World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Para piyasalarındaki kargaşanın ortasında Türkiye’deki faiz oranları fırladı

Nick Beams
1 Şubat 2014
İngilizce’den çeviri (29 Ocak 2014)

Türkiye Merkez Bankası (MB), liranın değer kaybetmesini durdurma yönünde çaresiz bir girişimle, gecelik borçlanma faizini yüzde 7,75’ten yüzde 12’ye yükseltti. Bankanın yönetim kurulunun Salı günü yaptığı acil bir geceyarısı toplantısının ardından açıklanan büyük artış, genel olarak yüzde ikilik bir artış tahmin eden mali piyasaları şaşırttı. MB’nin açıklaması, harekete geçilmemesinin bir “kıyım”a yol açacağı uyarılarının ortasında gerçekleşti.

MB’nin, liranın bu yıl içinde şimdiye kadarki değer kaybını yüzde 10’a ulaştıran kararı, onun ABD Doları karşısındaki değerinin geçtiğimiz hafta bu güne kadarki en düşük düzeye inmesinin ardından geldi. Banka, yeni “sıkı para politikası tavrı enflasyon açısından önemli bir iyileşme söz konusu olana kadar sürdürülecek” açıklamasını yaptı.

Türkiye, ABD’deki faiz oranları artışının para çıkışına yol açacağı yönündeki korkular üzerine, sözde yükselen piyasa ekonomilerinin paralarının değerini alt-üst eden geçen haftaki mali fırtınanın merkezindeydi. Kriz, Arjantin’deki mali yetkililerin, pesonun değerini korumaya devam etmeme kararıyla tetiklenmişti. Bu kararla, pesonun yüzde 12 değer kaybetmesine izin verildi ki bu, onun 2001-2002 mali krizinden bu yana yaşadığı en büyük değer kaybı.

Türkiye, yüzde 80’i kısa vadeli fonlarla finanse edilen yıllık 60 milyar ABD Dolarlık bir cari işlem açığına sahip olduğu için, bu küresel kargaşa karşısında özellikle kırılgan durumda. O, 33 milyar ABD Dolarlık bir dış rezerve sahip ki bu, yalnızca, onun birbuçuk aylık ithalatını karşılamaya yetiyor.

Aralarında Güney Afrika ile Hindistan’ın da bulunduğu ve dış açığını kapatmak için büyük ölçüde istikrarsız sermaye girişine bel bağlayan ülkeler büyük bir krizin diğer adayları.

MB’nin kararının, ağır bir yolsuzluk skandalına saplanmış olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz oranlarını arttırmaya çalışanları bir komploya dahil olmakla suçladığı Türkiye’de siyasi çalkantıyı derinleştireceği kesin. Erdoğan, Merkez Bankası’nın olağanüstü toplantısından önce, “Türk ekonomisi sabotajla yıkıma sürüklenmeyecek” dedi.

Türkiye’deki ve diğer “yükselen ekonomiler”deki çalkantının asıl kaynağı “sabotaj” ya da “komplo” değildir; o, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) “parasal genişleme” programının sonucudur. Geçtiğimiz beş yıl boyunca, büyük ABD bankalarını ve mali kuruluşlarını desteklemek için, mali piyasalara trilyonlarca dolar akıtıldı.

Fed’in, geçen ay, 85 milyar dolarlık varlık sağlama programını 75 milyar dolara “azaltma” kararının ardından, ABD’deki faiz oranlarının sermaye akışlarını geri çevirecek şekilde yükselmesi bekleniyor. Bu ayın başlarında Dünya Bankası tarafından yayımlanan bir çalışma, “yükselen piyasalar”a sermaye girişinde yüzde 80’e varan bir düşüş yaşanacağı uyarısında bulundu.

Eğer Fed bugünkü toplantısından sonra, mali varlık sağlama programını “azaltma”ya devam etme kararı verirse, bu, hızlı para hareketlerini yeniden tetikleyebilir.

Brezilya’nın merkez bankası müdürü Alexandre Tombini, büyük ekonomilerdeki yükselen faiz oranları “elektrik süpürgesi”nin parayı yükselen piyasalardan çekeceğini ve onların merkez bankalarını faiz oranlarını yükseltmeye zorlayacağını söyledi.

Dün, Hindistan Merkez Bankası, faiz oranlarını 25 baz puan arttırdı ki bu, geçtiğimiz altı ay içindeki üçüncü artış. Diğer ülkeler de kısa süre içinde Türkler’in ve Hindistanlılar’ın kararlarını izleyebilir.

Mali piyasalarda, Güney Afrika Merkez Bankası’nın harekete geçmeyeceği konusunda bir fikir birliği var ama bu hızla değişebilir. Güney Afrika, her zamankinden büyük bir cari açığa sahip. Rand [Güney Afrika’nın para birimi], geçen hafta, dolar karşısında, Lehman Brothers’ın çöküşünün öngününden, Ekim 2008’den bu yana en düşük düzeyine indi.

Latin Amerika’nın en büyük ekonomisi olan Brezilya, on yıldan bu yana en düşük büyümesini ve en yüksek cari açığını yaşıyor. Brezilya Merkez Bankası, geçen yılın Nisan ayından bu yana, enflasyonu frenleme çabası içinde, faiz oranlarını 3,25 puan arttırarak yüzde 10,5’e yükseltti ve paranın değerinde daha büyük değişiklikler olmasını önlemek için mali piyasalara aktif müdahalede bulundu.

Para birimlerindeki fırtınada, ABD’deki faiz oranlarındaki artışın yanındaki bir diğer önemli etmen, Çin’deki büyümenin yavaşlamasının etkisi. Çin’in mali sisteminin, ülkenin borçlarının geçtiğimiz beş yıl boyunca hızla artmasından dolayı bir çöküş yaşayabileceğinden korkuluyor.

Morgan Stanley Yatırım Yönetimi’nin başındaki Ruchir Sharma, Pazartesi günü Financial Times’ta yayımlanan bir yorumda, Çin’in “en azından büyük bir yavaşlama riski” ile karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.

Sharma, “Arjantin’i unutun... yükselen dünyanın asıl hikayesi, Çin’in üzerinde asılı duran kara borç bulutudur” diye yazdı. O, Çin ölçeğinde bir kredi patlaması yaşamış olan diğer gelişmekte olan ülkelerin bir kredi kriziyle ve büyük bir ekonomik yavaşlamayla karşılaştıklarını belirtti. Çin’in borçlarının gayrisafi yurtiçi hasılaya oranı, geçtiğimiz beş yıl içinde, 71 yüzde puan arttı.

Bu, yalnızca söz konusu borçların miktarının artması anlamına gelmiyor. Sharma’ya göre, Çin, beş yıl önce, bir dolarlık borç artışıyla bir dolarlık ekonomik büyüme sağlıyordu. 2013’te ise bir dolarlık büyüme yaklaşık dört dolara malolmuş ve alınan yeni borçların üçte biri önceki borçların ödenmesine gitmiş.

Çin’in, yaklaşık 4,8 trilyon dolar borcu olduğu tahmin edilen gölge bankacılık sisteminin sağlamlığına ilişkin olarak da tedirginlik söz konusu. İstikrarsızlık ve ciddi bir kriz ihtimali, devletin mali yetkililerinin kredileri kısmak ve geçtiğimiz beş yıl boyunca büyümüş olan borç balonunu söndürmek için yaptıkları hamleler eliyle teşvik ediliyor.

J. P. Morgan’ın yayınladığı en son Global Data Watch’a [Küresel Veri Gözetimi] göre, “Bankalar arası piyasadaki artan faiz oranları, likidite sıkı tutulduğu sürece, borçlanma maliyetlerini arttırmaya devam edecek ve daha yavaş büyümeyle birlikte, mali gerginliği tamamlayan riskler sürecek.”

Çin’deki önemli bir durgunluk ya da mali kriz, ona hammadde sağlayan Brezilya, Güney Afrika ve Avustralya gibi ülkelerin yanı sıra Çin sanayisine aksam ve parça sağlayan Güneydoğu Asya ekonomileri üzerinde de doğrudan etkide bulunacak.

Para piyasaları yorumcularının çoğu mevcut istikrarsızlığın 1997-98 Asya krizinin bir tekrarı olmadığını savunurken, para birimlerinde yaşanan çalkantı, yerli paraların değeri düştüğü için geri ödenmesi giderek zorlaşan dolara bağlı borçlar da dahil, onunla birçok benzerlik içeriyor. Dahası, para piyasalarının geçtiğimiz 17 yıl boyunca giderek karmaşıklaşan bütünleşmesi, dünyanın herhangi bir bölgesindeki bir krizin hızla küresel etkileri olabileceği anlamına geliyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır