World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Emperyalist savaş, “terörle mücadele” ve demokrasinin sonu

Chris Marsden
19 Ocak 2015
İngilizce’den çeviri (14 Ocak 2015)

Charlie Hebdo’nun çalışanlarının ve ardından rehinelerin öldürülmesi karşısında dehşete kapılanlar, “duygusuz şeytan”a ilişkin kapsamlı medya yayınlarının ve ikiyüzlü kınamaların, onların eleştiri yeteneklerini köreltmesine izin vermemeli.

7 Ocak’taki terör saldırısından bu yana, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın hükümeti, cinayetlerin yol açtığı kafa karışıklığını ve şaşkınlığı 10.000 askeri ve binlerce polisi harekete geçirmek için kullanıyor. Başbakan Manuel Valls, Fransa’nın “teröre karşı, cihatçılığa karşı, radikal İslam’a karşı” savaşta olduğunu açıkladı. Le Monde gazetesi, 8 Ocak tarihli sayısına “Fransa’nın 11 Eylül’ü” manşetini attı.

Paris’teki terör saldırılarının dışarıda yeni sömürgeci savaşları, içeride ise baskıyı arttırmak için kullanıldığı, Fransız Ulusal Meclis’inin, Salı günü, 1’e karşı 488 oyla Irak’taki IŞİD güçlerine yönelik Fransız hava saldırılarını artırma kararı almasıyla vurgulandı.

Manş Denizi’nin diğer tarafındaki Britanya’da, Başbakan David Cameron’ın hükümeti, devlet gözetlemesini daha da genişletme ve internet şifrelemesi kullanımının yasaklanması da dahil, düşünceyi ifade ile özel yaşamın dokunulmazlığı haklarını kısıtlayacak yeni önlemler alma sözü verdi. Avrupa’daki sınır kontrollerinin yeniden başlatılmasını da içeren benzeri talepler, kıtanın dört bir yanındaki hükümetler tarafından ifade ediliyor.

Bu tür kapsamlı önlemlerin basitçe bir hafta önce 17 kişinin öldürülmesine yanıt olarak alındığını iddia etmek inandırıcı değildir. Onlar, 7 Ocak’tan çok önce hazırlanıyorlardı. Bu önlemler, daha önce “terörle mücadele” adına alınmış kapsamlı bir anti-demokratik önlemler dizisine dayanarak geliştirilmektedir.

Bu “mücadele”nin amacı, hem uluslararası hem de ulusal dışavurumlarında, dünyanın büyük emperyalist güçler arasında yeniden paylaşımına bir siyasi açıklama sağlamaktır. 13 yıldan uzun bir sürenin ardından, “terörle mücadele”nin, sömürgeci tarzda egemenliğin yeniden kurulması ve dünya halklarının, mali sermayenin emirlerine tabi kılınması için bir bahane ve siyasi çerçeve olduğu açığa çıkmış durumda.

Afganistan’daki, Irak’taki, Libya’daki, Suriye’deki ve başka yerlerdeki askeri müdahaleler, milyonlarca yaşam ve muazzam insani acılar pahasına, kukla rejimler kurmak ve böylece petrolün, doğalgazın ve diğer jeostratejik kaynakların denetimini güvenceye almak için sürdürülmektedir. Bu kanlı ve tek yanlı çatışmalar sürecinde, ABD, Fransa ve diğer emperyalist güçler, savunmasız sivillerin üzerine bombalar yağdırmış, işkencelere ve suikastlere başvurmuş, savaş suçları işlemişlerdir. Ülkeler harabeye çevrilmiş durumda.

Hiç kimse, bu tür eylemlerin iç siyasal yaşam üzerinde köklü etkileri olmayacağına ciddi biçimde inanamaz. Nüfusların etnik ve milliyet olarak giderek daha çeşitli hale geldiği küreselleşmiş bir dünya ekonomisinde, emperyalizmin yaratmış olduğu öfke sınır tanımıyor. Bu durum, özellikle, işçilerin yaşam koşullarına yönelik, milyonları işsiz ve içler acısı yoksullukla karşı karşıya bırakan saldırıların en ağır kısmına katlanan azınlık ve göçmen toplulukları için geçerlidir.

Bu zehirli bileşime ek olarak, sendikalar şirket yönetimlerinin bir kolu işlevi görür ve çeşitli sahte sol gruplar sosyalizmi reddedip emperyalist savaşları desteklemede sıraya geçerken, eski sosyal demokrat ve Stalinist partiler dev şirketlerin açık aletleri haline gelmiş durumda. 

Bu güçler, bütün çabalarını, işçi sınıfını egemen seçkinlere karşı harekete geçmekten alıkoymaya ve onun ilerici sosyalist bir alternatif olduğunu inkar etmeye adıyorlar. Bu durum, kafası en fazla karışık ve çaresiz unsurların, karşı karşıya oldukları toplumsal, siyasal ve kültürel baskıyı protesto yöntemi olarak terörizme yönelebildiği koşulları yaratmaktadır.

Bizzat Fransa’daki, ABD’deki, Britanya’daki ve diğer ülkelerdeki devlet aygıtları, kendi ağır cephaneliklerinin güçlendirilmesini ve dünya kaynaklarına ilişkin planlarının geliştirilmesini haklı göstermek için, terör saldırılarına göz yummaktadırlar.

İslam korkusunun beslenmesi, bu saldırıyı meşrulaştırmak içindir. Kendisini, Müslümanları ve Muhammed Peygamber’i karalayan zehirli ve aptalca karikatürlerde uzmanlaşmış Müslüman karşıtı bir nefret dergisi olarak kabul ettiren Charlie Hebdo, bu kampanyanın desteklenmesinde, uzun süredir son derece gerici bir rol oynuyor. O, bir dizi ırkçı karikatür yayımlamıştı.

Onun en kötü ünlü sayısı, Muhammed’in sözüm ona “konuk editörlük” yaptığı ve Fransa’nın Libya’da ABD önderliğindeki rejim değişikliği operasyonuna katılmasının ardından yayımlanan 3 Kasım 2011 tarihli “Charia Hebdo” idi.

Muhammed’i küçük düşüren bir başka karikatürün yer aldığı bugünkü anma sayısının yayımlanması, onun üç milyon adet basılmasına ve 16 dilde dünya çapında dağıtımına bir milyon avroluk fon sağlamış olan Fransız devletinin siyasi bir provokasyonudur. Google, Guardian Media Group, Le Monde, Canal Plus, Mail International ve başka medya şirketleri tarafından milyonlarca avroluk ek fon sağlanmış durumda. Charlie Hebdo, ırkçı ve milliyetçi duyguları kışkırtmak üzere oluşturulmuş çok daha geniş bir ideolojik aygıtın yalnızca bir dişli çarkıdır. Amaç, işçi sınıfına karşı vurucu birlikler olarak harekete geçirilecek aşırı sağcı hareketlere (Fransa’da Ulusal Cephe, Almanya’da Pegida, Britanya’da Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) gerekli üreme alanı sağlamaktır.

Askeri / polisiye önlemlere ve demokratik haklara yönelik durmak bilmez saldırılara her zamankinden daha açık ve sık biçimde başvuruluyor olmasından çıkartılacak temel sonuç, dışarıda emperyalist fetih savaşlarının ve içeride ona eşlik eden işçi sınıfına yönelik saldırıların demokrasi ile bağdaşmadığıdır. Fransa, egemenliğin polis devleti biçimlerine doğru yönelimin daha gelişmiş ifadelerinden yalnızca biridir.

Kapsamlı baskı aygıtının nüfusun yalnızca bir kesimine karşı kullanılmak üzere oluşturulduğunu düşünmek büyük bir siyasi hata olacaktır. İşler ortadan kaldırılır, ücretler indirilir, sömürü artar ve sosyal hizmetler ortadan kaldırılırken, işçi sınıfı her yerde aşırı yoksulluğa itiliyor. Egemen sınıf, bunun sınıf mücadelesinde bir patlamaya yol açacağını çok iyi anlamakta ve buna uygun olarak hazırlanmaktadır.

Sınıf mücadelesinin bir sonraki aşaması, vahşi devlet baskısı koşulları altında gelişecek. İşçilerin, kendilerini, devrimci bir çatışmaya (iktidar mücadelesine) gireceklerinin farkında olarak örgütlemeleri gerekiyor.

Dünya emperyalizmi, ABD Başkanı George Bush’un 1991’de “yeni dünya düzeni” olacağını iddia ettiği şeyi gerçekleştirmek için, neredeyse çeyrek yüzyıldır, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından yararlanma ve Rusya ile Çin’de kapitalizmi yeniden kurma peşinde koşuyordu. Bush’un sözünü ettiği düzen, evrensel ilerleme edebiyatında gizliydi. O, 1991 Körfez Savaşı’nın, “farklı ulusların insanlığın evrensel özlemlerine; barış ve güvenliğe, özgürlüğe ve hukukun egemenliğine ulaşmaya yönelik ortak davada bir araya geleceği” bir dünyayı müjdelediğini söylemişti.

Gerçek, bugün gördüğümüz şey. Emperyalizm, insanlığı geriye götürmüş ve tüm dünyayı canlı bir kabusa sürüklemiş durumda.

Çözüm, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) önderliği altında sosyalizm uğruna siyasi mücadelededir. Kapitalizme karşı mücadelenin keskin yanı emperyalist militarizme ve savaşa karşı çıkmaktır. DEUK, kendisini bu mücadeleye önderlik etmeye ve emperyalist şiddetin ve militarizmin yeniden canlanmasına karşı, devrimci muhalefetin uluslararası merkezi haline gelmeye adamıştır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır