World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Alman seçkinler Rusya’ya ve ABD’ye yönelik politika konusunda bölündü

Peter Schwarz
23 Aralık 2014
İngilizce’den çeviri (10 Aralık 2014)

Almanya’da politika, ekonomi, kültür ve medya alanlarından öne çıkan altmış kişi, geçtiğimiz Cuma günü, Alman hükümetinin Rusya’ya karşı dış politikasını keskin bir şekilde eleştiren bir açık mektup yayınladı.

“Avrupa’da bir savaş daha mı? Bizim adımıza değil!” başlığıyla haftalık Die Zeit’da çıkan mektup, Almanya’nın yeniden birleşmesini takip eden dönemde önde gelen devlet ve hükümet makamlarında bulunmuş birçok politikacının imzasını taşıyor.

İmzacılar arasında, eski başbakan Gerhard Schröder (Sosyal Demokrat Parti, SPD); önceki cumhurbaşkanı Roman Herzog (Hristiyan Demokrat Birliği, CDU); eski Doğu Almanya başbakanı Lothar de Maizière (CDU); eski eyalet başbakanları Eberhard Diepgen (CDU, Berlin), Klaus von Dohnanyi (SPD, Hamburg) ve Manfred Stolpe (SPD, Brandenburg); eski federal bakanlar Herta Däubler-Gmelin (SPD), Erhard Eppler (SPD), Otto Schily (SPD) ve Hans-Jochen Vogel (SPD) ve ayrıca Alman Ekonomisi Doğu Komitesi başkanı Eckhard Cordes yer alıyor.

Çağrı, 1972’den itibaren eski Başbakan Helmut Kohl’un (CDU) en yakın danışmanlarından biri olan Horst Teltschik (CDU) tarafından başlatıldı. Teltschik, 1999-2008 yılları arasından Münih Güvenlik Konferansı’na başkanlık etmişti. Mektuba önayak olan diğer kişiler ise Savunma Bakanlığı’nda eski müsteşarlardan Walther Stützle (SPD) ile 1994’ten 2005’e kadar Alman parlamentosunda (Bundestag) başkan yardımcılığı görevini yürüten Antje Vollmer (Yeşiller Partisi).

Bu çağrının dili, egemen seçkinler içinde dış politika üzerine uzlaşmaya alışkın ve emekli politikacıların kamuoyu önünde kendi haleflerini eleştirmelerinin olağandışı olduğu bir ülke için, alışılmadık şekilde açık sözlüdür. Mektup, daha ilk paragrafta, Kuzey Amerika’nın, Avrupa Birliği’nin ve Rusya’nın “felaket getiren tehdit ve karşı tehdit sarmalını durduracak bir yol bulma”da başarısız olması durumunda, savaşın “kaçınılmaz” olduğunu ilan ediyor.

Çağrı, hükümet ve medyanın büyük çoğunluğu gibi, “Kırım’ın Putin tarafından yasadışı ilhakı”nı kınıyor. Bununla birlikte, onlardan farklı olarak, krizin tırmanmasından, “Doğu’yu ve Batı’yı eşit olarak” suçluyor. Mektup, “Amerikalıları, Avrupalıları ve Rusları”, “savaşı aralarındaki ilişkiden kalıcı olarak çıkarma yol gösterici ilkesi”ni terk etmekle itham ediyor. “Batı’nın”, “Rusya için tehditkar” görünen ve “eşzamanlı olarak Moskova’yla derinleşen bir işbirliği olmaksızın” gerçekleşmiş olan “Doğu’ya genişlemesi” yalnızca bu yolla açıklanabilirdi.

Çağrı, “Rusların güvenlik gereksinimleri”nin “Almanların, Polonyalıların, Baltık halklarının ve Ukraynalılarınki kadar meşru ve koşulsuz” olduğunu vurguluyor ve İkinci Dünya Savaşı ile bir paralellik kuruyor. O, Rusya’nın “1814’teki Viyana Kongresi’nden beri Avrupa’yı şekillendiren güçlerden biri olarak tanınmış” olduğunu belirtiyor. Bu olguyu zor yoluyla değiştirmeye çalışanların hepsi, “en son, 1941 yılında Rusya’ya boyun eğdirmek için öldürücü bir sefere girişmiş olan Alman megaloman Hitler, kanlı bir şekilde başarısız olmuştur.”

İmzacılar, federal hükümete, “Avrupa için yeni bir yatıştırma politikası” benimseme tavsiyesinde bulunuyorlar. Bu, yalnızca, “herkes için eşit güvenlik ile eşit ve karşılıklı olarak saygı gören ortaklar temelinde” mümkündü.

Mektup, “tarafsız habercilik yükümlülüğüne” uymamış olduğu için medyayı da eleştiriyor ve “Başyazılar ve yorumcular, tarihlerine yeterince saygı göstermeksizin tüm ulusları şeytanlaştırıyor” diyor.

Çağrı, sert bir tepkiye yol açtı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Welt am Sonntag gazetesinde yayımlanan bir hafta sonu röportajında, adını hiç anmadan ona yanıt verdi. Merkel, hararetli bir şekilde, hükümetinin Rusya’ya yaptırımlar yönelimini savundu ve Avrupa Birliği’nin Moskova’ya yönelik saldırgan politikasını destekledi.

Merkel, Welt am Sonntag gazetesinin, “Sizin öncellerinizden üçünün (Helmut Schmidt, Gerhard Schröder ve Helmut Kohl) özellikle yaptırımlarla ilgili olarak, Rusya’ya yönelik politikanızı yanlış olarak görmesinden endişe duyuyor musunuz?” sorusunu, “Ben, Rusya’nın eylemlerine karşı Avrupa’nın ortak yanıtının doğru olduğuna inanıyorum.” diye yanıtladı. Rusya’nın, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlali “karşılıksız kalamaz”dı. Merkel, sözlerini, Kremlin’i, Ukrayna’nın yanı sıra Moldova, Gürcistan ve Sırbistan’ı da tedirgin etmekle suçlayarak sürdürdü.

Die Zeit, çağrının yayınlanmasından bir gün sonra, gazeteci Carsten Luther tarafından yazılmış sert bir cevap yayınladı. Luther, imzacıları, Rusya’nın “acımasız emperyalist aşırılıkları”na razı olmakla ve “askeri güç yasasına boyun eğmek”le suçladı. O, imzacıların, “Biz aşırı zayıfız. Hiçbir şey yapmayalım.” kanaatinde olduğunu yazdı.

Klaus-Dieter Frankenberger, Frankfurter Allgemeine gazetesinde, Schröder’i “hafıza kaybı”yla suçladı. Çünkü eski başbakan, NATO’nun ve AB’nin doğuya doğru genişlemesinin kendi liderliği altında gerçekleştirilmiş olduğunu unutmuştu. Frankenberger, imzacıları, “Avrupa’daki tarihsel değişim dönemi boyunca hüküm sürmüş ve Rusya ile Batı arasındaki ilişkilerin geleceğine ilişkin birçok yanılsamanın gömülmesine” önemli ölçüde katkıda bulunmuş olan “Rusya’daki milliyetçi ateş”i görmezden gelmekle suçladı.

“Avrupa’da bir savaş daha mı?” başlıklı açık mektup ve ona yönelik tepkiler, egemen seçkinler içinde, Alman dış politikasının gelecekteki yönü konusundaki şiddetli bölünmeleri yansıtmaktadır. Sorun barışın korunması değildir. Şurası oldukça açık bir gerçek ki, çağrının imzacılarının birçoğu Alman militarizminin yeniden canlanmasında öncü bir rol oynamışlardır.

Schröder hükümeti, yalnızca AB’nin ve NATO’nun Doğu’ya doğru genişlemesinden sorumlu değildi. O, aynı zamanda, Yugoslavya’da Alman ordusunun II. Dünya Savaşı’ndan sonraki ilk savaş görevinin ve Afganistan’daki en büyük müdahalesinin de arkasındaydı. Dönemin İçişleri Bakanı Schily, ABD’deki 11 Eylül saldırılarının ardından, toplumun kitlesel izlenmesini başlatmıştı. Horst Teltschik’e gelince, o Münih Güvenlik Konferansı başkanı olarak, geçtiğimiz on yıllardaki uluslararası savaşlarda son derece önemli bir rol oynamıştı.

İmzacıların bu çağrıyı hazırlamalarına yol açan şey, her şeyden önce, Almanya’nın ABD ile ilişkisidir. Onlar ABD’yi doğrudan adres göstermiyorlar ama Ukrayna’daki olayları takip eden herhangi herkes, Berlin ile birlikte krizi sürekli olarak körüklemeye çalışanın Washington ve onun Doğu Avrupa’daki yakın müttefikleri (Baltık devletleri ve Polonya) olduğunun farkında.

İmzacılar, Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’un, Başbakan Merkel’in ve Atlantik ötesi düşünce kuruluşları ile yakın bağlantılara sahip gazetecilerin, Almanya’nın ekonomik çıkarlarını ve hatta varlığını tehdit eden bir açmaza sokmak için manevralar yaptığını düşünüyorlar.

Çağrının, Alman dış politikasına ilişkin açıklamalarda sürekli olarak görünen “Batılı değerler” ve “ABD ile ortaklık” ifadelerine herhangi bir gönderme yapmaması önemlidir. Yazarlar, bunun yerine, Almanya’nın “özel bir sorumluluğu” olduğunu belirtiyor ve şu vurguyu yapıyorlar: “Almanya, hükümet bu açmazda soğukkanlılık ve Rusya ile diyalog çağrısı yapmaya devam ettiğinde, özgün bir yol seçmiyor.”

Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Kasım ayının sonunda, Berlin’de, iş dünyasının önderlerine bir konuşma yapmıştı. O, “etki ve egemenlik uğruna mücadele”nin hüküm sürdüğü bir dünya portresi çizdi. Bu, “ülkeler, halklar ve kültürler arasındaki farklılıklara göz diktiğimiz”, “çatlaklar ve bölünmeler” ile karakterize edilmiş bir dünyaydı. Steinmeier, “en yakın ortaklarımızla, özellikle ABD ile muhatap olurken” bile, “görüşmelere ortak zemin değil ama farklılıklar egemen oluyor.” vurgusunu yapmıştı.

“Avrupa’da bir savaş daha mı?” başlıklı açık mektubun imzacıları, ulusal çatışmaların egemen olduğu bir dünyada, Almanya’nın en büyük rakibinin Rusya değil ama ABD olduğun çok iyi farkındalar ya da bu yönde kuşkuları var. Onlar, egemen seçkinlerin var olmayan bir “barışsever” kanadı adına konuşmak şöyle dursun, Almanya’nın kendi emperyalist çıkarlarının peşinde koşması için, daha bağımsız (özellikle ABD’den) bir politika benimsemesini öneriyorlar.

İmzacılar tarafından öne sürülen bir Üçüncü Dünya Savaşı tehdidi, yalnızca bağımsız bir işçi sınıfı hareketiyle önlenebilir. Böylesi bir hareket, egemen seçkinlerin herhangi bir kanadına tabi olamaz. Bu hareket, işçi sınıfını, savaşın temel nedeni olan kapitalizmin yerine sosyalizmi geçirmeyi amaçlayan bir siyasi mücadele içinde uluslararası düzeyde birleştirmek zorundadır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır