World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Charlie Hebdo ve Vichy’nin hayaleti: Laval’dan Hollande’a

Joseph Kishore ve Alex Lantier
21 Ocak 2015
İngilizce’den çeviri (16 Ocak 2015)

Geçtiğimiz hafta Fransa’da yaşananlar (faşist propagandanın devlet eliyle sistematik olarak desteklenmesi, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın faşizan Ulusal Cephe’nin (FN) önderi Marine Le Pen’i Elysée Sarayı’na davet etmesi ve FN’nin Charlie Hebdo’ya yönelik saldırının ardından yeniden canlanması), Fransız tarihinin önceki bir dönemiyle, Vichy yönetimiyle rahatsız edici bir benzerlik taşıyor.

Nazi Almanyası, Haziran 1940’ta, Fransa’ya saldırmasından iki aydan az bir zaman içinde Fransız ordusunu yenilgiye uğratmış ve savunmasız olan Paris’e girmişti. Fransa ile Almanya, 22 Haziran’da bir ateşkes anlaşması imzalamış ve ülkeyi, Nazilerin işgali altındaki Paris merkezli kuzeyi ve batısı ile güneydeki resmen işgal edilmemiş ama Vichy merkezli işbirlikçi yönetim arasında paylaşmışlardı.

Fransız burjuvazisinin temsilcilerinin ve ordusunun Nazi saldırısına hızla teslim olması, 70 yıl önceki Fransa-Prusya Savaşı’nı andırır şekilde, Fransa’nın işgalinin içerideki toplumsal muhalefetin üstesinden gelmenin en iyi yolu olduğu kararının bir sonucuydu. Hem Nazi işgalcileri hem de onların Fransız işbirlikçileri, işçi sınıfına karşı barbarca bir savaş sürdürdüler. Vichy rejimi, özellikle toplumsal gericiliğin ve emperyalist savaşın sosyalist karşıtlarını hedefleyen korkunç bir saldırıya ek olarak, Alman faşistlerinin ırkçı ve Musevi karşıtı propagandasına katıldı ve on binlerce Musevi’nin toplama kamplarına gönderilmesine yardımcı oldu.

Vichy rejimindeki önde gelen iki şahsiyet, “genelkurmay başkanı” Mareşal Philippe Pétain ile önce Bakanlar kurulu başkan yardımcılığı, ardından da başbakanlık yapmış olan Pierre Laval idi. Pétain, Fransız egemen sınıfı ile ordunun gerici, Cumhuriyet karşıtı geleneklerini temsil ediyordu. Verdun’daki çatışmada Fransız birliklerinin başında olduğu ve I. Dünya Savaşı sırasındaki isyanları ezdiği için takdir edilen Pétain, İspanya’daki faşist diktatör Francisco Franco yönetimine bağlı, coşkulu bir Musevi karşıtıydı.

Siyasi kariyeri kolayca Sosyalist Parti’den Nazi işbirlikçiliğine dönüşmüş biri olan Laval, Fransız “sol”unun yozlaşmasını temsil ediyordu. Laval, 1930’ların Büyük Bunalım’ı sırasında muhafazakar hükümette ortaya çıkmadan önce, 1920’lerdeki “Sol Birlik” hükümetine katılmıştı. O, işçi sınıfının ani ve hızlı yükselişinin ortasında parlamentodan ayrıldı ve kendisini başlıca faşist işbirlikçilerden biri olarak konumlandıracak şekilde aşırı sağa kaydı. O zamanlar, Laval’ın adının tersten okunmasının da aynı olduğu belirtiliyordu ki bu, onun omurgasız oportünizminin yerinde bir ifadesiydi.

Laval, savaşın ardından yargılandı ve kurşuna dizildi. Pétain ölüm cezasına çarptırıldı ama ceza, yaşlı olduğu için askıya alındı. Aslında, Fransız siyaset aygıtının işin çok içinde olmasından dolayı, Nazi işbirlikçilerinin yalnızca küçük bir kesimi Vichy hükümetindeki rollerinden dolayı sorumlu tutuldu.

Laval örneği, 1968 genel grevinin ardından Vichy rejiminin memurlarından François Mitterrand tarafından yetiştirilmiş bir diğer manevracı olan Hollande’ın gerici manevralarına ışık tutmaktadır. Sosyalist Parti, 1970’lerde, artık solun adayı olarak desteklenen Mitterrand’ın bir seçim aracı olarak yeniden yapılandırılmıştı.

Yanlış bir biçimde Fransız solu olarak adlandırılan şey, geçtiğimiz 35 yıldır, şimdiki Cumhurbaşkanı François Hollande ile her şeyden çok Romanlara karşı kitlesel sınır dışı kampanyasıyla tanınan Başbakan Manuel Valls ile sonuçlanan aşağıya doğru bir sarmal yaşamaktadır. Hollande, sağcı politikalarından dolayı, haklı olarak, savaş sonrası Fransa tarihindeki en nefret edilen cumhurbaşkanı haline gelmiş durumda. Hollande’a olan destek, geçtiğimiz Kasım ayında yüzde 12’ye gerilemişti ki bu, Fransa’da, El Kaide bağlantılı Irak ve Şam İslam Devleti’ne olan şimdiki yüzde 16’lık orandan bile düşüktür.

Charlie Hebdo’ya yönelik terörist saldırıya ilişkin çok sayıda yanıtlanmamış soru olmakla birlikte, Fransız egemen sınıfının dünyanın yeniden paylaşımında payı olmasını garantiye alırken demokratik haklara yönelik kapsamlı saldırılar gerçekleştiren Fransız hükümetinin, bu vahşeti, Fransız politikasını daha da sağa kaydırmak için kullanmaya kararlı olduğu bütünüyle ortada.

Bu değişimin siyasi çerçevesini oluşturmak için, Vichy’nin Musevi karşıtı propagandasının yerini en azından şimdilik Müslümanlara yönelik saldırı almakla birlikte, en gerici toplumsal ve siyasal unsurlar harekete geçiriliyor. Charlie Hebdo bu projede bir araç olarak kullanılıyor. Özellikle, bu derginin devlet finansmanıyla Çarşamba günü yayımlanan sayısında bir kez daha yer alan karikatürler, Müslüman karşıtı ırkçılığın kasıtlı olarak kışkırtılmasının bir parçasıdır.

Bu kokuşmuş siyasi operasyonun doğrudan katılımcıları arasında, çıkarcı orta sınıf cahillerinden oluşan kesimler ile günümüz Fransa’sında “sol” olarak kabul edilen, halinden memnun, uzun süre Sosyalist Parti’yi desteklemiş ve Charlie Hebdo ile sıkı ilişkiler kurmuş olan, Yeni Anti-Kapitalist Parti dahil, oportünistler yer alıyor.

Siyasi olarak en doğrudan kazanım elde eden, faşizan Ulusal Cephe (FN) ile Hollande tarafından “ulusal birlik”bayrağı altında geçen hafta Elysée Sarayı’na davet edilmiş olan Marine Le Pen’dir. Le Pen’in babası ve FN’nin kurucusu Jean-Marie Le Pen, Musevi Soykırımı’na tarihin önemsiz bir “ayrıntı”sı diyerek, Fransa’nın II. Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından işgalini defalarca övmüştür.

Değiştirilmesi gerekeni değiştiren Hollande ve Le Pen birliği, Laval ile Pétain’in yaptıklarını yinelemektedir. Bu yeni ittifakta, siyasi oportünizmden daha fazlası söz konusudur. Fransız egemen sınıfının temel karakteri yeniden ortaya çıkıyor. O, derinleşen bir siyasi kriz döneminde, Nazi Almanya’sı ile yan yana olduğu zaman uyguladığı iğrenç pratikleri yeni biçimler altında yeniden yaratıyor. Vichy’nin kötü kokusu Elysée Sarayı’nın üstüne çöküyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır