World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/feb2014/pers-f18.shtml

Edward Snowden ve Avrupa sahte-solu

Robert Stevens
18 Şubat 2014
İngilizce’den çeviri (15 Şubat 2014)

Avrupa Parlamentosu, ABD Ulusal Güvenlik Bürosu’nun (NSA) yasadışı dinlemelerini açığa çıkartan Edward Snowden’a Avrupa’da sığınma hakkı tanınmasını isteyen ve onun “üçüncü taraflarca kovuşturulmasına, iadesine ya da gözaltına alınmasına” karşı çıkan bir değişiklik önerisini reddetti. Bu eylem, uluslararası ölçekte, egemen seçkinler içinde demokratik hakları savunan herhangi bir kesimin olmadığını vurgulamaktadır.

Avrupa Parlamentosu’nun İnsan Hakları Komitesi’nin 12 Şubat Çarşamba günkü toplantısında, kitlesel dinlemeler üzerine, Snowden’ın adının çıkartılmış olduğu 60 sayfalık bir rapor kabul edildi. Oysa Avrupa’da, ABD’de ve dünyanın diğer bölgelerinde yüz milyonlarca insanın, NSA, Britanya Hükümet İletişim Merkezi (GCHQ) ve diğer büyük devletlerin istihbarat örgütleri tarafından yoğun biçimde dinlendiği casusluk faaliyetleri, yalnızca Snowden’ın kahramanca çabası sayesinde ortaya çıkmıştı.

Raporun hazırlanmasına, geçtiğimiz yıl, ABD’nin ve Avrupalı hükümetlerin Snowden’ın ifşaatlarına yönelik ikiyüzlü inkar dalgasının ortasında karar verilmişti. Avrupa siyaset kurumunun asıl kaygısı, devlet eliyle kitlesel dinlemelerin demokratik haklar üzerindeki korkunç etkisi değil; ABD’nin büyük Avrupalı devletlerin ekonomik ve jeo-politik çkarlarını etkileyen siyasi ve ticari üstünlük peşinde koşmasıydı.

Avrupalı hükümetler, aralarında 700 milyon Avrupalı’nın da yer aldığı tüm dünyadaki insanların her etkinliğini izlemeye yönelik yaygın bir gözetleme faaliyetinin sürdürülmesinde bütünüyle hemfikirler.

Britanya İşçi Partisi’nden Claude Moraes tarafından Avrupa Parlamentosu’na sunulan rapor, devlet gözetimine son verilmesi çağrısında bulunmamakta, yalnızca onun “reform”dan geçirilmesini talep etmektedir. “Terörizme karşı transatlantik işbirliğinin sürmesi yaşamsal öneme sahiptir” diyen taslak, Avrupa Parlamentosu “ABD’li emsalleri ile aktif bir diyalog başlatmaya hazırdır” diye devam ediyor.

Özetle, Avrupa Birliği ve onu oluşturan hükümetler, NSA’nın Almanya Başbakanı Angela Merkel gibi kişilerin izlenmesi söz konusu olduğunda siyasi adaba uygun davranacağı konusunda bir güvence ile birlikte, ABD tarafından toplanmış bilgilere ulaşmak istiyorlar.

Dahası, Snowden, Fransa ile Almanya’nın da -Britanya’daki GCHQ istihbarat ağından yalnızca NSA tarafından toplanan bilgilere ulaşma konusunda ayrılan- benzer bir kitlesel gözetleme sistemine sahip olduğunu açığa çıkarmıştı. Britanya, “Beş Göz”ün (ABD, Britanya, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda) bir parçası olarak, özel ulaşım hakkına sahip. Almanya ve Fransa, kendi izleme faaliyetlerine eklemek için benzeri bir düzenleme istiyor.

Herhangi bir Avrupa Birliği raporunun ABD’nin dinlemelerine yönelik eleştiri içermemesinde ısrar eden ABD, Snowden’ın demokratik haklarını kabul etmemek için cephaneliğindeki her türlü diplomatik ve siyasal aracı kullanmıştı. Senato Dış İlişkiler Avrupa İşleri Alt Komitesi’nin başkanı ABD’nin Connecticut eyaletinden Demokrat Partili Senatör Chris Murphy, geçen yıl, Brüksel’de, ABD’nin dinlemeleri “büyük ölçüde sizin ülkelerinizin istihbarat örgütleriyle koordinasyon halinde gerçekleştirildi” demişti.

Gelişmeler, Avrupa Parlamentosu içindeki Avrupa Birleşik Solu-İskandinav Yeşil Solu partilerinin, devletin dinlemelerine karşı oldukları ve Snowden ile diğer ifşaatçıları savundukları iddialarını da yalanlıyor. Bu grup, Almanya’dan Sol Parti’nin, Fransa’dan Jean Luc Melenchon’un Sol Parti’si ile Fransız Komünist Partisi’nin, Yunanistan’dan SYRIZA’nın, İspanya’dan Komünist Parti önderliğindeki Birleşik Sol’un ve İtalya’dan Komünist Yeniden İnşa’nın dahil olduğu Stalinist, eski sosyal demokrat ve sahte-sol oluşumları kapsıyor.

Grubun başkanı, Almanya’daki Sol Parti’den Gabi Zimmer’dir. Zimmer, yaptığı bir basın açıklamasında, grup “[Avrupa Parlamentosu’nun] bu raporunun kabul edilmesini memnuniyetle karşılıyor”; çünkü rapor, “bu dinleme ve gözetleme faaliyetinin bir kuşku olmayıp gerçekleşmiş olduğunu kabul etmektedir” dedi.

“Eksik olan yan”, diye sürdürdü Zimmer, “yanlış varsayımlar üzerine kurulu terörizm karşıtı yasaların kötüye kullanımı üzerine hiçbir gerçek tartışmanın yaşanmaması; Snowden’a sığınma hakkı tanıma konusuna değinilmemesi; Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nı (TTIP) sonuçlandırma yönünde herhangi bir talep olmaması; iç ve dış güvenlik, polis ve istihbarat arasındaki çizgilerin bulanıklaşmasıyla birlikte, günümüzün kapsamlı güvenlik yapısında gerçek bir düzeltme yapılmamasıdır.”

Burada, Snowden’ın kurban edilmesi (ABD istihbarat yetkililerinden gelen ölüm tehditleri dahil), sonradan düşünülmüş bir şeyden ya da totaliter dinleme faaliyetlerinin “reformdan geçirilmesi” hakkındaki boş ifadeler karşılığında takas edilecek bir pazarlık kozundan daha fazlasını ifade etmektedir.

Benzer bir şekilde, geçtiğimiz Ekim ayında, Snowden’ın aralarında Angela Merkel ile Fransa Devlet Başkanı François Hollande’ın bulunduğu Avrupalı önderlerin ABD tarafından dinlendiğine ilişkin ifşaatının ardından, Avrupa Solu grubunun başkan yardımcısı, İspanyol Komünist Partisi’nden Maite Mola, Avrupalı seçkinlerin çıkarlarını savunmak için sesini yükseltmişti: “Avrupa’nın tek, yalın ve güçlü bir sesle, milyonlarca Avrupalı yurttaş ile AB’nin devlet ve hükümet başkanlarının dinlenmesi konusunda ABD’den sorumluluk talep etmenin zamanı geldi. 35 dünya önderini dinlemiş olan bir ülke ile olan ticari, askeri ve polisiye anlaşmaları, NATO da dahil, yeniden düşünmenin zamanı geldi.”

Zimmer ve Mola, Snowden’ın yazgısını önemsemeyen burjuva politikacıları olarak konuşmaktadırlar.

AB raporunun memnuniyetle karşılanmasının üzerine yerleştirilen uyarılar, yalnızca, Avrupa’nın egemen seçkinlerinin kimi kesimlerinin TTIP’nin Avrupa sanayisi üzerindeki etkisine ilişkin kaygılarını yansıtmakta; içerideki ve denizötesindeki dinleme ve gözetleme faaliyetlerine daha derli toplu bir yaklaşımı desteklemektedir. Bu yolla, sahte-sol örgütler, Almanya Sosyal Demokrat Partisi, Fransız Sosyalist Partisi ve Britanya İşçi Partisi gibi, kullandıkları oylarla Snowden’ın haklarının korunması yönündeki değişiklik önerisinin reddedilmesini sağlayan açıkça sağcı partilere siyasi kılıf sağlıyorlar.

Sahte-solun Snowden’a yönelik zulümdeki suç ortaklığı, onların WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ı savunan her türlü kampanyaya yönelik düşmanlıklarına benziyor. Assange’a yönelik saldırıların en sinsi olanları, onun düzmece tecavüz iddialarına dayanarak İsveç’e iade edilmesini destekleyen bu örgütlerden gelmişti.

Assange’a karşı bir dava açılmadığını ve İsveç’e iadenin yalnızca onun Amerikan savaş suçlarını açığa çıkarmış olmaktan olayı casusluk suçlamasından yargılanmak üzere ABD’ye gönderilmesi için bir atlama tahtası olacağını çok iyi bilen Britanya Sosyalist İşçi Partisi, Ağustos 2012’de, “Julian Assange tecavüzden yargılanmalı” başlıklı bir makale yayınlamıştı.

Bu sahte-sol gruplar, gericiliğin ve Avrupa emperyalizminin çıkarlarının savunucularıdır. Onlar, uzunca süredir, çok sayıda siyasal ve kişisel ilişkilere sahip oldukları kapitalist devlet yapısına dahil olmuş durumdalar. Sol Parti’nin ve Marx21 adlı grubun önde gelen üyesi Christine Buchholz, Alman Parlamentosu’nun Savunma Komitesi’nde Sol Parti’yi temsil ediyor.

Demokratik hakların savunusunu ilerletebilecek tek toplumsal ve siyasal güç işçi sınıfıdır.

ABD siyaset ve istihbarat kurumu içindeki bireylerin Snowden’ın yaşamına yönelik tehditlerine ve Assange’ı hapsetme yönündeki çabalara kitlesel biçimde karşı koymak gerekiyor. Bu, demokratik hakların savunusunu ile tüm dünyada milyarlarca insanın yaşam koşullarını imha ederken bir polis devleti diktatörlüğüne yolaçan kapitalist sisteme karşı sosyalist muhalefeti birleştiren bir hareketi gerektirmektedir.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır