World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2014/mar2014/pers-m15.shtml

CIA, Senato ve Amerikan demokrasisinin çökmesi

Patrick Martin
15 Mart 2014
İngilizce’den çeviri (13 Mart 2014)

Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CIA), onun uzun süredir savunucusu olan Senato Haberalma Komitesi başkanı Dianne Feinstein tarafından salı günü alışılmadık şekilde alenen eleştirilmesi, Amerikan demokrasisininölümcül krizinin ifadesidir.

Yalnızca son derece kötü koşullar bu Californialı Demokrat’ın, CIA’in “ABD Anayasası’nda şekillendirilmiş güçler ayrılığı ilkesini"nin yanı sıra “Dördüncü Düzenleme’yi, Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Bilgisayarların Kötüye Kullanımı Yasası'nı ve CIA’in ülke içinde inceleme ve gözetleme yapmasını yasaklayan 12333 sayılı Başkanlık Emri’ni fazlasıyla çiğnemiş” olabileceğini açıkça ilan etmek zorunda bırakabilirdi.

Feinstein CIA’in Senato’da dinleme yapmasını protesto etmeye yöneldi; çünkü Haberalma Komitesi’nin ve muhtemelen bizzat Senato’nun üyelerini gizli belgeleri izinsiz kullanmaktan kovuşturma arayışı içinde olan CIA, Adalet Bakanlığı’na suç oluşturan bir başvuruda bulunmuştu. Bu, komite tarafından CIA’in işkenceleri üzerine hazırlanmış kapsamlı bir rapor üzerine aylardır yaşanan kavganın doruk noktasıydı.

Senato’daki yaklaşık bir saat süren konuşmasında gözle görülebilir şekilde gergin ve anlaşılan korkmuş olan Feinstein’ın tavrı ile onun görevi kötüye kullanmaya ilişkin iddialarını birkaç saat sonra dış politika konusunda bir düşünce kuruluşuna yaptığı konuşmada ve ardından kendinden emin şekilde sırıtarak basına verdiği bir röportajda küstah biçimde şiddetle reddeden CIA Müdürü John Brennan arasında çarpıcı bir karşıtlık vardı.

Feinstein, ABD istihbarat aygıtının, CIA’in insansız hava araçlarından atılan füzeler kullanarak gerçekleştirdiği suikastlerden FBI’ın Yurtseverlik Yasası’nı kötüye kullanmasına, NSA’nın tüm dünyadaki telefon ve internet görüşmelerini sistematik şekilde toplamasına kadar gerçekleştirdiği sayısız yasadışı ve anayasaya aykırı faaliyetin sorgusuz bir savunucusuydu.

NSA’nın usulsüzlüklerini açığa vuran Edward Snowden’ın belirttiği gibi, “seçilmiş bir yetkilinin milyonlarca sıradan yurttaşın haklarının bizim ajanlarımız tarafından çiğnenmesi ile hiçbir şekilde ilgilenmediği ama bir politikacı kendilerine bir şeyler yapıldığını keşfettiğinde bunun aniden bir skandal olduğu yerde” güçlü bir ikiyüzlülük vardır.

Ama burada, demokratik haklara ve anayasal süreçlere yönelik olarak, ABD yönetiminin askeri ve istihbarat aygıtından kaynaklanan artan tehlike biçiminde daha temel bir konu söz konusudur.

Medyanın, Beyaz Saray ile Kongre ya da Anayasa Mahkemesi’nin kararları arasındaki siyasi iç çatışmaya yönelik bütün propagandasına rağmen, ABD’deki gerçek iktidar, Pentagon’u, CIA’i, NSA’yı, FBI’ı ve bir düzine başka kurumu içeren olağanüstü bir şiddet, provokasyon ve casusluk aygıtının elindedir.

Senato’nun ve Temsilciler Meclisi’nin “gözetim” uygulayan çeşitli komiteleri, bu geniş ve kapalı kutu aygıtın faaliyetlerini incelemeden onaylayan noterlerden başka bir şey değildir. Ama casuslar ve katiller ordusunu kontrol eden bu yetkililer, en küçük bir demokratik denetim biçimine bir hakaret gibi yaklaşıyorlar. Onlar, aynı yöntemleri, Amerikan emperyalizminin okyanus ötesindeki hedeflerine karşı başvurdukları gibi, içerideki karşıtlarına karşı kullanmaya bütünüyle hazırlar.

Başkan Obama, “başkomutan” olarak bu aygıtın başındadır ve Brennan’ın başkanın tam güvenine sahip olduğunu açıklayan Beyaz Saray sözcüsü açıkça Senato’ya karşı CIA’in yanında yer almaktadır.

Bizzat Brennan’ın, Başkan George W. Bush yönetiminde CIA’in gizli hapishanelerindeki işkenceleri yönetmekten Obama’nın Beyaz Sarayı’nda insansız hava araçlarından atılan füzelerle suikast programının başkanı olarak çalışmaya kadar mesleki kariyeri ortada. O, askeri-istihbarat aygıtının faaliyetlerinin bir başkandan diğerine, bir büyük şirket partisinden diğerine sürekliliğini cisimleştirmektedir.

Geçtiğimiz on yıl boyunca, bu ağın her zaman şiddet içeren ve anti-demokratik olan operasyonları giderek artan biçimde canice bir karakter edinmiştir. Şimdiki çatışma, bu suçların en berbatlarından birinden; yarım düzine ülkede “terörle mücadele” sürecinde yakalanmış insanların sınırsız işkence görüp sorgulanabildiği gizli CIA hapishanelerinin kurulmasından kaynaklanıyor.

Bu hapishaneler 11 Eylül saldırılarının ardından kurulmuş, Bush-Cheney yönetimi tarafından onaylanmış, Bush dönemindeki Adalet Bakanlığı’nın avukatlarının hazırladığı adı çıkmış “işkence yazışmaları”yla tasdik edilmiş ve binlerce CIA görevlisi, askeri personel ve diğer federal ajanlar tarafından işletilmiştir. Obama’nın göreve gelmesinin ardından yaptığı ilk işlerden biri, ABD yasalarının ve Cenevre Sözleşmesi dahil uluslararası yasaların bu sistematik çiğnenmesinden sorumlu olanların kovuşturulmasını engellemekti.

Feinstein’ın Senato’daki konuşmasında anlattığı gibi, işkence suçunu -işkencelere ilişkin video kanıtlarının kongrenin emrine rağmen kasten imha edilmesi de dahil- örtbas etme suçu ve bunun ardından, CIA’in Senato Haberalma Komitesi’nin raporunun hazırlamasını zorlaştırmaya ve onun yayımlanmasını engellemeye çalıştığı, siyasi olarak engelleme yılları izlemişti. Bu, tam da onun operasyonlarını denetlemekle görevli komitenin üyelerinin CIA tarafından daha önce tanık olunmadık şekilde gözetlenmesiyle doruk noktasına ulaştı.

Bu çatışmanın gidişatı kaygı verici bir uyarıdır: askeri istihbarat aygıtının suçu, güçler ayrılığı gibi temel kurallar da dahil, anayasal ilkelere yönelik açık bir saldırıya dönüşmektedir.

Ne Feinstein ne de -ister Demokrat ister Cumhuriyetçi olsun- Washington’daki diğer kapitalist politikacılardan herhangi biri, ABD’de bir polis devletinin doğuşuna karşı ciddi bir direniş sergileyebilir. Bunun nedeni -her ne kadar bunlardan bol miktarda olsa da- yalnızca onların siyasi korkaklığı ve rüşvetçiliği değildir.

Onlar demokratik hakları savunamazlar; çünkü demokratik haklar, her tarafa yayılmış toplumsal eşitsizlik ve derinleşen ekonomik kriz eliyle karakterize edilmiş kapitalist kar sistemi ile giderek daha fazla çelişiyor. Sınıfsal eksende böylesine kutuplaşmış, nüfusun ezici çoğunluğu işten çıkarmalarla, ücret kesintileriyle ve emeklilik maaşlarının, sağlık yardımlarının ve kamu hizmetlerinin ortadan kaldırılmasıyla karşı karşıya iken bir avuç milyarderin serveti elinde tuttuğu bir toplumda demokrasinin görünüşte bile olsa sürdürülmesi mümkün değildir.

Demokratik hakların savunusunun tek zemini, bu ezilen çoğunluğun, işçi sınıfının devrimci sosyalist bir program üzerine kurulu bağımsız bir siyasi harekette seferberliğidir.



Telif Hakkı 1998-2009, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır