World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Avrupa Parlamentosu seçimleri:

İktidar partileri oy kaybederken AB karşıtları kazançlı çıktı

Chris Marsden
27 Mayıs 2014
İngilizce’den çeviri (26 Mayıs 2014)

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde, Avrupa Birliği’ne (AB) karşı çıkan sağcı ya da solcu partiler hükümetler tarafından dayatılan kemer sıkma önlemlerine olan düşmanlıktan faydalandılar. 28 ülkede dört gün boyunca süren seçimlere katılım düşük olurken, çok sayıda kayıtlı seçmen, muhalefetini evde oturarak gösterdi.

Aşırı sağ adına en çarpıcı sonuç, ön tahminlerde yüzde 25’lik bir destek alacağı belirtilen Ulusal Cephe’nin (Front National-FN) yüzde 40’lık bir sonuç elde ettiği Fransa’daydı. Devlet Başkanı Francois Hollande’ın iktidardaki Sosyalist Parti’si, kitlesel öfkenin müthiş bir ifadesi olarak, oyların yalnızca yüzde 14’ünü aldı ve geleneksel sağcı Halk Hareketi İçin Birlik’in (UMP) ardından üçüncü sıraya düştü.

FN’nin önderi Marine Le Pen, bu sonuçlara, Fransız meclisinin dağıtılması çağrısıyla tepki gösterdi. O, Fransa’nın, Brüksel’deki “yabancı komiserler” tarafından değil, “Fransızlar tarafından, Fransa için ve Fransızlar ile birlikte” yönetilmek için “yüksek sesle ve açıkça haykırmış” olduğunu söyledi.

Britanya’da, sağcı AB karşıtı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP), İşçi Partisi’nin ve Muhafazakar Parti’nin yapamadığını başarıp, ilk kez en büyük parti olarak ortaya çıktı. Nigel Farage önderliğindeki UKIP’in, oyların yaklaşık yüzde 28’ini elde etmesi bekleniyor ki bu, onun 2009’daki yüzde 16,5’luk oyunun neredeyse iki katı. İşçi Partisi’nin yüzde 25,7, iktidardaki Muhafazakarlar’ın ise yüzde 24,5 alması bekleniyor.

Britanya’daki Muhafazakarlar’ın koalisyon ortağı Liberal Demokratlar, oylarının yarısını kaybederek yüzde 7’nin altında düştüler ve Yeşiller’in ardından beşinci sıraya yerleşerek silindiler. Onlar, Avrupa Parlamentosu’nda yalnızca bir kişiyle temsil edilecekler.

Birleşik Krallık’taki seçimlere katılma oranı, yalnızca yüzde 33,8 oldu.

Almanya’da, iktidardaki koalisyon partileri, Başbakan Angela Merkel’in Hristiyan Demokratlar’ının (CDU) ortakları Sosyal Demokratlar (SPD) yararına bir gerileme kaydetmesiyle, tabanlarını korudular. Tahminler, muhafazakar CDU/CSU’nun oyların yüzde 36,1’ini, SPD’nin ise yüzde 27,6’sını alacağını gösteriyordu. Ama Almanya’daki AB yanlısı partilerin bu zaferi, Fransa’daki sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, işe yaramayan bir avuntu olacak. Ayrıca, Almanya’daki UKIP’i örnek almış avro karşıtı parti Almanya İçin Alternatif (AfD), tahmin edilen yüzde 6,5’i aşarak oyların yüzde 7’sini elde etti ve Avrupa Parlamentosu’nda yedi sandalye kazandı. Neo-Nazi Almanya Ulusal Demokratik Partisi’nin (NPD) bir üyesi, muhtemelen ona katılacak.

Danimarka’daki milliyetçi ve göçmen karşıtı Danimarka Halkının Partisi’nin zaferi ile 2009’da yüzde 7,3 oy almış olan Avusturya’daki Avusturya’nın Özgürlüğü Partisi’nin (FPÖ) oyların beşte birini alması da sağın diğer başarıları arasında. Belçika’daki Flaman milliyetçisi N-VA’nın da oyların yüzde 30 ile 32’sini alması bekleniyor.

Bununla birlikte, Hollanda’da, Geert Wilders’in Özgürlük Partisi’nin (PVV) seçimleri dördüncü sırada tamamlaması bekleniyor (geçtiğimiz seçimlerde ikinci sıradaydı). PVV, merkez-sağ Hristiyan Demokratlar’ın, Demokratlar 66’nın ve Başbakan Mark Rutte’nin Liberal Parti’sinin gerisinde kaldı. FN’nin Fransa’daki performansı göz önünde bulundurulduğunda, Wilders’in, Marine Le Pen’in partisi ile olan ilişkilerinden dolayı, özellikle de babası Jean-Marie’nin açıklamaları yüzünden başarısız olması kayda değer. Jean-Marie Le Pen, Ebola virüsünün dünyadaki nüfus patlamasını ve Fransa’nın göçmen sorununu “üç ay içinde” çözeceğini söylemişti.

Özgürlük Partisi’nin AP’deki en önde gelen üyesi Lucas Hartong, PVV’nin faşist FN ile arasına mesafe koymasında ve milliyetçi ve AB karşıtı mesaja daha saygın bir görünüm kazandırma çabasını taklit etmek üzere UKIP ile bir ittifak kurmasında ısrar ediyordu.

Aşırı sağcı Jobbik’in üç sandalye ile ikinci sırayı aldığı Macaristan’da, iktidardaki muhafazakar Fidesz partisi de iki sandalyesini kaybetti. Sosyalistler dört sandalyelerinden ikisini yitirdiler ama iki yeni sol parti üç, Yeşiller ise bir sandalye elde etti.

Sağ, her şeyden önce, sosyal demokrat partilerin kemer sıkma önlemlerine ve AB’ye olan desteğinden ve sendikaların bu önlemlerinin uygulanmasındaki ve işçi sınıfına yönelik saldırılardaki suç ortaklığından yararlanmıştır.

İşçiler, onu yapabilecekleri siyasi araçlara sahip olmadıkları yerlerde bile direnmenin bir yolunu arıyorlar. Bu yüzden, Avrupa’nın başka yerlerinde, kendilerini, AB’nin olmasa bile kemer sıkma önlemlerinin “solcu” karşıtları gibi sunan partiler başarılı oldular.

Yunanistan’da, Alexis Tsipras önderliğindeki Syriza, kemer sıkma önlemlerine karşı oy kullanması sayesinde, iktidardaki Yeni Demokrasi’nin yüzde üç üzerine çıkarak seçimlerde birinci oldu. Onun, Yunanistan’ın borçlarını geri ödeme koşullarını yeniden görüşme üzerine kurulu AB yanlısı çizgisi, faşist Altın Şafak’ın oyların yüzde 9-10’unu garanti etmesinin ve Avrupa Parlamentosu’nda bir sandalye kazanmasının yolunu açtı.

Bir zamanlar Yunanistan’ın en büyük partisi olan ve şimdi Elia (Zeytin Ağacı) olarak bilinen bir koalisyonun içinde yeralan sosyal demokrat PASOK, yüzde 8-9 oyla dördüncü sırada. Popülist To Potami ise Yunan Komünist Partisi (KKE) ile aynı oranda, yüzde 5-7 arasında oy aldı.

İspanya’da, Başbakan Mariano Rajoy’un iktidardaki Halk Partisi (PP) ile muhalefetteki Sosyalist İşçi Partisi (PSOE) önemli ölçüde oy kaybetti. PP’nin oyları, 2009’daki yüzde 42’den yüzde 26’ya düşerken, PSOE yüzde 39’dan yüzde 23’e geriledi. Bu iki parti, 2009’daki seçimlerle karşılaştırıldığında, toplam beş milyondan fazla oy kaybetti. Bu oyların büyük bölümü, Stalinistler önderliğindeki Birleşik Sol’a (yüzde 10) ve Öfkeliler hareketinden doğan Podemos (Başarabiliriz) adlı gevşek popülist oluşuma (yüzde 8) gitti. Seçimlerde, Katalonya’daki bölgeci partiler de başarılı oldular.

İtalya’da, Başbakan Matteo Renzi’nin Demokratik Parti’si (PD), yüzde 22 oy alan komedyen Beppe Grillo’nun 5-Yıldız Hareketi’nin önünde, oyların yüzde 41’ini elde etti. Önceki Başbakan Silvio Berlusconi’nin Forza Italia partisi ise yüzde 15,5 oy aldı. Avro karşıtı Kuzey Birliği oyların yüzde 6’sını, sahte solcu Tsipras Listesi / Bir Başka Avrupa grubu (adını Syriza’nın önderinden alıyor) ise yüzde 4,1’ini elde etti.

Bu sonuçlar, varolan siyasi düzene, AB’ye ve tüm kıtadaki hükümetlerin sürdürdüğü toplumsal saldırılara yönelik artan ama henüz olgunlaşmamış bir muhalefet ifadesinden başka bir şey değildir.

Bununla birlikte, Avrupa basınının çoğunluğunun, AB projesine hem “sağdan” hem de “aşırı soldan” gelen tehlikeye karşı mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayacağı kesin. Bu, kaçınılmaz şekilde, kemer sıkma önlemlerinden sapma yönündeki popülist baskılara direnme çağrıları biçimini alacak; bu arada, “güçlü Avrupa”nın bir parçası olmanın yurtseverliğe ve milliyetçiliğe en yararlı şey olduğu vurgulanarak AB karşıtı sağcı oluşumlar mümkünse yatıştırılacak ya da etkisizleştiririlecek. Sağcı partilerin başarıları, çalışanlara yönelik ağır toplumsal yıkıma bir günah keçisi bulmak için, göçmen karşıtı önlemlerin hızlandırılmasında kullanılacaktır.

Mevcut siyasi düzene yönelik hayal kırıklıkları ve Avrupa Birliği’ne muhalefetleri acımasız iş ve ücret kesintileri ile kötüleşen toplumsal koşullarda, AB’nin demokratik olmayan karakterinde ve Avrupalı güçlerin Ukrayna’da Rusya’ya yönelik kışkırtıcı eylemlerinde kanıtlandığı gibi militarizmi tırmandırmasında yatan işçilerin ve gençliğin sesine hiçbir şekilde kulak asılmayacak.

Almanya’daki ve Britanya’daki Sosyalist Eşitlik Partileri (PSG ve SEP), Avrupa Parlamentosu seçimlerine, AB yanlısı kemer sıkmacı ve milliyetçi sağ partilere sosyalist bir alternatif oluşturmak için katıldılar. SEP ve PSG, işçi iktidarlarının kurulması ve bir Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri çağrısı yaptılar.

Seçimlerden, şimdi en acil şekilde Ukrayna’da beliren savaş üzerine bir referandum olarak yararlanmakta ısrar eden Uluslararası Komite’nin şubeleri, militarizme ve savaş tehlikesine karşı mücadeleye özel bir önem verdiler.

Kampanyamızla ilgili daha fazla bilgi için, Britanya’daki SEP’in (İngilizce) ve Almanya’daki PSG’nin (Almanca) seçim sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır