World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/jul2014/resp-j02.shtml

Ortadoğu’daki felaketin sorumlusu kim?

Bill Van Auken
2 Temmuz 2014
İngilizce’den çeviri (30 Haziran 2014)

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Ortadoğu’da yaşanmakta olan krizin ortasında Kahire’de düzenlediği bir basın toplantısında, “Amerika Birleşik Devletleri Libya’da olanlardan ya da bugün Irak’ta yaşananlardan sorumlu değildir” demişti.

Kerry basına konuşurken, Irak - Şam İslam Devleti (IŞİD) ve büyüyen Sünni ayaklanması, ülkenin Suriye ve Ürdün ile olan sınırları da dahil, Irak’ın kuzeyi ile batısında kontrolünü sağlamlaştırıyordu. Çatışmalar nedeniyle bir milyondan fazla Iraklı yaşadığı yeri terketmek zorunda kalmış ve tırmanan mezhep katliamında binlerce insan öldürülmüş durumda.

Rakip milisler arasında sürekli çatışmaların yaşandığı, hükümetin yalnızca adının olduğu, petrol üretiminin en az yüzde 80 azaldığı ve bir milyondan fazla insanın ülkedeki şiddetten kaçmak zorunda kaldığı Libya, tam bir çöküş içinde. Binlerce insan, sistematik işkence uygulayan silahlı grupların yönetimindeki cezaevlerine kapatılmış halde.

Kerry’nin açıklaması, yalnızca, Irak’taki durumun tam bir bozguna dönüşmesinden bu yana, önde gelen siyaset çevrelerinden ve medyadan gelen, “ABD hiçbir sorumluluk taşımıyor” biçimindeki çığlıklara resmiyet kazandırmıştır.

New York Times’ın, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgal etmesine yüksek sesle karşı çıkmış bir “insan hakları savunucusu” olan yazarı Nicholas Kristof’un yorumu tipiktir. Kristof şöyle yazıyor: “Irak’taki bozgun Obama’nın hatası değil. Bu, Cumhuriyetçiler’in hatası da değil... Bu, karşı konulmaz biçimde Irak Başbakanı Nuri Kemal El Maliki’nin hatasıdır.”

ABD işgali eliyle iktidara getirilip orada tutulmuş bir piyon olan Maliki, şamar oğlanı yapılmaktadır.

Times’ın dış ilişkiler yazarı Thomas Friedman, Pazar günü, Maliki’nin, “Amerika Irak’ı terk ettiği dakikada” kasıtlı olarak kargaşa başlatan bir “kundakçı” olduğunu yazdı. 2003’te, ABD askerlerinin “ev ev dolaşmasından ve Iraklılar’a “buradan çıkın” emri vermesinden övgüyle söz eden aynı Friedman, ABD’nin bunu “yapabilecek durumda” olduğu için Irak’ı istila ettiğini açıklamış ve “petrol uğruna savaş” ile bir sorunu olmadığını belirtmişti.

İnsan, ABD’nin Irak ve Libya halklarına dayatılmış derinleşen trajedide sorumluluğu olmadığında ısrar eden bir dizi açıklamayı dinlediğinde, Hermann Göring’den başlayarak, sanık sandalyelerinde birbiri ardına ayağa kalkıp “suçsuz” olduklarını açıklayan Nürnberg’deki Nazi savaş suçlularını anımsamadan edemiyor.

Peki, Kerry’nin ve yönetimdeki çok sayıda insanın, Washington’ın herhangi bir sorumluluk taşımadığında ısrar ettiği suçlar neler?

Onların o zamanki eylemleri için, on yıl süren sadistçe ABD yaptırımları yüzünden zaten mahvolmuş durumdaki bir topluma karşı büyük bir yıkıcı gücün dizginlerinden boşaltılması için kullanmış oldukları kavram “şok ve dehşet” idi. ABD’nin, yüzbinlerce insanı öldüren ve milyonlarcasını sığınmacı haline getiren savaşı ve işgali, Irak toplumunun her bir kurumunu imha ederken, Washington, Irak ulusalcılığının üstesinden gelmenin bir aracı olarak, bilinçli bir şekilde mezhepsel bölünmeleri kışkırtıyordu. Ülkenin devrik başkanı Saddam Hüseyin, acele ile toplanmış savaş mahkemesinde yargılandı ve gayriresmi şekilde idam edildi.

Bütün bunlar, doğrudan “kitlesel imha silahları” tehditi ve Bağdat ile El Kaide arasındaki bağlara ilişkin uyarılarla haklı gösterilmişti. Artık tüm dünyanın bildiği gibi, bunların tümü yalandı.

ABD emperyalizmi ülkedeki yönetimi devirene ve toplumsal yapıyı paramparça edene kadar, Irak’ta ne kitlesel imha silahları ne de El Kaide vardı. Gerçekte, Wahington 1980’lerde Afganistan’daki sağcı İslamcılar eliyle kanlı bir savaşa girişmeden önce, ortada El Kaide de yoktu.

Obama yönetimi, Libya’da ve şimdi Suriye’de, rejim değişikliğini haklı göstermek için, “terörizm ile mücadele” bahanesinden vazgeçti ve onun yerine, en az onun kadar sinik ve düzmece olan “insan hakları”nı koydu. ABD ile NATO, Libya’da, varolan devlet kurumlarını ve toplumsal yapıyı imha eden bir mezhep savaşında İslamcılar önderliğindeki milisleri örgütleyip silahlandırırken, ülkeyi ağır şekilde bombaladı. O, Libya’daki savaşını, aynı Irak’ta olduğu gibi, ülkenin laik başkanı Muammer Kaddafi’nin barbarca öldürülmesiyle tamamladı.

IŞİD’in önderlik ettiği Sünni İslamcı ve mezhepçi milisleri destekleyen Washington, Suriye’de rejim değişikliği için benzer bir savaş sürdürüyor. Bunlar, şimdi Irak’ın büyük bir bölümünü istila etmiş olan güçlerdir. ABD, bu savaşa, üçüncü bir laik Arap devlet başkanı Beşar Esad’ın öldürülmesiyle son vermeyi ummaktadır.

Obama, daha geçen hafta, Suriye’deki “asiler”e 500 milyon dolarlık silah akıtmayı önerdi ve bu silahların, ABD’nin, kendisini sözde Irak’ta yenilgiye uğratmaya adadığı IŞİD’in eline geçeceğini herkes biliyor.

Washington’ın politikasındaki çelişkiler ve ayak oyunları her zamankinden daha göze batar hale gelirken, ABD’li yetkililer, sanki Amerikan halkı bunu farketmeyecek ya da her şeye inanacakmış; çalışanlara sağlık, eğitim, konut ve işler için “para yok” denirken canice bir savaşa anında 500 milyon dolar bulunabilmesini görmeyecekmiş gibi davranıyorlar.

ABD’li oligarkların Ortadoğu’da yarattıkları yıkım, tüm korkunç insani sonuçlarıyla birlikte, onların bizzat ABD içindeki yıkıcı rollerinin (ülkenin üretim zemininin paramparça edilmesi, ABD ekonomisinin mali sektör asalaklarının kumarhanesine dönüştürülmesi, milyonlarca insanın işlerinin ve yaşam standartlarının ortadan kaldırılması) dışarıdaki ifadesidir. İçerideki büyüyen krize herhangi bir yanıtı olmayan bu oligarkların dışarıda şiddete yönelmesi, yalnızca okyanus ötesinde yaratmış oldukları felaketleri bu krizle birleştirmektedir.

Kerry, Kristof, Friedman ve Amerikan askeri saldırganlığının diğer yandaşları sorumluluklarından ve suçlarından aklanmayacaklar. Amerikan emperyalizmi, insanlığa karşı korkunç suçların sorumlusudur.

Washington’da bir saldırı savaşı komplosunu kuran Bush, Cheney, Rumsfeld, Rice, Powell ve benzerleri; öncellerini koruma ve aynı politikaları sürdürme konusunda anlaşmış olan başta Obama olmak üzere şimdiki yönetim; savaşı yürüten yüksek rütbeli subaylar; bu savaş üzerinden zenginleşen özel girişimciler; savaşı Amerikan halkına yutturmaya yardımcı olmak için yalan söyleyen medya; savaşı haklı gösteren ve destekleyen korkak ve konformist akademisyenler... Şimdiye kadar bunlardan hiçbiri sorumlu tutulmuş değil.

Irak, Libya ve Suriye halklarına dayatılan felaketlerden, bunların hepsi sorumludur.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır