World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

NATO Suriye’deki Türk-ABD rejim değişikliği saldırısını destekliyor

Jean Shaoul
30 Temmuz 2015
İngilizce’den çeviri (29 Temmuz 2015)

NATO, Salı günü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, Türkiye’nin Irak ve Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı ABD önderliğinde sürdürülen saldırıya katılması için oy birliğiyle destek verdi. Bu saldırı, Washington’ın Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimindeki Suriye rejimine karşı müdahalesine bir kılıf olarak kullanılıyor.

Türkiye’nin bunun karşılığında aldıkları, ABD’nin, geçtiğimiz haftaya kadar Washington, Berlin ve diğer NATO güçleri tarafından IŞİD karşıtı mücadelenin temel gücü olarak övülen Kürt güçlerine yönelik saldırılarını desteklemesini içeriyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Türkiye’nin yanı başındaki ve NATO’nun sınırındaki istikrarsızlığı çözmek için… müttefikimiz Türkiye ile güçlü dayanışma içindeyiz.” dedi.

700.000’e yakın askerle NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, Suriye’ye saldırmayı, toprak ele geçirmeyi ve Türkiye sınırı boyunca, IŞİD militanlarını hedef alabileceği tampon bölgeler kurmayı planlıyor. Bu tür bölgeler, aynı zamanda, Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile onun milis gücü olan Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) karşı toplanma noktaları sağlayacak.

Bunlar, ayrıca, Rusya ile İran’ın müttefiki Şam’daki yönetimi devirme yönünde bir güç hazırlamak amacıyla ABD ve müttefikleri tarafından silahlandırılıp finanse edilen sözde “ılımlı” Esad karşıtı güçler için bir güvenli bölge yaratacaklar.

PYD/YPG, Türkiye’deki yasadışı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile birlikte ve Suriye’nin kuzeydoğusunda özerk bir bölge oluşturmuş durumda. Ankara, Türkiye’nin güneydoğusuna yayılabileceği korkusuyla, Suriye’de özerk bir Kürt bölgesine karşı çıkıyor.

Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Suriye’de “uçuşa yasak bölgeler” oluşturma önerisine yıllarca karşı çıkmış olan ABD, şimdi, aynı anlama gelen “güvenli bölgeler” konusunda anlaşmış durumda.

ABD, Irak’ın 2003’te işgalinden on yıldan uzun süre önce, ülkenin kuzeyindeki ve güneyindeki “uçuşa yasak bölgeler”i, Irak uçaklarını kaldırmamak ve Irak hava savunma sistemlerini hedeflemek için kullanmıştı. ABD ve NATO, 2011’de, sözde Kaddafi karşıtı protestocuları korumak için Libya’da benzeri bölgeler oluşturma kılıfı altında bir hava saldırısı başlattı ve yönetimi devirip sonunda önderini öldürmek üzere vekil kara güçlerini koordine etti.

Bu son planlar, Suriye’nin egemenliğine yönelik açık bir saldırıdır ve fiilen Şam’a savaş ilanı anlamına gelmektedir. Bunlar, Washington’ın zengin kaynaklara sahip Ortadoğu’ya bütünüyle egemen olma stratejisinin parçalarıdır.

Ankara, ABD’nin Suriye ve Irak’taki IŞİD hedeflerine saldırmak için İncirlik ile Diyarbakır’daki üsleri kullanması konusunda anlaşmış durumda. Washington, onun Suriye’de desteklediği “ılımlı” güçlerin adını anmayı reddetti; çünkü, IŞİD ile El Kaide bağlantılı El Nusra’nın dahil olduğu çeşitli İslamcı milislerden ve Kürt milislerinden başka, Esad’a karşı etkili bir şekilde savaşan herhangi bir güç bulunmuyor.

ABD ordusu, terör ile küresel mücadele hakkındaki bütün laflara karşın, sözde IŞİD’i kontrol altına alma çabalarında, büyük ihtimalle, karadaki El Kaide bağlantılı güçlere hava koruması sağlayacak, onların fiili hava gücü işlevi görecektir.

Brüksel’deki 90 dakikalık toplantı, Suriye’de rejim değişikliği için tam anlamıyla bir NATO savaşının hazırlığıydı. Toplantının çağrısı, Ankara’nın güvenliğine yönelik tehditler konusunda müttefikleri ile görüş alış verişinde bulunmasını sağlamak için, NATO Anlaşması’nın 4. maddesi doğrultusunda Türkiye tarafından yapılmıştı.

Erdoğan [Çin ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada], “Saldırıya uğramış olan Türkiye, kendini koruma hakkını kullanmaktadır, sonuna kadar da kullanacaktır.” dedi ve ekledi: “NATO'ya da düşen görev olabilir, NATO'nun da bu göreve hazır olması gerekir.”

O, Türkiye’nin güneydoğusunda bulunan ve asıl olarak Kürtlerin yaşadığı Suruç kasabasında geçtiğimiz hafta gerçekleşen intihar saldırısına gönderme yapıyordu. O saldırıda, Suriye’deki Kobani kentine gidip oranın yeniden inşasına yardımcı olmayı planlayan 31 aktivist öldürülmüştü. Türk hükümeti, saldırının IŞİD tarafından gerçekleştirildiğini söylüyor ama IŞİD sorumluluğu üstlenmiş değil.

Suruç’taki bombalı saldırı, PKK tarafından, hükümetin içerideki muhalefete karşı, IŞİD, PKK ve solcu grup üyesi olduğundan şüphelenilen 1.000’in üzerinde insanın gözaltına alındığı bir operasyon düzenlemesine bahane olarak kullanılan saldırılarını tetikledi.

Pazar gecesi, Türk savaş uçakları, Irak’ın kuzeyindeki PKK hedeflerini vurdu. PKK, bu saldırıların, 40.000 insanın yaşamına mal olan 30 yıllık silahlı çatışmanın ardından 2013’te üzerinde anlaşılmış olan kırılgan ateşkesin sonu anlamına geldiğini belirtti.

Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Pazartesi günü, gazetecilere, ülkesinin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditlerini açıklayacağını söyledi ve “NATO’daki müttefiklerimizden dayanışma ve destek bekliyoruz” dedi. “PKK ile DAEŞ [IŞİD] arasında hiçbir fark yok. DAEŞ ile savaştığı için PKK’nin daha iyi olduğu söylenemez.” diyen Çavuşoğlu, IŞİD ile PKK arasında herhangi bir ayrım yapılmasına karşı çıktı.

Acil NATO toplantısının en çarpıcı yanlarından biri, bütün Avrupalı güçlerin, Türkiye’nin daha geniş bir bölgesel çatışma ve Türkiye içindeki sorunların artması tehlikesi oluşturan planlarını desteklemeye hazır görünmesiydi.

Bu, aralarında bir milyon dolayında Kürt’ün bulunduğu yaklaşık dört milyon Türkiyelinin yaşadığı Almanya tarafından açıklanmış kuşkulara rağmen böyle. Almanya, Türkiye’nin tepkisinin karşı karşıya olduğu tehdit ile oranlı olması gerektiğini söyledi ve Ankara’nın Kürtler ile barış sürecinin devam etmesinde ısrar etti.

Ankara’nın zaten Kürtlere karşı savaştığı düşünülürse, bu en yüksek derecede siyasi sinikliktir. Berlin daha önce Kuzey Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KYB) ile sıkı ilişkiler kurmuş, Iraklı peşmergeleri ve dolaylı olarak Suriyeli Kürtleri silahlandırmıştı. Almanya, aynı zamanda, peşmerge savaşçılarını eğitiyor.

Şimdi, hem Avrupalı güçlerin hem de Washington’ın, IŞİD’e karşı önceki müttefikleri olan Kürtleri terk etmeye ve Türkiye’ye arka çıkmaya hazır olduğu anlaşılıyor. Belli ki onlar, dünyanın 17. büyük ekonomisi olan Türkiye’nin, Ortadoğu’yu kontrol etme ve Rusya ile Çin’i köşeye sıkıştırma çabalarında daha değerli bir bölgesel varlık olduğuna inanıyorlar.

Suriye’deki iç savaşın ilk yıllarında, Washington tarafından büyük ölçüde desteklenen Türkiye, Esad yönetimini devirme, Kürtleri frenleme ve Suriye’de bir Kürt devletinin doğmasını önleme çabası içinde IŞİD’i ve diğer İslamcı güçleri aktif şekilde desteklemişti. Türkiye, daha yakın bir dönemde ve IŞİD’in ABD’nin Irak’taki çıkarlarına tehdit olarak ortaya çıkmasının ardından ABD’den gelen basınç altında, istemeyerek, düşük profilli bir IŞİD karşıtı yaklaşıma yöneldi.

Türkiye, ABD’nin 2013’te Esad karşıtı savaştan uzaklaşmasının ardından, ABD ile ittifakı bölgede siyasi ağırlığı olan bir devlet olmak için kullanma çabasının engellendiğini gördü. O, bu hedefe şimdi ulaşabileceğine inanıyor. Başbakan Davutoğlu, Pazartesi günü, CNN’e, IŞİD’in varlığının, Suriye’deki Esad yönetimine karşı uluslararası eylemsizliğin sonucu olduğunu anlattı.

Davutoğlu, “Esad meşruiyetini uzun süre önce kaybetti.” dedi ve ekledi: “Maalesef, o, uluslararası toplumun eylemsizliği yüzünden suç işlemeye devam etti ve bir iktidar boşluğu yarattı… IŞİD’i ortadan kaldırmak, elbette stratejik bir hedeftir ama bazı başka unsurların da olması gerekiyor. Suriye’nin geleceğine ilişkin bir stratejimizin olması gerekiyor.”

Aynı zamanda bölgeyi istikrarsızlaştıran ABD politikasında yaşanan sık geriye dönüşler eliyle sarsılan AKP hükümeti, içeride, ekonomi yıllar süren hızlı büyümenin ardından hız kaybederken, otomotiv sektöründeki yasadışı grevlerin yaşandığı giderek artan huzursuzluk ile karşı karşıya. Ayrıca, özellikle İstanbul’da ve asıl olarak Kürtlerin yaşadığı doğu illerinde büyük sokak gösterileri, militan yol kesmeler ve araçların yakılması söz konusu.

Haziran ayındaki seçimlerde meclis çoğunluğunu kaybetmiş olan AKP, hala bir koalisyon hükümeti kurabilmiş değil. Yeni bir seçimde AKP’nin meclis çoğunluğunu garantiye alabilmek için bir korku ortamı yaratabilmek, Erdoğan’ın hesaplarındaki önemli bir unsurdur.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır