World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Obama’nın İran üzerine düşünceleri: III. Dünya Savaşı hayaleti

Bill Van Auken
15 Ağustos 2015
İngilizce’den çeviri (7 Ağustos 2015)

ABD Başkanı Barack Obama, 5 Ağustos Çarşamba günü yaptığı sıradışı bir konuşmada, Kongre ve devlet aygıtı içindeki güçlü hiziplerin, İran’a karşı, hesaplanamaz sonuçları olacak bir savaş yürütmeye kararlı olduğu yönünde bir uyarıyı paylaştı.

Hiroşima’ya atom bombası atılmasının 70. yıldönümünün öngününde konuşan Obama, İran ile geçtiğimiz ay ilan edilen nükleer anlaşmadan kaçmanın, Irak’ın yaklaşık dört katı büyüklüğünde ve hemen hemen üç katı nüfusa sahip olan İran ile savaş anlamına geleceğini söyledi. O, ayrıca, II. Dünya Savaşı’nı ve Soğuk Savaş’ı anımsatarak, İran ile bir savaşın bir Üçüncü Dünya Savaşı’na kapı açabileceğini belirtti.

Bu aşamada, İran ve P5+1 (ABD, Çin, Rusya, Britanya, Fransa ve Almanya) arasında müzakere edilmiş ve Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmış nükleer uzlaşma konusunda Kongre’de yapılacak oylamanın ne sonuç vereceği hiçbir şekilde belli değil. Obama, Amerika Birleşik Devletleri’ni anlaşmayı uygulamaktan alıkoyan herhangi bir yasayı veto edeceğini açıkladı. Başkanın vetosunu bozmak için gereken üçte iki çoğunluğun Kongre’nin her iki meclisinde de sağlanıp sağlanmayacağı hala belirsiz.

Apaçık ortada olan şey, ABD Kongresi’nin büyük bir çoğunluğunun Amerikan militarizminin yıkıcı bir tırmanması temelinde bir politika yönünde oy kullanacak olmasıdır.

Obama, Temsilciler Meclisi’nin ve Senato’nun onun vetosunu hükümsüz kılması durumdunda, savaşın başlayacağı ve bunun “yakında” olacağı uyarısında bulundu. Başkomutan, savaş yönündeki eğilimin kontrolünü elinden kaçırıyor olduğu yönünde belirgin bir izlenim verdi.

Obama’nın açıkladığı üzere: “Kongre’nin bu anlaşmayı reddetmesi, İran’ın nükleer silah elde etmesini önlemeye kesinlikle adanmış olan herhangi bir ABD yönetimine tek bir seçenek bırakıyor: Ortadoğu’da bir başka savaş. Bunu, kışkırtıcı olmak için söylemiyorum, gerçeği belirtiyorum.”

[İran ile] anlaşma üzere yapılan tartışma, devasa askeri ve istihbarat bloğu da dahil, Amerikan siyaset kurumunun, Amerikan emperyalizminin küresel çıkarlarını başka bir araçla mı yoksa çok daha tehlikelisi, Ortadoğu’da savaşla mı takip etmesi gerektiği üzerine derin bir şekilde bölünmüş olduğunu gösteriyor. Tartışılan şey, Washington’ın, önleyici savaş, yani seçtiği uluslara veya halklara karşı canice saldırganlık başlatma sözde ayrıcalığı değildir. ABD başkanı, bizzat kendi sicilinden bahsederek, bu noktayı vurguladı.

O, “Başkomutan olarak, gerektiğinde güç kullanmaktan çekinmedim.” diye övündü. “On binlerce Amerikalı gence savaşa girme emri verdim… Yedi ülkede askeri harekat emri verdim. Güç [kullanmanın] gerekli olduğu anlar vardır ve İran’ın bu anlaşmaya sadık kalmaması durumunda, başka bir alternatifimizin olmaması olasıdır.”

Yine de, Obama, çeşitli müdahalelerine, insansız hava aracı cinayetlerine ve katliamlarına karşın, İran ile savaşın son derece tehlikeli bir girişim olduğunu düşünmektedir. Onun savı, Washington’ın kendi çıkarlarını, nükleer anlaşmayı, stratejinin başarısız olması durumunda “askeri seçeneği masada” tutarken, İran rejimini ABD emperyalizminin arkasına geçirmek üzere bir kaldıraç olarak kullanarak gözetebileceğidir.

Obama’nın Tahran ile aceleci bir çatışmaya yönelik korkusunun nedeni, İran’a yönelik bir savaşın bir kan banyosunu aşacak olmasıdır. ABD başkanı, nükleer anlaşmayı reddetmenin, Rusya ve Çin ile tehlikeli bir çatışmayı kışkırtacağı uyarısında bulundu. Obama, ayrıca, bunun, Washington’ın hem Asya’daki hem de -başta Almanya olmak üzere- Avrupa’daki müttefikleri ile ilişkilerine zarar vereceğini belirtti. O, onların hiçbirinin, “ABD Kongresi’nin emirleri”ne boyun eğmeyeceğini ve zaten ekonomilerine milyarlarca dolardan fazlasına mal olmuş tek taraflı bir Amerikan yaptırımları düzenini zorla kabul etmeyeceklerini ifade etti.

Almanya, Fransa, İtalya ve diğer Avrupa ülkeleri, daha şimdiden, karlı sözleşmeler müzakere etmek üzere Tahran’a üst düzey heyetler gönderdiler. Onlar, yaptırım uygulamak şöyle dursun, yeniden müzakere masasına dönmeyeceklerini açıkça ortaya koymuş durumdalar.

Berlin’in Washington’daki en üst ikinci seviyedeki diplomatı, Perşembe günü, ABD’nin nükleer anlaşmayı reddetmesinin, İran’ı ve muhtemelen diğer ülkeleri, ABD’nin müzakere edilmiş hiçbir anlaşmaya saygı göstermeyeceği düşüncesiyle, hızla nükleer silah peşinde koşmaya iten “bir kabus… bir felaket olacağı” uyarısında bulundu.

Eğer ABD ordusu, Avrupa kapitalizmi İran pazarına girme girişiminde bulunurken ona saldırırsa, sonuç, pekala NATO ittifakının ölümü ve Avrupa ile Amerika arasında askeri gerilimlerin patlaması olabilir.

Obama, Çin’i yaptırımlar düzenine dönmeye zorlama yönünde herhangi bir girişimin sonuçlarına da dikkat çekti. O, [bu durumda] “Çin gibi ülkeleri Amerikan mali sisteminden koparmak zorunda kalırız.” dedi. “Dahası, onlar bizim başlıca borç müşterilerimiz oldukları için, bu tür eylemler bizzat kendi ekonomimiz içinde şiddetli aksaklıkları tetikleyebilir ve bu arada, dünyanın rezerv para birimi olarak doların rolü hakkında uluslararası ölçekte soru işaretleri yaratır.”

Bu tür bir sonuç, Çin ile askeri bir çatışmayı içermektedir. Obama, bunun, ayrıca, ABD ve dünya ekonomisini topyekün bir bunalıma sokacağını belirtti.

Ancak, Amerikan egemen seçkinlerinin güçlü kesimleri tarafından tam da bu tür bir sürecin planı hazırlanıyor. Onlar bunu, ezici çoğunluğu savaşa karşı olan Amerikan halkının haberi olmaksızın yapıyorlar. Obama’nın uyarılarının tüyler ürpertici sonuçları göz önüne alındığında, Amerikan medyasının tepkisi dikkat çekici biçimde yumuşak oldu.

Zaten sürmekte olan 2016 seçim kampanyası ile birlikte, halkın savaş karşıtı duyarlılığı, yozlaşmış ve iflas etmiş ABD siyasi sistemi içinde hiçbir karşılık bulmuyor. Milyonlarca insan, İran anlaşması üzerine Eylül ayında yapılacak olan kongre oylamasından bir süre sonra, ABD’yi, bir kez daha, Afganistan ve Irak’taki müdahalelerin toplamından çok daha kapsamlı bir savaşın içinde bulabilir. Onlar, aniden, istihdamın ve yaşam standartlarının çöküşü eliyle, tüm gezegenin üçüncü, nükleer bir dünya savaşı uçurumuna sürüklendiği bir girdaba çekilebilirler.

Dünyayı bu yola çekmeye hazır olanların politikaları, ABD kapitalizminin umutsuz krizinin ve egemen sınıfın onun küresel gerileyişini askeri araçlarla dengeleme kararlılığının bir yansımasıdır. Ortadoğu ve Orta Asya üzerinde tartışmasız ABD hegemonyasını güvenceye almak için Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’deki ABD savaşlarının başarısızlığı eliyle hayal kırıklığına uğramış olanlar, şimdi, iki enerji zengini bölge arasında köprü oluşturan İran’ı askeri olarak hizaya getirmek için çok daha yüksek bahisli bir başka zar atmak istiyorlar.

Obama, konuşmasının en korkakça bölümünde, Amerikan egemen çevreleri içinde İran ile anlaşmaya yönelik bağnaz muhalefete, “dostumuz ve müttefikimiz İsrail’e içten yakınlık, derin bir şekilde paylaştığım… bir yakınlık” atfetti. Bu zehirli ilişkide “içten” olan hiçbir şey bulunmuyor. Amerikan siyaset kurumunun en gerici ve pervasız unsurlarının İsrail hükümeti ile işbirliği, onların savaşa verdikleri ortak destek ile ilgilidir.

Obama’nın öncülünün “21. Yüzyılın savaşları” adını verdiği stratejinin, şimdi İran ile savaşın özendirilmesini içerecek şekilde sürmesi ve yayılması, aynı zamanda, giderek artan toplumsal eşitsizlik eliyle oluşturulmuş iç sınıfsal gerilimleri -Amerikan militarizminin her zamankinden daha büyük patlamaları biçiminde- dışarıya yönlendirme ihtiyacını ifade etmektedir.

Bu, Amerikan militarizmini ve bir III. Dünya Savaşı tehdidini ortadan kaldırmanın tek yolunun, sınıf mücadelesinin geliştirilmesi ve sosyalist devrimin hem ABD’de hem de uluslararası ölçekte bilinçli şekilde hazırlanması olduğunu göstermektedir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır