World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/feb2014/left-f15.shtml

Almanya’daki Sol Parti Avrupa Birliği’ni nasıl savunuyor

Peter Schwarz
15 Şubat 2014
İngilizce’den çeviri (13 Şubat 2014)

Sol Parti, geçtiğimiz hafta sonu Hamburg’da toplanan parti kongresinde, Avrupa seçimlerine ilişkin bildirgesini onayladı. Halkın Avrupa Birliği’ne (AB) olan muhalefeti yaygınken ve giderek artarken, Sol Parti, kendisini AB’nin sadık bir savunucusu olmayı hedefliyor.

Bu mesele, kongre öncesinde bazı tartışmalara yol açmıştı. Bildirgenin ilk taslağının girişi, AB’yi “neo-liberal, militarist ve büyük ölçüde demokratik olmayan bir güç” olarak betimleyen bir bölüm içeriyordu. Medya bu ifadelere sarılıp onu Sol Parti’nin AB karşıtı tavrının kanıtı olarak gösterince, partinin parlamento grubunun önderi Gregor Gysi bu tespitle arasında mesafe koymuş ve parti kongresinin onu değiştireceği sözünü vermişti.

Partinin önderliği, geçtiğimiz Cumartesi günü, kongreden önce, yalnızca bir karşı ve beş çekimser oyla bu bölümü taslaktan çıkarttı. Basında yer alan haberlere göre, önderlik, kongrede, AB’nin karakteri üzerine önemli bir tartışma yaşanmasını önlemek istiyordu.

Parti’nin başkanı Katja Kipping, bölümün taslaktan çıkartılmasını açıklarken, “Biz Avrupa’ya açıkça ‘evet’ diyor ve bunu AB’nin yapıcı eleştiriyle birleştiriyoruz” dedi. Başlangıçta tartışmalı formülasyonu desteklemiş olan başkan yardımcısı Sahra Wagenknecht, bunun ardından, bu bölümün gözden çıkartılabileceğini açıkladı.

Bu olay, Sol Parti’nin göstergesi niteliğindedir. AB’nin neo-liberal, militarist ve demokratik olmayan doğası inkar edilemez. Herhangi bir demokratik meşruiyete sahip olmayan Brüksel’deki yetkililer, Yunanistan’a ve diğer ülkelere, milyonlarca insan için berbat bir yoksulluk anlamına gelen kemer sıkma programlarını dayatıyorlar. AB, Afrika’daki ve Ortadoğu’daki emperyalist savaşlarda önde gelen bir rol oynuyor.

Buna rağmen, Sol Parti, apaçık ortada olan bu gerçeği açıkça reddediyor ve AB’ye koşulsuz destek açıklaması yapıyor. “Yapıcı eleştiri” (Kipping), yalnızca bu desteği gizlemeye hizmet etmektedir.

Partinin bütün kanatları bu konuda hemfikir. Sol Parti içinde hiç kimse AB’ye karşı çıkmıyor ya da onun feshedilmesi çağrısı yapmıyor. Parti içindeki tartışmalar içerik değil, ifadeler etrafında dönmektedir.

Kanatlardan biri AB’de “değişim” çağrısı yaparken, bir diğeri “yeni başlangıç” talep ediyor. Onların ilgilendiği tek şey, AB’ye yönelik artan muhalefetin en iyi şekilde nasıl bastırılacağıdır. Partinin sağ kanadı, AB’ye yönelik fazlasıyla sert bir eleştirinin hükümete katılma şansını azaltacağından korkuyor. Göstermelik “sol” kanat, partinin, sözel olarak AB’ye mesafeli davranmaması durumunda bütün etkisini yitireceğine inanıyor.

Partinin Hessen eyaletinde 1 Şubat günü düzenlediği ve Avrupa seçimleri programını tartıştığı bir konferans, bunu son derece açık şekilde gösterdi. Marx21, SDS ve Sosyalist Sol gibi sahte-sol akımlar, partinin Hessen örgütünde oldukça iyi temsil ediliyorlar. Partinin federal parlamentoya Hessen’den seçilmiş üç üyesinden biri olan Christine Buchholz ile eyalet meclisindeki altı üyesinden biri olan Janine Wissler, Marx21’in üyeleri.

Konferans, partinin yürütme organı için bir köprü oluşturma ve farklı kanatları uzlaştırma üzerine odaklanmıştı. O, Avrupa seçimleri bildirgesinin girişi için, AB’nin militarist ve demokratik olmayan karakterine ilişkin tartışmalı bölümün çıkartıldığı alternatif bir formülasyonu kabul etti. Hessen’de hazırlanan versiyon, partinin ulusal önderliğininki gibi, birkaç eleştirel paragrafın ardından, AB’nin reformdan geçirilmesi çağrısı yaptı ve böylece onun varlığının sürmesini kabul etti.

Janine Wissler, Hessen’de kabul edilen taslağı tanıtırken, Sol Parti’nin Avrupa’ya düşman olduğu iddiasının “kötü bür şaka” olduğunu söyledi. O, bununla birlikte, AB’nin halka yönelik olarak kısa ve öz biçimde tanımlanması gerektiğini belirtti. Wissler, AB konusunda yaşanan hayal kırıklığının aşırı sağı güçlendirmekte olduğunun açıkça görülmesi gerektiğini açıkladı.

Frankfurt’taki asıl konuşmacı, Avrupa Parlamentosu’ndaki Konfederatif Avrupa Birleşik Solu / İskandinav Yeşil Sol (GUE/NGL) Grubu’nun başkanı Gabi Zimmer idi. Gençliğinde Doğu Almanya’daki Stalinist devlet partisinin üyesi olan Zimmer, 2000-2003 yılları arasında, Sol Parti’nin önceli olan Demokratik Sosyalizm Partisi’nin başkanıydı. AB’yi desteklediğini rahat bir şekilde kabul eden Zimmer, “Biz bu Avrupa Birliği uğruna mücadele ediyoruz” dedi.

Zimmer, hem Avrupa Solu’nun birliği hem de Sosyal Demokratlar ve Yeşiller ile işbirliği çağrısı yaptı. O, özellikle Avrupa söz konusu olduğunda, AB kurumları içindeki çalışma yeterince zor olduğu için, Avrupa Solu’nu zayıflatan herhangi bir iç çatışma yaşanmaması; GUE/NGL, 14 ülkeden yalnızca 35 parlamentere sahip olduğu için, adayların, Yeşiller’i, Sosyal Demokratlar’ı ve başkalarını kapsayan bütün kesimlerle sıkı ilişkiler kurmaya hazır olmaları gerektiğini söyledi.

Zimmer’in sözünü ettiği partiler, kendilerini bütünüyle AB’nin kemer sıkma ve militarizm politikalarına adamış durumda ve onları -Fransız Sosyalist Partisi gibi- iktidara geldikleri her yerde uyguluyorlar. GUE/NGL içinde bile, Kıbrıs’taki AKEL ve Fransız Komünist Partisi gibi, AB’yi koşulsuz olarak destekleyen yönetimlere dahil olmuş partiler var. Zimmer’in bu tür partiler ile birlik ve işbirliği çağrısı, bizzat onun AB’de “değişim” istediği iddiasını yalanlamaktadır.

Avrupa Solu’nun Avrupa seçimlerindeki önde gelen adayı, Yunanistan’daki SYRIZA’nın başkanı Alexis Tsipras da kendisini AB’ye adamış durumda. O, iktidarda olanlara, Atina’da iktidarı almaları durumunda SYRIZA’dan korkmalarını gerektirecek bir durum olmadığı güvencesini vermek için, defalarca Washington’a ve Berlin’e yolculuk etmişti.

Frankfurt’ta, birçok konuşmacı, AB’ye desteği, onu reddetmenin aşırı sağın ve ırkçıların yararına olacağını söyleyerek gerekçelendirdiler. Bu, gerçeği tersyüz etmektir. Sağcı partilerin AB’ye yönelik artan halk muhalefetinden yararlanabilmelerinin nedeni, göstermelik soldan herhangi bir muhalefetle karşılaşmamalarıdır. Sol Parti’nin ve onun Avrupalı müttefiklerinin AB’ye verdiği destek, sağcı demagoglara yaramaktadır.

Sol Parti’nin AB’yi savunması rastlantı değildir. Bu tavrın derin toplumsal kökleri bulunmaktadır. WSWS, bu konuda daha önce yayımlanan bir makalede şunları yazmıştı: “Sol Parti, AB’yi, onun reformdan geçirilebileceği konusunda bir yanılsamaya sahip olduğu için değil; AB ile aynı toplumsal çıkarları temsil ettiği için savunmaktadır.”

Sol Parti, her ikisi de “toplumsal barış” adına sınıf mücadelesini onlarca yıl bastırmış olan Doğu Almanya’daki Stalinist devlet partisi ile Batı Almanyadaki Sosyal Demokrasi’nin bir kanadından doğdu. Sol Parti, sendikalar ve devlet aygıtı çevresinde yer alan ve işçi sınıfının seferberliğinin kendi ayrıcalıklarına yönelik bir tehdit olduğunu düşünen varlıklı tabakaların çıkarlarını temsil etmektedir.

Almanya’dan, işçi sınıfını sosyalist bir program temelinde AB’ye karşı harekete geçirmek için Avrupa seçimlerine katılan tek parti, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Almanya şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi’dir (PSG).

PSG ile Britanya Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP), Avrupa seçimlerine ilişkin ortak bildirgelerinde, “Biz, büyük şirketlere, onların partilerine ve hükümetlerine karşı, Avrupa işçi sınıfının kitlesel bir siyasal ve toplumsal muhalefetini harekete geçirmeyi amaçlıyoruz.” diyor ve ekliyor: “Biz, Avrupa Birliği’ni ve onun -Avrupa Parlamentosu da dahil- demokratik olmayan tüm kurumlarını reddediyoruz... Bizim amacımız, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri’nin kurulmasıdır. Avrupa’nın ulusalcılığa ve savaşa sürüklenmesini önleyebilecek; onun geniş kaynaklarını ve üretici güçlerini bir bütün olarak toplumun yararına kullanıp geliştirmenin koşullarını yaratabilecek olan tek şey, her ülkede işçi iktidarlarının kurulması ve Avrupa’nın sosyalist bir temelde birleşmesidir.”



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır