World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/jul2015/pers-j13.shtml

Syriza’nın Yunan işçi sınıfına ihaneti

Alex Lantier
13 Temmuz 2015
İngilizce’den çeviri (11 Temmuz 2015)

Yunanistan’daki Syriza önderliğindeki hükümet, Avrupa Birliği’nin (AB) kemer sıkma önlemlerine ilişkin Pazar günkü referandumda çıkan “hayır” oyu zaferini olağanüstü bir hızla reddetti.

Hükümet, Yunan işçilerinin ve gençliğin AB’nin direktiflerini ezici bir şekilde reddetmesinden yalnızca dört gün sonra, Avrupalı maliye bakanları ile hükümet başkanlarının bu haftaki toplantısında değerlendirilmek üzere, 13 milyar avroluk bir kemer sıkma önlemleri önerisi sundu.

Cuma sabahı Yunan parlamentosunda ezici çoğunlukla onaylanan öneri, Yunan seçmenlerin referandumda reddetmiş olduğu 9 milyar avroluk kemer sıkma paketinden bile daha acımasız. Öneri şunları içeriyor:

* Emeklilik yaşının, 2022’de tamamlanacak şekilde, aşamalı olarak 62’den 67’ye çıkartılması ve erken emekliliği “caydırıcı önlemler” alınması.

* Yoksul emeklilere yönelik dayanışma yardımının kaldırılması ve emeklilerin sağlık harcamalarında yüzde 50’lik bir artış.

* Katma değer vergisinde, çoğu mallarda yüzde 23’e varan toplumsal olarak geriletici bir artış ki bu, Yunanistan’ın çok sayıda uzak ve yoksullaştırılmış adasına da uygulanacak.

* Çalışma yasalarına yönelik başka saldırılarla birlikte, kamu sektörü işçilerinin ücret sistemini “tektipleştirme” yoluyla kamu sektöründeki ücretlerde kesintiler.

* Halihazırda planlanmış olan, bölgesel hava alanları ile Pire, Selanik ve Hellinikon limanları dahil, bütün özelleştirmelerin tamamlanması.

* Vergi yasalarının küçük işletmeler, gayrimenkul sahipleri ve bağımsız çalışanlar üzerindeki vergi yükünü arttıracak şekilde daha sıkı uygulanmasının yanı sıra çiftçilere yönelik yakıt sübvansiyonlarında kesintiler.

Syriza ve Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras, tam bir siniklikle, Yunan halkının iradesine yönelik bu inkarı, demokrasinin zaferi olarak sunmaya çalışmaktadır. Bu sonuç, gerçekte, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin, referandum çağrısı yapma kararının “Yunanistan’ın bankalar tarafından yağmalanmasına demokratik meşruiyet maskesi sağlamak üzere tasarlanmış gerici bir sahtekarlık” olduğu biçimindeki ilk değerlendirmesini bütünüyle doğrulamaktadır.

Syriza’nın AB’nin talepleri önünde utanmazca yerlere kapanması, onun Ocak ayında iktidara gelmesinden bu yana izlediği yolun kaçınılmaz sonucudur. O, en baştan itibaren, AB politikasında son derece küçük değişikliklerden başka bir şey peşinde koşmadı. Syriza, hemen, Yunanistan’ın 300 milyar avroluk borcunu reddetme yönünde tek yanlı önlemler almama ve Yunan bankalarından sermaye kaçışını önlemek için denetimler uygulamama sözü verdi.

Syriza, Avrupa işçi sınıfı içindeki AB’nin kemer sıkma önlemlerine yönelik kitlesel muhalefete başvurmayı reddetti. Yunan hükümeti, bunun yerine, büyük bankaların, Avrupa’nın emperyalist güçlerinin ve Obama yönetiminin gözüne girmeye çalıştı. Syriza’nın önderinden korkacak hiçbir şey olmadığını bilen Berlin’in önderliğindeki Avrupalı hükümetler, Tsipras’a, tamamen hak ettiği bir küçümseme ile davrandılar.

AB Yunanistan’a fon tahsisatını durdurduğunda, Syriza önderliğindeki hükümet, borçlarını ödemek için, yerel yönetimlerin, hastanelerin ve üniversitelerin milyarlarca avroluk nakit rezervlerini yağmalamaya başladı. Tsipras, bu fonlar tükendiğinde ve AB Yunanistan’a kredi vermeyi kesme ve onu Avro Bölgesi’nden çıkarma tehdidinde bulunduğunda, referandum çağrısı yaptı. Syriza’nın tartışmalarının, Daily Telegraph’tan Ambrose Evans-Pritchard tarafından yapılan bir içeriden değerlendirmesine göre, Tsipras, “evet” oylarının kazanacağını ve bunun, onun istifa etmesine, yeni seçime gitmesine ve kesintilerin yeni bir hükümet tarafından yapılmasına izin vereceğini varsayıyordu.

Syriza, Yunanlı kitlelerin “hayır” oyu vermesine afalladı. O anda yalnızca iki olasılık vardı: oylamayı geçtiğimiz hafta patlamış olan kemer sıkma karşıtı kitlesel bir seferberliğin başlangıç noktası olarak kullanmak ya da tam teslimiyet. Syriza, tahmin edildiği gibi, teslimiyeti seçti.

Avrupalı bankalardan ve hükümetlerden gelen tehditler bir rol oynarken, Syriza’yı güdüleyen şey, daha çok, onun Yunan işçi sınıfının radikalleşmesi karşısındaki korkusuydu. Tsipras ve onun hükümet yetkililerinden oluşan seçkin çevresi, referandum öncesindeki kitlesel gösteriyi ve “hayır” oylarının ezici zaferini bir felaket olarak gördüler.

Syriza’nın daha önce görülmedik bir AB kemer sıkma paketini uygulama hamlesi, işçi sınıfı için ciddi bir yenilgidir. O, yalnızca Yunan halkını AB’nin insafına bırakmamaktadır; Syriza’nın alçakça eylemleri “sol” politika olarak anlaşıldığı ölçüde, Neo-Nazi Altın Şafak gibi en gerici siyasi güçler güçlenecektir.

Yunanistan’daki gelişmeler, uluslararası işçi sınıfı için büyük bir stratejik deneyimdir. Bu gelişmeler, Syriza’nın ve dünyanın dört bir yanındaki, hali vakti yerinde orta sınıflara dayanan ve post-modernizm eğitimli benzeri sahte-sol partilerin rolünü açıkça ortaya koymaktadır. Bu örgütlere önderlik eden profesörlere ve parlamenterlere göre, sınıf mücadelesinin ve Marksizmin devri bitmiştir.

Gerçekte, işçi sınıfı, Marksizm tarafından ortaya konduğu gibi, kapitalizmin gerçeklikleri; egemen sınıfın acımasızlığı, mali sermayenin egemenliği, işçiler ile kapitalistlerin çıkarları arasındaki uzlaşmaz çatışma üzerine şiddetli bir eğitim alıyor.

İşçi sınıfı, sahte-sol bir partinin iktidara geldiğinde ne yapacağını görüyor. Avrupa sermayesinin kemer sıkma talepleri ve işçi sınıfı içindeki toplumsal öfke arasındaki çatışma ile karşılaşan Syriza, bankaların kucağına kaçmıştır.

Kemer sıkmaya karşı direniş, AB’ye ve Yunan burjuvazisine karşı, Yunanistan’ın borç ödemelerinin durdurulması, döviz kontrolleri, bankalar ile başlıca sanayilerin işçilerin denetimi altında ulusallaştırılması, Avrupa ve uluslararası işçi sınıfından ortak eylem ve destek talebi gibi doğrudan eylemi gerektiriyordu. Syriza’nın sınıf karakterinden ve yöneliminden dolayı, bu önlemlerin hiçbiri alınamadı.

Syriza milletvekili Dimitris Tsoukalas (2013 yılındaki beyan edilmiş kişisel birikimi 1 milyon avronun üzerinde), Maliye Bakanı Tsakalotos (hisse senedi portföyü 500.000 avro değerinde), Ekonomi Bakanı Giorgios Stathakis (JP Morgan’a 426.000 avro bağlamış), Syriza’nın önceki önderi Alekos Alavanos (350.000 avro birikimi, bir hisse senedi portföyü ve 11 taşınmaz mülk) ve eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis (eşi Danae Stratou bir milyoner), AB ile ilişkilerin kesilmesini hayal edemez ya da hoş karşılayamaz. Çünkü onlar, aynı Yunan yönetici seçkinlerinin geri kalanı gibi, Yunanistan’ın avrodan çıkması ve varlıkları ciddi ölçüde devalüe edilmiş bir ulusal para birimi cinsinden ifade edilmesi durumunda büyük bir servet yitireceklerdir.

Hiç kimse, Yunanistan’daki bu sonucun, işçi sınıfının mücadeleyi reddetmesinden kaynaklandığını iddia edemez. İşçiler AB’nin kemer sıkma programına “hayır” oyu verdiler ve gençler ile orta sınıfın geniş kesimlerini arkalarında harekete geçirdiler. Yunanistan’daki işçi sınıfının karşısına çıkan başlıca engel, Syriza’nın gerici rolüydü.

Troçki, şunları yazarken, günümüzde Syriza’nın savunularının rolünü çok iyi betimlemişti: “Yenilgileri kozmik gelişmeler zincirinde zorunlu bir halka olarak alışma arayışı içindeki iktidarsız felsefe, yenilginin örgütleyicisi olan programlar, partiler, kişilikler gibi etmenler sorununu hiçbir şekilde yöneltemez ve bunu yapmayı reddeder. Bu yazgıcılık ve bezginlik felsefesi, devrimci eylemin teorisi olarak Marksizm’e cepheden karşıdır.”

Bugün Syriza’nın savunucuları işlevi görenlerin tamamının (İspanya’da Podemos; Fransa’da Yeni Anti-Kapitalist Parti ve Jean-Luc Mélenchon’un Sol Cephe’si; ABD’de Uluslararası Sosyalist Örgüt; Almanya’da Sol Parti) bunu yapmalarının nedeni, iktidara gelmeleri durumunda başka türlü davranmayacak olmalarıdır. Bu çok sayıda küçük-burjuva grubu işçi sınıfına felaketten başka bir şey getiremezler.

Temel sorun, işçi sınıfının perspektif ve siyasi önderlik krizinin çözülmesidir ve bu Sosyalist Devrimin Dünya Partisi olarak Dördüncü Enternasyonal’in, Uluslararası Komite’nin önderliği altında inşasını gerektirmektedir.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır