World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Türkiye’deki yerel seçimleri AKP kazandı

Peter Schwarz
2 Nisan 2014
İngilizce’den çeviri (1 Nisan 2014)

Türkiye’de Pazar günü yapılan yerel seçimleri, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın tutucu İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kazandı.

Erdoğan, bu seçimlerin, geçtiğimiz aylar boyunca bir dizi yolsuzluk skandalıyla sarsılan ve bunlara giderek artan otoriter önlemlerle yanıt veren hükümet için bir güven oylaması olduğunu açıklamıştı. O, AKP’nin 2009’daki son yerel seçimlerde almış olduğu yüzde 39’luk oy oranını hedef belirlemişti.

Oyların yüzde 45’ini alan AKP, gözle görülür biçimde daha iyi bir sonuç elde etmiş durumda ama oyların neredeyse yüzde 50’sini aldığı 2011 genel seçimlerindeki sonucun gerisinde. AKP, aynı zamanda, en büyük iki kent İstanbul ve Ankara’da da kazandı. Bununla birlikte, Ankara’daki sonuç son derece az bir farkla elde edildi. AKP’nin adayı, Kemalist Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) rakibini yalnızca yüzde 1’lik bir farkla yenilgiye uğrattı.

Kutuplaşmış bir siyasi ortamda, seçimlere katılım oranı yüzde 90’dan fazlaydı ve bu bir rekordu. Kimi seçmenler, oy vermek için saatlerce kuyruklarda beklediler. Ülkenin güneydoğusunda, rakip adayların destekleyicileri arasında çıkan çatışmalarda sekiz kişi öldürüldü ve 60 kişi yaralandı.

Şimdi, Erdoğan’ın Ağustos ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılması ya da 2015’teki seçimlere kadar ve sonrasında da başbakan olarak devam etmesi bekleniyor. Bununla birlikte, onun başbakan olarak devam etmesi, AKP’nin tüzüğünde değişiklik yapılmasını gerektiriyor.

AKP’nin seçim zaferi Türkiye’deki gergin siyasi ortamı yatıştırmayacak. Tersine, Erdoğan, büyük ihtimalle siyasi karşıtlarına karşı daha otoriter yöntemlere baş vuracak ve Suriye’ye karşı bir savaşı kışkırtmaya çalışacak.

Pazar gecesi coşkulu destekleyicilerine bir konuşma yapan Erdoğan, Suriye’yi savaşla ve siyasi karşıtlarını intikam ile tehdit etti. Ona, eşi Emine, kızı Sümeyye ve yolsuzluk davasına karışmış olan oğlu Bilal eşlik ediyordu.

Erdoğan, “Suriye bizimle şu an savaş halinde” dedi ve ekledi: “Uçaklarımızı taciz ediyorlar. 74 kardeşimizi şehit ettiler. Biz buna sessiz kalabilir miyiz?.”

Erdoğan, siyasi rakiplerine, “Şu anda kaçanlar kaçtı. Yarından itibaren de kaçanlar olabilir. Hesabını bunun ödeyecekler, bedelini ödeyecekler.” sözleriyle saldırdı. O, düşmanlarının “inine girileceğini” ilan etti.

Bu tehditler, öncelikle, Erdoğan tarafından polis ve yargı aygıtına sızmakla, hükümet yetkililerine ilişkin yolsuzluk soruşturmasını başlatmakla ve telefon görüşmelerini bloglar üzerinden yayınlamakla suçladığı Fethullah Gülen’in destekleyicilerine yöneliktir. Erdoğan, seçimlerden önce, Gülen’in destekleyicisi olduğundan kuşkulanılan binlerce polisin, yargıcın ve savcının görev yerini değiştirmiş; daha fazla olayın insanlara duyurulmasını engellemek için YouTube’u ve Twitter’ı engellemişti.

Gülen hareketi başlangıçta Erdoğan’ı destekliyordu ama onun İsrail karşısında cepheleşen bir yol tutmasından, Gezi Parkı protestolarını ezmesinden, Mısır’da Müslüman Kardeşler’i Suriye’de de radikal İslamcıları desteklemesinden sonra -ki bunlar ABD ile anlaşmazlığa yol açmıştı- araları bozuldu.

Yıllardır Pensilvanya’da yaşayan Fetullah Gülen, ABD Dışişleri Bakanlığı ile yakın ilişkilere sahip.

Erdoğan ile Gülen arasındaki keskin çatışma, sonuçta, Türk burjuvazisi içindeki artan gerilimleri ve farklılıkları yansıtmaktadır. Mısır’daki askeri darbe, Suriye’de emperyalist devletlerin kışkırttığı iç savaş ve Ortadoğu’daki yönetimler arasında ortaya çıkan farklılıklar, Erdoğan’ın, Türkiye’nin komşularıyla sorun yaratmaksızın önder bölgesel güç haline gelme üzerine kurulu dış politikasının altını oymuştur.

Gülen hareketi arka planda faaliyet gösterdiği ve bir siyasi parti gibi mücadele etmediği için, Kemalist CHP, AKP’nin yaşadığı sorunlardan faydalanacağını umuyordu. Yalnızca yüzde 28 oy alan CHP’nin bunu başaramadığı görüldü. Sağcı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) oyların yüzde 15’ini alırken, Kürt partisi Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) doğu ve güneydoğu Anadolu’daki desteğini arttırdı.

Seçim sonuçlarının açıklanmasından beri, AKP’nin, Gezi Parkı protestolarına, yolsuzluk skandallarına, Suriye’deki iç savaşta oynadığı canice role ve giderek artan otoriter egemenliğine rağmen seçimleri nasıl kazanabildiğine ilişkin çok sayıda spekülasyon söz konusu. Kimi yorumcular seçim hilelerine, basının sindirilmesine ve muhalefet partilerinin medyada yeterince yer almamasına gönderme yapıyorlar. Bu tür etmenler bir rol oynamış olabilir ama kendi başlarına bu sonucu açıklamaya yetmezler. İnandırıcı bir muhalefetin yokluğu çok daha önemlidir.

Kemalist CHP, milliyetçi MHP ve Kürt BDP; bunların hepsi ,yüzünü şu ya da bu biçimde emperyalist güçlere ve mali sermayeye dönmüş, kitlelere hiçbir perspektif sunmayan sağcı burjuva partileridir. Türkiye’de faaliyet gösteren sahte-sol gruplar, bu burjuva partilerden birini ya da diğerini destekliyorlar.

Erdoğan’ın 11 yıllık yönetimi, çok sayıda seçmen tarafından, onun iktidarda olduğu süreçte gerçekleşen ekonomik iyileşmeyle bağlantılandırılmaktadır. Onlar, muhalefet partilerinin, özellikle de CHP’nin durumu kötüleştireceğini düşünüyorlar.

AKP, tartışmasız yolsuzluğuna rağmen, aynı zamanda toplumsal ve altyapısal projelere yatırım yaptı. 2004-2009 yılları arasında, sağlığa yapılan harcamaların gayrısafi yurtiçi hasıla içindeki payı yüzde 3,9’dan yüzde 5,1’e arttı. Türkiye’de, on milyondan fazla insan, geliri ne olursa olsun sağlık hizmetlerine ücretsiz ve sınırlı erişim sağlayan yeşil kart sahibi. Bu sayı, 2003’te, yalnızca 2,5 milyondu. Elektrik, doğalgaz, su ve toplu ulaşım alanlarında da iyileşmeler yaşandı.

Bununla birlikte, bütün bu kazanımlar kum üzerine inşa edilmiştir. Ekonomik büyüme, büyük ölçüde, bölgedeki kriz karşısında geri çekilen yabancı yatırımlar üzerine kuruludur. Ekonomik büyüme geriledi. Bu durum, resmi rakamlarla neredeyse yüzde 10’luk işsizlik oranıyla ve devasa bir düşük ücret sektörüyle birlikte, işçi sınıfını hızla Erdoğan’ın otoriter yönetimiyle çatışmaya sürükleyecektir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır