World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/jan2015/pers-j28.shtml

Marine Le Pen’in meşrulaştırılması

Joseph Kishore ve Alex Lantier
28 Ocak 2015
İngilizce’den çeviri (20 Ocak 2015)

Fransız Ulusal Cephe’nin (FN) faşizan politikalarının meşrulaştırılması için sürdürülen uluslararası kampanya, partinin lideri Marine Le Pen’in Charlie Hebdo saldırıları üzerine bir serbest kürsü makalesinin Pazartesi günü New York Times’ta yayımlanmasıyla yeni bir aşamaya ulaştı.

Amerikan liberalizminin dökülen dayanaklarından New York Times, sayfalarını Le Pen’e açarak, Amerikan egemen sınıfının güçlü kesimlerinin, Le Pen’in düşüncelerinin kamuya açık tartışmanın son derece önemli bir parçası olacağını düşündüğünün sinyalini veriyor. New York Times, köşe yazısının Fransa’da mümkün olan en geniş okur kitlesine ulaşmasını sağlayacak şekilde, onun eş zamanlı Fransızca bir çevirisini içeren ek bir adım attı.

Le Pen, egemen seçkinlerin Ortadoğu’daki emperyalist operasyonlara ve içerideki toplumsal gericiliğe karşı kökleşmiş muhalefet karşısında Müslüman karşıtı ırk kartını oynama yönündeki daha kapsamlı çabasının parçası olarak yüceltilmektedir. Charlie Hebdo dergisindeki Müslüman karşıtı karikatürler demokrasinin sembolü ilan edildi ve şimdi, Le Pen, demokrasinin kurtarıcısı olarak sunuluyor.

Le Pen’in New York Times’taki (“Bu Tehdidi Adıyla Anmak” başlığı altındaki) şovenist argümanları, büyük ölçüde, ABD’nin “terörle mücadele” siyasi cephaneliğinden alınmıştır. O, Fransa, “insan hakları ve özgürlükler ülkesi, kendi topraklarında, totaliter bir ideoloji: İslamcı köktencilik tarafından saldırıya uğradı.” diye yazıyor.

“Göçü sınırlayan bir politika” ile insanları yurttaşlıktan mahrum etmeye yönelik yeni politikalar ve “toplulukçuluğa” ve Fransız gelenekleriyle “uyuşmayan yaşam biçimlerine” karşı mücadele öneren Le Pen, ardından, Fransa’daki beş milyonluk Müslüman nüfusuna karşı siyasi bir savaş vermek amacıyla özgürlüklerin ve insan haklarının etkili bir şekilde rafa kaldırılmasını istiyor.

New York Times, Le Pen için siyasi bir platform sunarken, okurlarını, onun siyasi soyağacı hakkında bilgilendirmekten rahatsız olmuyor. FN, II. Dünya Savaşı’nda Nazi işbirlikçisi Vichy rejiminin eski destekçileri ve Cezayir’de Fransız sömürge yönetiminin savunucuları tarafından 1972 yılında kurulmuştu. O, Müslüman ve Musevi karşıtı ırkçılığı, kin dolu milliyetçiliği ve siyasi muhaliflerine yönelik canice saldırılarıyla kötü bir ün salmıştır.

New York Times’ın editörleri, Le Pen’in köşe yazısını yayımlama kararlarını haklı gösterme çabası içinde, Le Pen’in, hoşlanılsın ya da hoşlanılmasın, göz ardı edilemez olduğunu iddia edebilirler. New York Times ve onun savunucuları, muhtemelen, Le Pen’e bir platform sağlayarak ona kendisini açığa vurması için fırsat verildiğini iddia edecekler.

Bu saçmadır. Le Pen, nasıl ki Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande Charlie Hebdo saldırılarından hemen sonra onu Elysée Sarayı’na davet ederek onun ve FN’nin itibarını arttırdıysa, aynı şekilde New York Times tarafından kasıtlı olarak meşrulaştırılmaktadır.

Le Pen’in tanıtılması, faşizan ve aşırı sağ örgütlerin uluslararası ölçekte kapsamlı şekilde desteklenmesinin bir parçasıdır. ABD ve Almanya, geçtiğimiz yıl, tüm egemen siyaset çevrelerinde bir demokrasi hareketi olarak sunulmuş bir operasyonda, Rusya yanlısı Viktor Yanukoviç hükümetini devirmek için, Ukrayna’da, II. Dünya Savaşı sırasındaki Nazi işbirlikçilerini göklere çıkaran örgütler Sağ Sektör ve Svoboda ile birlikte çalışmışlardı.

Almanya’da, egemen sınıf, II. Dünya Savaşı’nın ardından Alman militarizmine dayatılan tüm kısıtlamalardan kurtulmaya girişirken, geçmişteki suçlarını önemsiz gibi göstermeye ve meşrulaştırmaya çalışıyor. Berlin’deki Humboldt Üniversitesi’ndeki önde gelen tarihçilerden Jorg Baberowski, yakın dönemde, Hitler’in yaptıklarını Stalin’in ve Sovyet önderliğinin yaptıklarına göre olumlu bularak, “Hitler acımasız değildi” görüşünü savundu.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, son konuşmalarından birinde, Hristiyanların “kendi kimliklerini güçlendirmeleri” ve “Hristiyan değerleri hakkında daha da fazla ve özgüvenle konuşmaları” gerektiğinden bahsetti. Bu, Müslüman karşıtı duyguların, Almanya’daki sağcı Pegida hareketinin ırkçı ajitasyonunu desteklemek ve meşrulaştırmak için planlanmış bir özendirilmesiydi.

Şirket ve mali sektör aristokrasinin büyüyen kesimlerine göre, neo-faşistlerin söylediklerinin dinlenmesi gerekiyor. Le Pen’in New York Times’taki köşe yazısı yayımlandığı sırada, Wall Street Journal ile yaptığı övgü dolu bir röportaj öne çıkarıldı. Egemen sınıfın hesaplarına işaret eden Wall Street Journal, “Bir zamanlar siyasi bir sapkın olan Bayan Le Pen, Fransa’nın sorunları (can çekişen bir ekonomi ve asimile edilmemiş Müslüman nüfusu) daha şiddetli oldukça ve görünüşe göre geleneksel siyaset sınıfı tarafından çözülemez hale geldikçe önem kazanıyor.” iddiasında bulundu.

Wall Street Journal, burada, uzatılmış ekonomik kriz koşulları altında, siyaset kurumunun, Fransa’da ve uluslararası ölçekte, saygınlığını önemli ölçüde yitirmiş olduğu gerçeğine işaret etmektedir. Mali sektör seçkinleri, egemenliklerine destek yaratma çabası içinde, küçük-burjuva kesimleri aşırı milliyetçilik temelinde seferber etmeye çalışıyor. Sağcı güçler, aynı zamanda, kendilerini muhalif bir güç olarak sunmak için, “sol”un iflasından yararlanıyorlar.

Gelişmelerin mantığı, daha önce izlenmiş kanalları takip ediyor. Günümüz politikaları, giderek daha fazla, Avrupa’nın egemen seçkinlerinin kendi egemenliklerini korumak için faşist partilere ve güçlere döndüğü 1930’ların karakterine bürünmektedir. Bugün, Le Pen gibilerinin tanıtımı, dışarıda emperyalist operasyonların ve içeride demokratik haklara yönelik geniş bir saldırının temel dayanağı olarak, Müslüman karşıtı ırkçılığı kullanma çabasının bir parçasıdır. Fransa’daki, ABD’deki, Almanya’daki, Britanya’daki egemen sınıflar ile diğer büyük emperyalist güçler, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da yeni savaşlar planlıyor ve başlatıyorlar.

Egemen sınıf, ülke içinde, işçi sınıfı içindeki toplumsal muhalefetin yükselişinden giderek daha fazla kaygılanıyor. Bu hafta, milyarderler yıllık ekonomik forumları için Davos’ta toplanırken, 2016 yılında dünya nüfusunun en zengin yüzde 1’inin geriye kalan yüzde 99’undan daha fazla servete sahip olacağını gösteren bir rapor yayımlandı. En zengin 80 birey, yeryüzü sakinlerinin en yoksul yarısı (yaklaşık 3,5 milyar insan) kadar bir servete sahip. Bu tür koşullar sürdürülemez. Kitlesel toplumsal muhalefet kaçınılmazdır.

Egemen sınıf, göçmen nüfusa yönelik kirli bir kampanya ile birlikte, bir bütün olarak işçi sınıfına karşı yönlendirmek amacıyla faşizan ve şovenist hareketleri teşvik ediyor ve meşrulaştırıyor. 1930’ların deneyimlerinin temel dersi, faşizme karşı mücadelenin, kapitalist sisteme ve onun tüm siyasi temsilcilerine karşı bir mücadele olarak yürütülmesi gerektiğidir.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır