World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz : Bölgesel haberler : Avrupa Birliği

Yazıcıya hazırla

Almanya’daki SEP, tren sürücüleri grevi üzerine panele katıldı

Muhabirlerimizden
23 Mayıs 2015
İngilizce’den çeviri (11 Mayıs 2015)

Sosyalist Eşitlik Partisi’nin (PSG) Ulusal Sekreteri Ulrich Rippert ve tren sürücüleri sendikasının (GDL) Berlin-Saksonya-Brandenburg bölgesi lideri Frank Nachtigall, 8 Mayıs Cuma günü, Berlin doğu tren istasyonu yakınındaki yerel grev merkezinde bir panel düzenledi. Katılımcılar, tren sürücüleri grevinin görevleri ve perspektifleri hakkında konuşmalar yaptı.

Çoğunlukla tren sürücülerinden oluşan 80 dolayında kişi, PSG üyesi Christoph Dreier tarafından yönetilen bir saatlik tartışmayı dikkatle dinledi. Tartışma, PSG’nin ve GDL’nin çatışan pozisyonlarını keskin bir şekilde gösterdi.

Ulrich Rippert, grevin siyasi görevlerle karşı karşıya bulunduğunu; GDL’nin, sınırlı sendikalist perspektifinin kontrolü ve etkisi altında kalmaya devam etmesi durumunda grevi satacağını ve grevin tüm işçi sınıfının daha geniş bir seferberliğinin başlangıcı haline gelmesi gerektiğini vurguladı.

Frank Nachtigall bunu reddetti. O, GDL’nin başlıca siyasi sorunlardan sorumlu olmadığını ve kendisini 35.000 üyesinin durumunu iyileştirmekle sınırlaması gerektiğinde ısrar etti.

Christoph Dreier, tartışmayı başlatmak için, “hükümet ve Bahn [Alman Demiryolları-Deutsche Bahn] yönetimi, grev hakkına saldırmak ve tren sürücülerine karşı bir saldırı başlatmak amacıyla DGB (Alman Sendika Konfederasyonu) ile neden bir birleşik cephe kurdu” sorusunu sordu.

Bu soruya verilen yanıt, doğrudan doğruya, Rippert’in ve Nachtigall’in pozisyonları arasındaki farklılıkları netleştirdi.

Nachtigall, bunun nedeninin Büyük Koalisyon hükümetinin koalisyon anlaşmasında bulunabileceğini söyledi. O, CDU/CSU (Hristiyan Demokrat Birlik/Hristiyan Sosyal Birlik) ile SPD’nin (Sosyal Demokrat Parti) üzerinde anlaşmış olduğu üç noktaya gönderme yaptı. Nachtigall, asgari ücret anlaşmasının ve 63 yaşında emekliliğin “SPD’nin çocukları” olduğunu söyledi. Ayrıca işverenler için de yapılması gereken bir şey vardı ve onlar, bu yüzden, o zamanki Alman İşveren Dernekleri Konfederasyonu’nun Başkanı Dieter Hundt ve DGB’nin Başkanı Michael Sommer tarafından 2010 yılında başlatılmış bir proje olan sözleşme birliği konusuyla ilgilenmeye başladılar.

Buna karşılık, Ulrich Rippert, sözleşme birliği yasasının, “tüm kapitalist sistemin ve Avrupa Birliği’nin durmadan daha da keskinleşen uluslararası krize bir tepkisi” olduğunu söyledi. Hükümet bu uluslararası krize, işçi sınıfının sömürüsünü yoğunlaştırmaya çalışarak karşılık veriyordu. “Çalışma koşulları yalnızca demiryollarında değil ama her yerde radikal bir şekilde kötüleşiyor. Çalışma yaşamı, neredeyse katlanılmaz hale geliyor.”

Rippert, bunun en açık şekilde, Alman hükümetinin sistematik olarak tüm ülkeyi mahvettiği Yunanistan’da görüldüğünü açıkladı. “Bu kararlar burada, başbakanın Berlin’deki ofisinde alındı. Eğer birisi gerçekten sosyal demokrat-muhafazakar bir koalisyon olan bu hükümetin karakterini anlamak istiyorsa, Yunanistan’a bakmalı.”

Rippert, konuşmasını, hükümetin kapitalist krize militarizm ve savaş hazırlıkları ile karşılık verdiğini söyleyerek devam etti. Geçtiğimiz yıl, Sosyal Demokrat Partili Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier, Almanya’daki askeri kısıtlama döneminin sona erdiğini ilan etmişti. Almanya’nın bir kez daha dünya çapında etkin hale gelmesi ve bağımsız olarak müdahale etmesi gerekiyor. O zamandan beri, sistematik bir askeri takviye gerçekleşti. Hükümet, bu takviyenin maliyetini, radikal kemer sıkma önlemleri üzerinden finanse ediyor.

Rippert, “Tırmanan krize, sömürüye ve militarizmin ve savaşın yeniden canlanmasına yönelik herhangi bir muhalefeti bastırmak amacıyla, grev hakkına saldırılıyor.” dedi. DGB sendikalarına herhangi bir bağımsız işçi hareketini kontrol etme ve bastırma yetkisi vermeyi amaçlayan sözleşme birliği yasasının önemi buydu.

Rippert, sözleşme birliği yasasına karşı başarılı bir mücadelenin, yalnızca, bu uluslararası konuları dikkate alarak sürdürülebileceğini söyledi. Şu anda, grev hakkına yönelik kökten bir saldırı gerçekleşiyor. On aylık iş uyuşmazlıklarını ve sekiz grev eylemini kapsayan meydan okumanın, hükümet ile çatışma içinde olduğunun ve basitçe sendikal bir temelde yürütülemeyeceğinin kavranması gerekiyordu.

Rippert, “Bu, siyasi bir perspektif, siyasi bir program ve siyasi bir parti gerektiren, siyasi bir çatışmadır.” vurgusunu yaptı. “Bu yüzden biz, işçi sınıfının kendi bağımsız partisine ihtiyaç duyduğunu söylüyoruz. Grevin, GDL’nin dar çerçevesini aşması ve tüm işçi sınıfının daha geniş bir siyasi seferberliğinin başlangıç noktası haline gelmesi gerekiyor.”

Frank Nachtigall, bu tür bir siyasi perspektifi reddetti. O, “Biz bir sendikayız ve sendikal politikalar yürütürüz. Biz, devlet politikasıyla ilgilenmeyiz.” dedi. Nachtigall, GDL’nin apolitik olamayacağını kabul etti: “Bu ülkede greve giden, bu ülkedeki tren ulaşımını kesintiye uğratmaya girişen biri apolitik olduğunu iddia edemez. Ama ben gerçekten, devlet politikasının, Avrupa politikasının, dünya politikasının GDL’nin görevi olmadığını, olamayacağını düşünüyorum.”

Nachtigall, “Açıkçası, sendikal alandaki işler o kadar da kötü değil.” dedi ve başkalarına yol gösterip onları cesaretlendirdiklerine inandığını söyledi. O, kanıt olarak, kamu hizmeti sendikası Verdi’nin, üç-dört yıl öncesine göre bugün daha fazla grev örgütlediğini ve sorumlu birkaç insanın şunu anlamış olduğunu ekledi: “İnsanlarımızı güzel [günlere] geri getirmek zorundayız.”

Nachtigall, bir noktayı kabul etti: “Son 20 yıl içinde, sendikaların çoğu aslında neden var olduklarını unuttular; sendikalar ile politikanın işbirliğine, özellikle DGB ile SPD’nin kaynaşmasına katkıda bulundular. Bu yüzden, artık uygun sözleşmeler yapılamıyor.” O, bu noktada, “akla uygun bir ayrılığı” savundu. Bununla birlikte, o, “öz reform”un gerçekleşmesinden memnun olurdu. Bu, “sorumlu, sağduyulu yurttaşlara” bağlıydı.

Nachtigall, GDL’nin maddelerine güvendiği Alman anayasasına atıfta bulunarak, “Bu ülkenin siyasi manzarası, greve giderek değil, seçim sandığına giderek değişir.” vurgusunu yaptı.

Ulrich Rippert sendikalara ilişkin tamamen farklı bir değerlendirme sundu. O, şu soruları sordu: “Sendikaların utanmadan şirket yönetimlerinin ajanlarına dönüşmelerinin nedeni ne? Neden hükümet, herhangi bir bağımsız hareketi bastırmak için DGB ile bu kadar yakın çalışma içinde?”

Rippert, şu anda dünyanın en büyük ikinci otomotiv şirketi olan Volkswagen’in yönetim kurulunda bulunan eski IG-Metall sendikası başkanı Berthold Humber’a ve demiryolu sendikası Transnet’in başkanlığından Deutsche Bahn’a [Alman Demiryolları] geçen Norbert Hansen’e gönderme yaptı.

Rippert, sendikaların bu dönüşümünün nedeninin sadece üst düzey yetkililerin kişisel yozlaşması olmadığını, bunun temel bir toplumsal dönüşümden kaynaklandığını anlattı. Üretimin küreselleşmesi, emek piyasasının artık ulusal olarak düzenlenemeyeceği anlamına geliyordu. Hükümetin, önde gelen ekonomistlerin ve sendikacıların, “mütevazi” ücret artışlarına başvurduklarında her zaman sözünü ettikleri “sağlıklı rekabet”, gerçekte, Almanya’daki ücret seviyelerini Çin’de, Romanya’da ve diğer ülkelerde ödenen seviyelere indirmek için bir yarıştır. Sendikaların ulusal stratejisi bir açmaza girmiş durumda.

Rippert, toplumu ulusalcı bir çerçevede “toplumsal ortaklık” bağlamı içinde geliştirmenin artık mümkün olmadığını söyledi. “Bugün sendikalar, artık işçilerin koşullarını iyileştirmek için şirket sahiplerine baskı yapmıyorlar. Sendikalar artık şöyle diyorlar: ‘Biz şirketlerimizin uluslararası piyasada rekabetçi kalmasını sağlama almalıyız ve sevgili çalışma arkadaşlarımız, işte bu yüzden, işçi sayısını azaltmamız ve işteki düşük maaşlı fazla çalışma koşullarını daha da kötüleştirmemiz gerekiyor.”

Rippert, GDL’nin bu gelişmeden muaf olmadığını söyledi. O, GDL önderliğinin hükümete karşı bir mücadeleye önderlik etmeye razı olmadığı uyarısında bulundu: “GDL bu hükümetle bir çatışmaya önderlik edebilir mi ve buna hazır mı? Cevabım, hayır. O bir uzlaşma peşinde. Uzlaşmanın ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Grev belki birkaç gün daha devam edecek, ikinci bir sınırlı grev de gerçekleşebilir. Onlar, bunun ardından şöyle diyecekler: ‘Her şeyi denedik, sadece bu kadarını yapabiliyoruz, başlarımız dik bir şekilde işe geri dönüyoruz.’ Bu tür konuşmaları biliyoruz. Bir satış, sanki yapılabilecek tek şeymiş gibi meşrulaştırılır ve gerçekleştirilir.”

Rippert, “Büyük toplumsal sorunlara küçük çözümlerle cevap verilemez.” dedi. Bugün, işçilerin toplumsal krize sonuna kadar karşı koyması gerekiyor.

Rippert, GDL grevinde ne Bahn yönetiminin ne de hükümetin bir uzlaşma istemediğini; çünkü bu grevin yenilgisinin, tüm işçi sınıfına yönelik toplumsal saldırıların yeni bir aşamasının başlangıcını amaçladığını vurguladı. O, konuşmasını şöyle tamamladı: “Grev genişletilmelidir. Hükümetle çok daha kapsamlı bir siyasi çatışmaya hazırlanmak amacıyla, görevi diğer sektörlerdeki ve işkoluna bağlı diğer alanlardaki işçilere çağrıda bulunmak olan komitelerin kurulması gerekiyor. Başka çaresi yok.”

Açık oturumun ardından birçok tren sürücüsü salonda kaldı ve Ulrich Rippert ve diğer PSG üyeleriyle ayrıntılı olarak konuştu.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır