World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Obama, artan ABD-Türk gerginliklerinin ortasında IŞİD karşıtı “koalisyon” ile buluştu

Bill Van Auken
23 Ekim 2014
İngilizce’den çeviri (15 Ekim 2014)

ABD Başkanı Obama, Salı günü, Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’nde, 20’den fazla ülkenin savunma yetkilileri ile buluştu. Bu ülkeler, Birleşmiş Milletler’in ya da ABD Kongresi’nin onayı olmadan Ortadoğu’da başlatılmış yeni bir ABD savaşında, Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı mücadele amacıyla oluşturulmuş gibi pazarlanan uluslararası bir koalisyonu oluşturuyor.

Beyaz Saray ve Pentagon yetkilileri, toplantıdan önce, katılımcıların beklediği yeni kararlar alınmayacağı ya da taahhütlerde bulunulmayacağı uyarısında bulundular. Toplantıya başkanlık eden ABD Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey’in bir sözcüsü, “Bu, önümüzdeki zorlukları tartışmak üzere düzenlenmiş bir toplantı” dedi.

ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’nin sözcüsü Alistair Blakely de, benzer bir şekilde, toplantıyı, “koalisyon üyelerinin yeteneklerini düzenlemeye ve bütünüyle birleştirmeye devam etmek için bir değerlendirme fırsatı” olarak betimledi.

Obama, Washington’ın hemen yakınındaki hava üssünde düzenlenen toplantının ardından, medyaya, kendi düşüncesini belirtmediği bir açıklama yaptı. O, “Bu uzun süreli bir mücadele olacak. İlerleme ve başarısızlık dönemleri olacak” dedi.

Bu sonuncu [başarısızlık], oldukça az sayıda ABD hava saldırısının IŞİD savaşçılarının Suriye’nin Türkiye sınırındaki Kürtler’in yaşadığı Kobani kentini ele geçirme çabasını durduramadığı geçtiğimiz günlerde açık bir şekilde ortaya çıktı. Benzeri bir durum, IŞİD’in Irak’taki gruplarının, Bağdat’ın kenar mahallelerini ve havaalanını tehdit ederken, Sünniler’in yaşadığı Anbar vilayetinin neredeyse tamamını almasında yaşandı.

Washington, Andrews Hava Kuvvetleri Üssü’ndeki abartılı fotoğraf çekme fırsatının, onu önceleyen günlerde Obama yönetimi ile onun bölgedeki en önemli müttefiki Türkiye arasında yaşanan açık ve sert anlaşmazlıkların gölgesinde kaldığı gerçeğini gizleyemedi.

Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice, Pazar günü, Ankara’nın, ABD’nin tahminen 5.000 askeri personelinin bulunduğu İncirlik Hava Üssü’nü Irak’a ve Suriye’ye yönelik hava saldırılarında kullanma talebini kabul ettiğini açıkladı.

Türk yetkililer, 24 saatten kısa süre içinde, bu tür bir anlaşmaya varıldığını açıkça reddetti. Onlar, Türkiye’nin IŞİD’e ve Suriye’deki Beşar Esad yönetimine karşı kara birliklerine dönüştürülecek “ılımlı Suriyeli asiler”in silahlandırılmasına ve eğitimine katılması önerisinin bile daha karara bağlanmamış olduğunu eklediler. Gerçekte, Türkiye, silahlı ayaklanmanın üç yıl kadar önce başlamasından bu yana, Suriye sınırı yakınlarında kurulu bir CIA istasyonuyla birlikte, IŞİD ve El Kaide bağlantılı sözde asilere yardım ediyor ve Türkiye sınırları içinde barınacak yer sağlıyor.

Obama yönetimi, Ankara’nın geri çevirdiği anlaşmayı, açıkça, uluslararası desteği gösterme düşüncesiyle ve bölgedeki kendi emperyalist müdahale dürtüsüyle ilan etti. Buna karşılık, o, asıl olarak tam tersi bir etki yarattı.

Ortaya çıkan şey, Obama’nın, Türkiye’yi, Körfez Devletleri’ndeki monarşik Sünni Arap despotları, Fransa’yı, herhangi bir doğrudan askeri harekattan uzak duran Almanya’yı, daha küçük Avrupalı güçleri ve Washington’ın yakın müttefikleri Kanada ile Avustralya’yı kapsayan sözde koalisyonunda yeralan çeşitli unsurların karşıt ve çatışan çıkarlarıdır.

Hem Washington hem de Türkiye, IŞİD’in büyük ölçüde Sünni İslamcı milisler topluluğu içinde en iyi silahlanmış askeri güç olarak ortaya çıktığı Suriye’deki rejim değişikliği uğruna savaşı destekledi. Obama yönetimi, şimdi, IŞİD’e karşı saldırıyı, Şam’da yönetim değişikliğini de kapsayacak şekilde bölge üzerindeki ABD egemenliğini yeniden ileri sürmenin aracı olarak kullanırken, taktikler ve bu saldırının zamanlaması konusunda Türkiye ile anlaşmazlık içinde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümeti, ABD önderliğindeki savaşa katılmasının koşulu olarak, Washington’ın Suriye üzerinde bir uçuşa yasak bölge ve Suriye sınırları içinde bir tampon bölge oluşturulmasını kabul etmesini istiyor. Bu öneriler, başta Türkiye’deki Kürt milliyetçi hareketi PKK’nin müttefiki olan Suriyeli Kürtler’in sınır boyunca oluşturduğu özerk bölgenin ezilmesini ve ABD’nin savaşının, hızla, doğrudan doğruya Esad yönetiminin devrilmesine yönelmesini amaçlıyor.

Washington, müdahalesini IŞİD güçlerini “küçültme” ve “imha etme” üzerinde yoğunlaştıran bir “önce Irak” stratejisi izlediğinde ısrar ediyor ve Suriye içindeki sınırlı harekatlarını, Şam’daki yönetimin “meşru” olmadığını vurgulamasına rağmen, Esad yönetiminin onayıyla gerçekleştiriyor.

Pazartesi günü derin anlaşmazlıklarla eve dönen Erdoğan, Türk savaş uçaklarına, Suriye’deki IŞİD’e karşı değil ama Irak’taki ve Suriye’deki Kürt milisleriyle birlikte onun ilerlemesine etkili şekilde karşı koyan tek kara gücü olan PKK’li savaşçılara karşı hava saldırısı düzenleme emrini verdi. PKK, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yabancı terör örgütleri listesinde yer almasına karşın, Irak’ta, ABD askeri “danışmanları” ile açıkça ifade edilmeyen bir eşgüdüm içinde faaliyet gösteriyor.

Türkiye, ülkenin güneydoğusundaki hava saldırılarının PKK’nin Türk ordusunun karargahlarına yönelik saldırısına misilleme olduğunu iddia etti ki PKK bu saldırıları üstlenmedi. Hükümet ile PKK arasındaki barış görüşmelerinin yaklaşık ikinci yılında gerçekleşen bu ilk saldırılar, nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan Türkiyeli Kürtler’in, Ankara’nın kuşatılmış Kobani’ye yönelik ablukasını protesto etmek amacıyla sokaklara çıktığı ve en az 35 kişinin öldüğü bir haftalık şiddetli çatışmaların ardından gerçekleşmişti.

Türk basınında, bu hafta, Türk kolluk güçlerinin Kürt savaşçıların, silahların ve cephanenin Kobani’ye ulaşmasını önlemekle kalmayıp, yaralı Kürt savaşçıların ülkeye girmesine de izin vermediğine ve onları sınırda kan kaybından ölmeye terk ettiğine dair haberler çıktı.

[PKK’ye yönelik] Son hava saldırıları, Ankara ile PKK arasındaki barış görüşmelerini, geçtiğimiz 30 yıl içinde 40.000 yaşama malolmuş bir iç savaşı yeniden canlandıracak şekilde tersine çevirme tehlikesi içeriyor.

Erdoğan, Pazartesi günü, İstanbul’da, Marmara Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu en büyük tehlikenin bölgeyi istikrarsızlaştıran “yeni Lawrence’lar” olduğunu açıkladı. O, I. Dünya Savaşı’nda Almanya’nın müttefiki olan Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir Arap ayaklanması örgütlemiş olan Britanyalı subay T.E. Lawrence’a gönderme yapıyordu.

PKK’ye, gazetecilere ve siyasi rakiplerine saldıran Erdoğan, IŞİD’den söz etmedi. O, bunun yerine, bu güçler için, “basın özgürlüğü diyerek, bağımsızlık savaşı diyerek gizli anlaşmaların [Sykes-Picot anlaşmaları] gereğini yapanlar, gönüllü Lawrence'lik yapanlar hala var.” dedi.

1916’da gerçekleşen Sykes-Picot anlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun, aralarında Irak, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Filistin’in bulunduğu eski Arap vilayetlerini Britanya ve Fransız emperyalizminin sömürgeleri olacak şekilde paylaştırmıştı. Anlaşma, bölgenin emperyalist dayatması ayrı ulus devletlere bölünmesi için yapay sınırlar çizmişti. Bu sistem, şimdi, kendi iç çelişkilerinin ve ardı ardına gelen yağmacı emperyalist müdahalelerin amansız basıncının bileşik ağırlığı altında çöküşün ileri bir aşamasında.

Erdoğan, “Bu coğrafya içinde yaşanan her çatışma, her gerilim, anlaşmazlık 100 yıl önce tasarlanmıştır.” dedi ve ekledi: “İşte bu tasarımı bozmak, bu tuzağı altüst etmek bizim vazifemizdir.”

Erdoğan’ın en çok korktuğu bölünme, bağımsız bir Kürdistan’ın doğması ki onun hükümeti, Kobani’yi bu yüzden tecrit etmeye çalışıyor ve IŞİD’in kenti savunan Kürtler’i hırpalamasına izin veriyor. Onun gerici yanıtı, öncelikle Şam’da bir Sünni İslamcı yönetimin kurulmasıyla, bölgedeki Türk hegemonyasının yeniden canlanması gibi görünüyor.

ABD önderliğindeki savaş IŞİD’e karşı hem Irak’ta hem de Suriye’de görülebilir bir ilerleme kaydetmemişken, tüm bölgeyi ve ötesini içine çekebilecek bir çatışmaya dönüşebilecek keskin gerilimlere neden olmaktadır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır