World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/mai2014/brit-m24.shtml

Britanya’daki yeni aristokrasi

Jordan Shilton
24 Mayıs 2014
İngilizce’den çeviri (23 Mayıs 2014)

Thomas Paine, 18. Yüzyıl’ın sonlarındaki toplumsal koşulları değerlendirirken, “Zenginlik ile sefalet arasındaki sürekli olarak göze batan iç acıtıcı çelişki, birbirine zincirlenmiş ölü ve canlı bedenler gibi.” diye yazmıştı.

Paine’nin toplumsal eşitsizliğe ilişkin dokunaklı eleştirisi, 200 yıldan uzun süre sonra, Sunday Times’ın son Zenginler Listesi’nin geçen hafta açıklanmasıyla, günümüz Britanya’sına çok daha güçlü bir şekilde uygulanabilir.

Britanya’nın en zengin 1.000 kişisi, şimdi toplam ekonomik çıktının üçte birine ya da 519 milyar Pound’a (1 trilyon 754 milyar TL) eşit. Milyarderlerin sayısı, Britanya’yı dünyada kişi başına en fazla milyardere sahip ülke olarak ayırt edecek şekilde, geçtiğimiz on yıl boyunca üç kat artmış. Britanya’nın en zengin 500 bireyine tahsis edilmiş çevreye girmek için gerekli servet miktarı, geçtiğimiz on yıl içinde iki kattan fazla artmış ki bu artış, yalnızca bir yıl içinde yüzde 20’yi buluyor.

Farklı istatistikler, nüfusun en zengin yüzde birini oluşturan 600.000 kişinin, en yoksul yüzde 55’i oluşturan 33 milyon insanınkinden daha fazla bir servete sahip olduğunu gösteriyor. Bu yüzde birlik kesim, ulusun 9,5 trilyon Pound’luk gayrımenkul, ücretler ve mali sektör varlıklarının 5,225 trilyon Pound’unu kontrol ediyor. Britanya’daki en zengin beş aile, nüfusun yoksulluk sınırının altında yaşayan yüzde 20’sini oluşturan toplam 12,6 milyon kişiden daha zengin.

Toplumun en tepesindeki günümüz mali aristokrasisinin ortaya çıkması, geniş emekçi kitlelerin yoksullaştırılmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Geçtiğimiz on yıl içinde, Britanya’daki en zengin 1.000 kişinin serveti ikiye katlandı. Aynı dönemde, devlet maliyesi, haksız kazançları mali vurgunlar ve açık suçlar dolayımıyla elde edilmiş olan bu tabakaya milyarlık kurtarma paketi sağlamak için yağmalandı.

Bu banka kurtarma paketi, işçi sınıfı için, onun yaşam standartlarına ve milyonlarca insanın bel bağladığı sosyal hizmetlere yönelik daha önce tanık olunmadık bir saldırı dönemini başlattı. Zenginler servet içinde yüzerken, aşevlerinin sayısı görülmedik düzeylere ulaştı, ücretler düşürüldü, kamu hizmetleri ortadan kaldırıldı ya da özelleştirildi.

Bu, her ülkede görülebilen uluslararası sürecin bir parçasıdır. 2008 mali krizi, egemen sınıf adına, II. Dünya Savaşı sonrası dönemde vermek zorunda kaldığı bütün ödünleri geri almak için, çalışanlara yönelik olarak 1930’lardan bu yana en ağır saldırıyı başlatmanın işaretiydi. Bu politikaların sonuçları, bu yılın başlarında yayımlanan ve en zengin 85 kişinin dünya nüfusunun yarısını oluşturan 3,5 milyar insanınkinden daha fazla serveti elinde bulundurduğunu gösteren bir Oxfam raporunda gözler önüne serilmişti.

Pazar günü yayımlanan ve Zenginler Listesi’ne ilişkin haberler içeren büyük gazeteler, toplumun en tepesine servet aktarımına ilişkin en ılımlı eleştiriden bile yoksundu. Oysa, bir kuşak önce, önde gelenlerin bazı kesimleri, böylesi ürkütücü toplumsal eşitsizlik düzeyleri karşısında utanırlardı. Zenginler Listesi’ni düzenleyen Phillip Beresford’un, milyarlarca Pound’luk servetin bir mali oligarşi tarafından toplanmasına ilişkin, “ülkeye daha fazla iş ve servet getiriyor” iddiası ile ilgili olarak tek bir itiraz bile yükselmedi.

Gerçek şu ki, Zenginler Listesi’nde yeralan süper zengin oligarklar, toplumun bütün servetini emen asalak bir kasttır. Bu seçkinlerin ellerinde tuttukları devasa miktar, üretken sektörlere yapılmış yatırımlar dolayımıyla değil ama mali vurgunlar üzerinden biriktirilmiştir. Londra, tam da mali kontrollerin kaldırılmasıyla ve bunun yolaçtığı -Libor kredi faizi oranının belirlenmesine hile karıştırılması da dahil- yolsuzluklar ile eşanlamlı olduğu için, küresel milyarderlerin oyun alanı haline gelmiştir.

Ekonomik iyileşmeye ilişkin her söz, asıl olarak zenginleri içermektedir. Toplumun geniş kesimlerinin ücretleri olduğu yerde durmaya ya da gerilemeye devam ederken, borsalar her zamankinden daha yüksek ve Londra’daki gayrımenkul fiyatları tavan yapmış durumda. Krize son verilmiş gibi çığırtkanlık yapan ekonomik büyüme rakamları, büyük ölçüde, Britanya’nın ekonomik çıktısının yüzde 40’ından fazlasını oluşturan mali sektörden gelmektedir.

Tiksindirici toplumsal eşitsizlik düzeylerinin bütün büyük siyasi partiler tarafından eleştirisiz kabullenilmesi dikkat çekici. Siyaset kurumunun bütün kesimleri, mali oligarşinin ücretli temsilcileridir ve onlar, yıllardır toplumsal eşitsizliğin doğal olduğunu iddia eden sağcı reçeteyi izliyorlar. Bu şemaya göre, zenginler yeteneklerinden ve başarılarından dolayı en tepeye çıkmaktadırlar ve toplumun geri kalanının, üretilmiş servetin sonradan “damlama”sına şükretmesi gerekiyor. Thatcher’ın 1980’de işçi sınıfına yönelik saldırısından bu yana, bunun çalışanlar için yıkıcı olduğu kanıtlanmış durumda.

Kamu hizmetlerini özelleştiren ve ekonominin geri kalan kesiminden her zamankinden daha fazla kopmuş geniş bir mali sektörün büyümesini teşvik eden iktidardaki İşçi Partisi, utanmazca, Muhafazarlar’ın bıraktığı yerden devam etti. 2008 mali krizi patladığında, banka kurtarma paketini ve sert bir kemer sıkma programını uygulamaya başlayan, İşçi Partisi idi. Onun sendikalardaki müttefikleri, işlere ve çalışanların yaşam standartlarına yönelik bu yıkıcı saldırıya karşı koymak için tek bir önemli grev örgütlemediler.

Günümüzde, toplumun büyük çoğunluğunun günlük temel ihtiyaçlarının karşılanması bile, büyük serveti topluma hiçbir şey katmayan bir mali aristokrasinin varlığıyla bağdaşmamaktadır. Yani, sürekli derinleşen toplumsal eşitsizliğin temel nedenine, kapitalist kar sistemine karşı siyasi bir mücadele başlatılmaksızın, çalışanların karşı karşıya olduğu tek bir sorun bile çözülemez.

Toplumun, işçi iktidarlarının oluşması ve kar için değil ama gereksinimleri karşılamak üzere planlı sosyalist bir üretimin uygulanması yoluyla, onun tepesinde duran ve siyasi ve ekonomik yaşamın bütün alanlarını belirleyen asalak kastın pençesinden kurtarılması gerekiyor.

Bu temel görevin yerine getirilmesi, yalnızca, Britanya’daki işçi sınıfının tüm Avrupa’daki ve dünyadaki kardeşleriyle birliğiyle mümkündür. Britanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi (SEP) ile Almanya’daki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (PSG) kendilerini adadığı ve bizim Avrupa seçimleri kampanyamızın asli görevimiz budur.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır