World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Rusya’ya karşı ABD-AB yaptırımları:

Pek örtülü olmayan bir savaş tehditi

Alex Lantier
21 Mart 2014
İngilizce’den çeviri (18 Mart 2014)

ABD Başkanı Barack Obama, Ukrayna’dan ayrılmayı ve Rusya’ya katılmayı destekleyen Kırım’daki Rusya destekli referanduma misilleme olarak Kremlin yetkililerine karşı yaptırımları açıklayan dünkü konuşmasında, ABD’nin ve onun Avrupa Birliği’ndeki (AB) müttefiklerinin, Rusya’yı küçük düşürmek ve sıkıştırmak için, askeri eylem dahil, gerekli her yola başvuracağını söyledi.

Amerikan ve Avrupa emperyalizmi, Rusya ile ticaret savaşı başlatarak ve Rusya’nın sınırındaki Ukrayna gibi sağcı yönetimlere açık uçlu askeri destek ve güvenlik garantileri sunarak, kolayca felaketle sonuçlanabilecek bir meydan okumayı devreye sokuyor. Böylesi bir meydan okuma, büyük tehlikeler doğurmakta ve Avrupa’daki ve ABD’deki işçi sınıfı içinde destek bulmamaktadır.

Konuşmasında, Ukrayna’daki ABD-AB müdahalesini ilkeli ve Rusya’nın saldırganlığına karşı uluslararası hukukun şiddet içermeyen savunusu gibi sunmaya çalışan Obama, gerçeği tersyüz etti. Obama, “geçtiğimiz aylarda, Ukrayna yurttaşları kendi tercihlerini duyurduklarında, bize temel bir ilke yol göstermiştir: Ukrayna’nın geleceğine Ukrayna’nın halkı karar vermelidir... Bu yüzden, Rusya’nın Kırım’a birlikler göndermesi, haklı olarak, küresel kınamaya maruz kalmış durumda.” dedi.

Obama, Pazar günü Kırım’da düzenlenen referandumu, “Ukrayna anayasasının ve uluslararası hukukun açıkça çiğnenmesi” olarak geçersiz ilan etti. Konuşmasını, “Ukrayna’nın egemenliğine, toprak bütünlüğüne ve hükümetine zarar vermekten sorumlu belirli bireylere yaptırım uyguluyoruz” diyerek sürdürdü. Obama, Washington’ın taleplerine boyun eğmemesi durumunda “Rusya ekonomisine daha büyük bir bedel ödetecek”başka yaptırımlar uygulama sözü verdi.

Obama’nın açıklaması zırvadır. Bir darbeyle iktidarı almaları ve Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’i yasadışı şekilde alaşağı etmek için faşist grupları silahlandırarak kapsamlı bir siyasi provokasyonu tasarlamış olan Washington ile Berlin’dir. Ukrayna’nın anayasasını ve egemenliğini açıkça çiğneyerek ve Ukraynalıların düşüncesini hiçe sayarak uygulanan bu operasyonun asıl hedefi, Ukrayna’yı emperyalist güçlerin Rusya’ya karşı askeri faaliyetleri ve tehditleri için aşırı sağcı bir karakola dönüştürmektir.

Kredileri büyük bankalar tarafından kesilmiş olan Kiev’deki seçilmemiş yönetim, iflası engellemek için bütünüyle AB’nin, ABD’nin ve IMF’nin kurtarma paketlerine bağımlıdır. Onun üst düzey güvenlik yetkilileri, Kiev’deki Bağımsızlık Meydanı’ndaki Batı destekli ayaklanmalar sırasında güvenliği örgütlemiş olan faşistlerdir (Ulusal Güvenlik Sekreteri Andriy Parubiy, aşırı sağcı Svoboda partisinin kurucularından biridir; Ulusal Güvenlik Sekreteri Yardımcısı Dmitro Yaroş ise Sağ Sektör milislerinin önderidir).

Bu güçler, Obama’nın iddia ettiği gibi “Ukrayna halkı”nı temsil etmemekte; ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Victoria Nuland’a göre SSCB’nin dağılmasından bu yana Ukrayna’da ABD yanlısı muhalif gruplar oluşturmak için 5 milyar dolardan fazla para harcamış olan ABD emperyalizmi adına konuşmaktadırlar.

Bu unsurlar, Rusya’ya yönelik şiddetli düşmanlıklarını ya da II. Dünya Savaşı sırasında Ukraynalı Museviler’i katleden Nazi SS birliklerine yardım etmiş olan Ukraynalı faşistlere olan derin saygılarını gizlemiyorlar. Yaroş, 12 Mart tarihli Newsweek dergisindeki bir röportajda, Moskova’ya karşı savaşan İslamcı Çeçen teröristlerle olan bağlarından söz etti ve Ukrayna faşizminin kırmızı-siyak bayrağının dalgalanmasıyla övündü: “Biz devrim boyunca kırmızı-siyah bayrakların altında durduk” dedi ve ekledi: “Siyah Ukrayna toprağına dökülmüş, kırmızı Ukraynalı kanı: Bu bayrak, ulusal devrimin sembolüdür.”

Bu güçler, şimdi, Kiev yönetimi tarafından kurulan, NATO tarafından desteklenen ve kısa süre içinde silahlandırılacak olan yeni Ulusal Muhafız’a dahil ediliyor. Obama’nın açıklamasında belirttiği gibi, Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Deşçitsiya, Brüksel’de üst düzey NATO yetkilileriyle toplanıyor. Deşçitsiya, NATO ile “teknik askeri işbirliği”ni güçlendirme sözü verdi. Belçika’da yayımlanan Le Soir gazetesine göre, “Kiev’deki yetkililer, kısa süre içinde, belki de pazartesi günü, kendi ellerinde olmasını istedikleri donanımın bir ‘liste’sini NATO’ya sunacaklar.”

“Doğu Ukrayna’daki Rus siyasi turistler”i açıkça suçlayan Deşçitsiya, Ukrayna'daki mevcut durum için, “provokasyonların askeri bir çatışmaya yol açabildiği 2008’deki Gürcistan’daki senaryoya çok fazla benziyor” dedi.

Bu olağandışı açıklama, Kiev yönetimi tarafından girişilecek bir askeri eylem tehditidir. Gürcistan’da 2008’de yaşanan savaş, Gürcistan güçleri, ülkenin tartışmalı Güney Osetya bölgesindeki Rus arabuluculara saldırdığında başlamıştı. Eğer şimdiki açmaz, Deşçitsiya’nın iddia ettiği gibi 2008’deki savaşa benziyorsa, bu, Kiev’in Kırım’daki ya da Ukrayna’nın doğusundaki Ruslara ya da Rusya yanlısı güçlere saldırı planlıyor olmasından dolayıdır.

Obama’nın Rusya’yı Kırım’a müdahale ile suçlaması, ikiyüzlü ve siyasi olarak saçmadır. İlk olarak, bu, ABD emperyalizminin, 1911 Meksika devriminde ve 1959 Küba devriminde olduğu gibi, kendi sınırlarında iktidara gelen yönetimlere karşı çıktığı zaman onlara karşı askeri saldırı başlatmakta tereddüt etmediği bir tarihsel sicil konusudur. ABD, 1962’deki Küba füze krizinde olduğu gibi, nükleer savaş tehditinde bile bulunmuştu.

ABD ve onun müttefikleri, kendi dış politikalarında, saygı göstermeleri gereken başka şeylerde olduğu gibi, diğer devletlerin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kabul etmemektedirler. ABD yönetimi ve medya, daha “önleyici savaş”a izin veren Bush doktrinini oluşturmadan önce, istenilen şekilde istila edilebilecek ve bombalanabilecek olan “başarısız devlet” (Somali ve Afganistan) denilen özel bir devlet kategorisi yaratmıştı.

İkinci olarak, Obama’nın, Kırım’ın Rusya’nın bir parçası olmadığı iddiası tarihi yok saymaktadır. Etnik çoğunluğu Rus olan Kırım, Rus Çariçesi Büyük Katerina tarafından 18. yüzyılda ele geçirilmesinden SSCB’nin 1991’de parçalanmasına kadar, Rusya’nın ve daha sonra SSCB’nin bir parçasıydı. Sovyetler Birliği’nin başındaki Nikita Hruşçev tarafından 1954’te, SSCB’nin 1991’de dağılmasına kadar sınırlı bir öneme sahip bir kararla Ukrayna’ya verilen Kırım, Sivastopol’deki önemli bir Rus deniz üssüne ev sahipliği yapmayı sürdürdü.

Kırım’ın işgali tehlikesi Moskova’dan değil ama Kiev’deki aşırı sağcı güçlerden gelmektedir. NATO devletleri tarafından olağandışı hoşgörü gösterilen bu faşizan unsurlar, fiilen her an büyük bir savaş başlatabilecekleri ve ardından NATO’nun desteğini alabilecekleri bir konuma yerleştiriliyor.

Obama, konuşmasında şunları söyledi: “Başkan Yardımcısı Biden, NATO’daki müttefiklerimiz Polonya, Estonya, Letonya ve Litvanya’nın liderleriyle buluşacağı Avrupa gezisine çıkıyor. Ben de gelecek hafta Avrupa’yı ziyaret edeceğim. Mesajımız açık olacak. NATO müttefikleri olarak, kolektif savunmamıza ilişkin onur sözümüz var ve bu sözü tutacağız.”

Polonya’nın ve eski Baltık Sovyet cumhuriyetlerinin bu şekilde Rusya’ya yönelik askeri ileri karakollar olarak kullanılması, Stalinist bürokrasinin SSCB’yi parçalamasının yıkıcı sonuçlarını vurgulamaktadır. Bu, tüm eski SSCB’yi, mali sermaye için ucuz işgücü kaynağı işlevini göreceği ve emperyalist entrikalara açık hale geleceği bölgesel parçalanma ve yarı-sömürge konumuna evrilme yoluna sokuyor. Estonya, Letonya ve Litvanya’daki egemen seçkinler, aynı Rusya’dakiler gibi, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından iktidara gelen gangster kapitalist oligarklardır.

Emperyalist güçler, şimdi, sürekli askeri tehditlerin ve artan ekonomik yaptırımların Putin’i destekleyen oligarklar çemberini parçalayacağını ve Rus üst-orta sınıfların Kremlin’e olan bağlılığının altını oyacağını hesaplıyorlar.

Almanya’da yayımlanan Süddeutsche Zeitung gazetesi şunları yazıyor: “Şimdiki yaptırımlar, çabuk tepkili olmak şöyle dursun, mucize silahlar değil. Varlıkların dondurulması ve yasaklar Moskova’nın siyasi ve paralı seçkinleri içinde Putin'i popüler kılmayacak ama onun halk içindeki konumu muhtemelen başlangıçta artacak. AB’nin, tırmanmada bir sonraki adım olan ekonomik yaptırımlar tehditi Putin için tehlikelidir. Onlar AB içindeki çok sayıda ülkeye pahalıya mal olacak ama Putin için çok daha maliyetlidir.”

Ticaretin çökmesi ve küresel bir savaş tehlikesi oluşturan bu son derece gözü kara politika, yalnızca Rusya’daki ve Ukrayna’daki kamuoyunu değil ama ABD’deki ve Avrupa’dakini de hiçe saymaktadır. Obama, Litvanyalı hırsız yöneticilere ya da Kiev’deki faşistlere verdiği “onur sözü”nün gereğini yerine getirmek için Rusya ile savaşmayı destekleyip desteklemediğini ABD ya da Avrupa işçi sınıfına sormuş değil. Hazırlanılan şey, uluslararası işçi sınıfı içinde, emperyalizmin canice dış politikasına karşı muhalefetin patlamasıdır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır