlarca insanı tutuklayarak, masum yurttaşların haklarını çiğnediğini söyledi. İnsanlar, kendilerinin, ailelerinin ya da arkadaşlarının kolluk güçleri tarafından tutuklanıp dövüleceklerinden ve evlerinin yıkılacağından korktukları için, bu kötü davranışlara karşı konuşmaktan korkuyorlar.

Muhaliflere yönelik ezme faaliyeti, MK’nin ve cihadçı grupların ötesinde, diğer siyasi örgütlerdeki laik karşıtlara da uzanıyor. Kahire’deki bir mahkeme, kısa süre önce, tanınmış üç eylemciyi, geçen Kasım ayında kabul edilen ve toplanma özgürlüğünü büyük ölçüde sınırlayan yasaya göre, izinsiz gösteri düzenlemekten üç yıl hapse mahkum etti.

Gösteri karşıtı yasa, Mübarek döneminde ya da Mısır’ın henüz Britanya’ya bağlı olduğu dönemdekilerden bile daha sıkı. O, özünde, Mübarek yönetiminin sokak protestolarını, oturma eylemlerini ve grevleri ezip siyasi faaliyetleri sınırladığı kötü ünlü olağanüstü hal yasalarının yerini almıştır.

Yetkililer, bu yılın başlarında, 25 Ocak devriminin üçüncü yıldönümünde düzenlenen gösterilerden bu yana, bu yasaya göre 1.100 kişiyi gözaltına aldılar. Bunlardan bazıları, mahkeme öncesi 15 günlük gözaltı süresinin sürekli yenilenmesi yoluyla, süresiz olarak gözaltında tutuluyorlar.

Bu eylemcilerden ikisi 6 Nisan gençlik hareketinin kurucu üyelerinden, biri ise cumhurbaşkanlığı adayı Hamdeen Sabahi’nin kurduğu siyasi bir grup olan Mısır Halk Akımı’nın bir üyesi. Bu üç kişi, geçtiğimiz Temmuz ayında Mursi yönetimine karşı orduyu destekleyen hareketler içinde ön plandaydı.

Bir başka mahkeme, dört kişiyi “eşcinsel ilişkilere girme ahlaksızlığını yasaklayan” yasaya göre, sekiz yıl hapse mahkum etti. Bu, 52 kişinin eşcinsellik suçundan yargılandığı 2001’deki toplu davayı hatırlatıyor. O davada, yargılananlardan 23’ü, beş yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılmıştı.

İfade özgürlüğünü ortadan kaldırma çabasının bir parçası olarak, El Cezire’nin İngilizce televizyon kanalından üç gazeteci yargılanıyor. Onlar, yanlış haber yaymayı, terörist örgüte -yani Müslüman Kardeşler’e- katılmayı ya da yardımcı olmayı ve ulusal güvenliği tehlikeye sokmayı içeren suçlamalarla karşı karşıyalar. Onlar, suçlu bulunmaları durumunda yıllarca hapis cezasına çarptırılabilecekler.

Askeri cunta, haklı olarak, Mısır’ın sürekli artan yoksulluk, yaşanabilir konutların olmaması, neredeyse her hafta bir binanın çökmesi, elektrik kesintileri, adaletsizlik ve yolsuzluk karşısında huzursuz gençlerinin ve işçilerinin yeni bir kitlesel ayaklanmasından korkmaktadır.

Geçtiğimiz haftalarda, binlerce işçi, daha yüksek ücret, daha iyi çalışma koşulları ve daha yüksek asgari ücret talepleriyle, önemli bir sanayi bölgesi ve deniz ulaşım noktası olan Süveyş’i, posta hizmetlerini, tekstik sektörünü ve kamu hastanelerini felce uğratacak şekilde gösteriler düzenledi ve greve çıktı.

Ocak ayında, o zamanlar başbakan olan Hazem Beblavi, hükümetin en düşük memur maaşını 100 dolardan 172 dolara yükseltme sözünü tutmamış ve bunun yerine yalnızca üçte birlik bir artış yapmıştı.

Bu, Mısırlılar’ın yüzde 25’ten fazlasının, resmi istatistik kurumu CAPMAS’a göre aylık 570 dolar civarında olan ulusal yoksulluk çizgisinin altında yaşadığı koşullarda olmaktadır. Temel malların fiyatları, enflasyondan, paranın değer kaybetmesinden ve tükenmiş döviz rezervlerinden dolayı hızla artmaktadır. Aynı zamanda, kamu sektörünün ürettiği mallardan ve hizmetlerden alınan vergiler ve harçlar, kimileri asla karşılanamayacak şekilde artmış durumda. Mısır, küresel “mutluluk endeksi”nde, 2006-2012 yılları arasında, Yunanistan’dan bile daha büyük bir gerileme yaşadı.

Grevler, vahşetle ve toplu tutuklamalarla karşılaşıyor. Geçtiğimiz Ağustos ayında, askeri polis, Süveyş Çelik Şirketi’ndeki bir oturma eylemine saldırdı. Mart ayında, postacıların grevinin beş önderi İskenderiye’deki evlerine yapılan şafak baskınlarında tutuklandılar.

Uluslararası seramik üreticisi Cleopatra Ceramics adlı şirkete ait bir fabrikada, ücret artışı, fazla mesai ödemeleri ve gıda ödenekleri konularında 2012’de sağlanmış olan anlaşmanın uygulanması konusunda patlayan bir diğer mücadelede, fabrika sahibi, çalışanların Müslüman Kardeşler’e üye olduklarını iddia ederek ordudan yardım istedi. Bunun üzerine, üst düzey bir ordu komutanı, işçileri ve ailelerini tehdit edip korkuturken, sendika önderliğini görevden aldı. General Muhammed Şems, 23 sendika önderini Süveyş’teki ordu karargahına çağırdı ve istifa mektuplarını imzalayıp şirketten ayrılmayı reddetmeleri durumunda gizli polis tarafından terörizm suçlamasıyla soruşturulmakla tehdit etti.

İşçi sınıfının ve gençliğin kitlesel bir ayaklanmasını önceden engellemek için Mursi ve MK karşıtı 30 Haziran gösterilerini bilinçli olarak ordunun arkasına akıtan sahte sol ve liberal örgütler olmasaydı, bunların hiçbiri yapılamazdı.

Askeri darbe, Tamarod gibi güçlerin seferber olduğu, Ulusal Kurtuluş Cephesi’ndeki liberal ve Nasırcı partilerin ya da Devrimci Sosyalistler gibi sahte sol grupların iddia ettikleri gibi, Müslüman Kardeşler’e karşı bir “ikinci devrim” değildi. O, yalnızca Mısır burjuvazisi içindeki İslamcı rakiplerine değil ama devrimin arkasındaki asıl güç olan işçi sınıfına yönelik baskıyı yoğunlaştırmayı amaçlayan tam bir ordu-polis devletine geri dönüşün yolunu hazırlamıştır.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır