World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/jun2015/gree-j30.shtml

Yunanistan borç krizindeki siyasi konular

Alex Lantier
30 Haziran 2015
İngilizce’den çeviri (26 Haziran 2015)

Dün Brüksel’de, Yunanistan’ın Syriza önderliğindeki hükümeti ile kısa ve öz bir biçimde yapılan ve duraksayan görüşmelerden en fazla bir saat sonra, Avrupa Birliği (AB), Yunanistan’ı hizaya çekme ve hükümeti, Avrupa bankalarının talep ettiği kemer sıkma önlemlerine karşı herhangi bir bahane tanımamaya zorlama niyetinde olduğunu açıkça ortaya koydu.

Syriza, Pazartesi günü, emeklilik maaşlarında kesintilerden ve diğer önlemlerden oluşan 7,9 milyar avroluk bir paketle, Yunanistan’a kredi musluğunun yeniden açılmasının önkoşulu olarak ve Yunan devletinin iflasını engellemek için AB’nin geçtiğimiz Aralık’ta talep ettiği kesintilerin ötesine geçerek, yeni ödünler vermişti. Başlangıçta, AB bu teklifi bir anlaşmanın zemini olarak uygun bulmuştu. Bununla birlikte, dün, Yunanistan’ın Uluslararası Para Fonu’na (IMF) yapacağı milyarlarca avroluk geri ödeme için ihtiyaç duyduğu AB yardımını alması için son gün olan 30 Haziran’dan sadece birkaç gün önce, AB yetkilileri, bir anlaşmanın her zamankinden daha uzak olduğunu söylediler.

AB yeni kesintiler talep etti ve Yunan yetkililere, görüşmelere Cumartesi günü yeniden başlayacağını bildirdi. Financial Times’a sızdırılan AB belgelerine göre, AB ve IMF daha fazla emeklilik maaşı kesintisi ve emeklilik yaşının Syriza’nın planladığından daha hızlı bir şekilde 62’den 67’ye yükseltilmesini talep ediyor. Onlar, hükümetten, ayrıca, önerdiği şirket vergisi artışlarını azaltmasını istiyorlar.

Yunanistan’ın alacaklıları yanlış anlaşılması mümkün olmayan bir işaret veriyorlar: Onlar, Syriza AB’nin kemer sıkma önlemlerine son verme vaatlerine dayanarak iktidara geldiği için, onu, bir dizi aşağılayıcı bir geri çekilmeye ve teslimiyete zorlamaya kararlılar. Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras, dün, AB Komisyonu Başkanı Donald Tusk’a, AB’nin Yunanistan’da Ocak ayında yapılan seçime saygı duyması gerektiğini söylediğinde, Tusk, açıkça, “oyun bitti” yanıtını verdi ve görüşmeler kesildi.

AB’nin katı tutumu, Yunan devleti ve Syriza ile aşırı-sağcı Bağımsız Yunanlılar’ın (Anel) koalisyon hükümeti içinde derin bir siyasi krizi kışkırtıyor. Ocak ayında seçilmesinden beri Yunan hükümetinin tüm politikası, onun AB’nin kemer sıkma politikalarına ilkesel olarak karşı olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca, bizzat Tsipras, her zaman, Syriza’nın AB ile bir anlaşmaya varacağını umduğunda ısrar etti. Tsipras, aynı zamanda, tam ve açık bir teslimiyetin devasa muhalefeti ve toplumsal huzursuzluğu kışkırtacağının farkında.

Yunan burjuvazisi içinde, Yunanistan’ın Avro Bölgesi’nden çıkmasını kabul etmeye hazır olmayan güçlü kesimler var. Yunanistan merkez bankası, geçtiğimiz hafta, AB ile bir anlaşmanın, her ne pahasına olursa olsun devletin iflasını engellemeyi ve krediye erişimi sürdürmeyi sağlaması gerektiğini söyledi. Devletin iflas etmesi ve Yunanistan bankalarının avro cinsinden acil kredi kullanamaması durumunda, Yunanistan avrodan vazgeçmez ve bankalarını büyük çapta Yunan ulusal para birimi, Drahmi akıtarak kurtarmazsa, Yunanistan mali sistemi çökecektir. Bununla birlikte, yalnızca Yunan ekonomisi eliyle desteklenen bu para biriminin, avro karşısında darmadağın olması beklenir.

Syriza’nın Sol Platform hizbi ve Anel partisinden Savunma Bakanı Panos Kammenos, egemen sınıfın daha ulusalcı bir duruşa sahip olan diğer kesimlerini temsil ediyor ve AB ile bir kopuş ve drahmiye geri dönüş üzerine düşünüyor. Onlar, Yunanistan’ın, AB kemer sıkmaları ekonomisini daraltırken, 300 milyar avroluk borcunu geri ödemesinin olanaksızlığına işaret ediyorlar. Drahmi’nin değerinin düşmesi fiyatları hızla arttırır ve işçileri yoksullaştırırken, Yunanistan’a, borçlarını daha ucuz bir para birimi üzerinden geri ödeme ve reel ücretleri indirme yoluyla küresel rekabet yeteneğini arttırma olanağı sağlayabilir.

Yunanistan egemen seçkinleri içinde, mevcut hükümeti devirmeye ve yalnızca AB ile bir anlaşmayı yaşama geçirme üzerine odaklacak yeni bir hükümet kurmaya yönelik manevralar da yapılıyor. Yunanistan’ın Ocak’ta iktidarı kaybetmiş olan ana muhalefet partisi sağcı Yeni Demokrasi’den (ND) eski başbakanı Antonis Samaras, dün, Tsipras’ın, bir “geçici ulusal uzlaşı hükümeti” oluşturması gerektiğini söyledi. O, bu hükümetin, “Avrupa ile bir anlaşma konusunda onunla [Tsipras’la] hemfikir olanları, bizim [ND’nin] yardımımızla” biraraya getireceğini belirtti.

İşçi sınıfı büyük risklerle, özellikle Yunan ordusunun bir müdahalesi riski ile karşı karşıya. Bir Syriza-ND yönetimi, Ocak ayında kemer sıkmaya karşı oy vermiş muhalif bir halka AB kemer sıkma önlemlerini dayatmak için güvenlik güçlerine ve orduya dayanan bir parlamenter diktatörlük olacaktır. Drahmi’ye dönüş planlarına gelince; Yunanistan basını, daha şimdiden, bu planların, Yunanistan’ın sınırlarını kapatmak ve para biriminin çöküşüne karşı protestoları bastırmak için orduyu seferber etmeyi kapsadığına işaret ediyor.

Yunanistan ve Mısır silahlı kuvvetlerinin kısa süre önceki ortak askeri tatbikatları ve Mısırlı darbe lideri, askeri diktatör General Abdül Fettah el-Sisi’nin Berlin ve Paris tarafından davet edilmesi, kuşkusuz, rastlantı değil. Bunlar, Syriza’nın ya da onu izleyen hükümetin, küresel mali sermayenin çıkarlarına karşı gelmesi durumunda, kendisini, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi gibi başlıca emperyalist güçler tarafından desteklenen bir darbenin hedefi konumunda bulabileceği yönünde bir tehdittir.

Syriza hükümetinin iktidara gelmesi, uluslararası işçi sınıfı için, acı bir bedele mal olan, muazzam bir deneyimi temsil etmektedir. Syriza ve destekçileri, kendilerini, AB’nin kemer sıkma önlemleri konusunda görüşmeler yoluyla bir anlaşmaya varabileceklerine inandırmışlardı. Onlar iktidara geldiklerinde, AB’ye karşı savunulacak temel önlemleri; borçların reddedilmesini, sermaye denetimleri uygulanmasını ve bankalar ile önemli sanayilerin ulusallaştırılmasını açıkça reddettiler.

En önemlisi, Yunan burjuvazisinin ve hali vakti yerinde orta sınıf tabakalarının temsilcileri olarak, onların en son düşünebilecekleri şey, AB’ye karşı mücadelede, Yunanistan ve Avrupa çapında işçi sınıfı içindeki kemer sıkma önlemleri karşıtı yaygın öfkeyi seferber etmekti. Onlar, bunun yerine, Yunanistan’a dayatılan kemer sıkma politikalarını hafifletmek için, başlıca AB güçleri (Almanya, Britanya, Fransa ve İtalya) arasındaki bölünmelerden yararlanmaya çalıştılar. Bu politika, söz konusu yönetimlerin tamamı Yunanistan’a kemer sıkma önlemlerinin dayatılmasını desteklediği için çöktü.

Son tahlilde, Syriza’nın tüm politikası, uluslararası işçi sınıfı eliyle bir sosyalist devrim olasılığının inkarı ve ona aktif karşı çıkış üzerine kuruluydu. Şimdi o durumu olduğu gibi kabul ederken, iktidarı aldığında son vereceğini iddia ettiği barbar kemer sıkma politikalarını dayatarak, kendisini aşağılayıcı bir siyasi striptiz yapmaya zorlanmış buluyor.

İşçilerin, Syriza’nın iflasının siyasi sonuçlarını çıkarması gerekiyor. Yunanistan’da ve Avrupa çapında ortaya çıkan şey, kapitalizmin ve mevcut siyasi sistemin başarısızlığıdır. İşçi sınıfının karşı karşıya olduğu görev, devlet iktidarı ve sosyalizm uğruna devrimci mücadelede harekete geçmektir.

Syriza’nın destekçileri, hiç kuşkusuz, devrimci bir politikanın gerçekçi olmadığı konusunda ısrar edecekler. Gerçekte, [günü kurtarmaya yönelik] faydacı geçici önlemleri ve medya numaraları ile bütünüyle gerçekçi olmayan bir politikaya sahip olduğunu kanıtlamış olan, Tsipras ile Syriza’dır. Yunanistan deneyimi, kriz gerçekçi bir değerlendirmesini sağlayan şeyin, sınıfsal güçlerin uzlaşmaz çatışmasına ilişkin Marksist değerlendirme üzerine kurulu devrimci politika olduğunu göstermiştir.

Acil ihtiyaç, Yunanistan’da ve Avrupa çapında devrimci partileri, Uluslararası Komite’nin şubelerini inşa etmek ve işçi sınıfı içinde devrimci bir perspektif uğruna mücadele etmektir.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır