World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2015/mar2015/pers-m11.shtml

Washington Ortadoğu’daki kan banyosunu canlandırıyor

Bill Van Auken
11 Mart 2015
İngilizce’den çeviri (6 Mart 2015)

ABD Genelkurmay Başkanı General Martin Dempsey, Çarşamba günkü bir Kongre komitesine, Şam’daki Beşar Esad yönetimini devirmeye çalışan sözde asilerin yanında savaşmak üzere Suriye’ye ABD askerleri gönderilebileceğini söyledi.

Dempsey, Temsilciler Meclisi’nin Tahsisat Komitesi’nin savunma kuruluna, “Eğer karadaki komutan bana ya da savunma bakanına başvurur ve Iraklı ya da Suriyeli güçlere eşlik etmek üzere özel harekat birlikleri gönderilmesi gerektiğini ifade ederse… eğer biz hedeflerimize ulaşmak için bunun gerekli olduğunu düşünürsek, bu tavsiyede bulunuruz” dedi.

Dempsey’in ifadesinden önce, Washington’ın “Suriye barışı”na ilişkin stratejisinin “IŞIL’e [yönetimin Irak ve Şam İslam Devleti-IŞİD için tercih ettiği kısaltma] karşı savaşabilecek ve sonunda Beşar Esad’ın devrilmesinin koşullarını oluşturabilecek üçüncü bir güç yaratmak” olduğunu ortaya koyan Savunma Bakanı Ashton Carter’ın açıklaması gelmişti.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Perşembe günü, Basra Körfezi’ndeki Sünni krallıklara ABD’nin Şii İran ile nükleer görüşmelerinin Washington’ın bu petrol monarşileri ile olan karşı-devrimci ittifakını zayıflatmayacağı güvencesi vermek üzere Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaretin ortasında, benzer şekilde konuştu.

Kerry, Washington’ın Suriye’de yönetim değişikliği taahhüdünü yineledi. Kerry, gazetecilere, “Sonuçta, siyasi bir geçişi gerçekleştirmek için bir diplomasi ve baskı bileşimine gerek duyulacak… askeri baskıya gereksinim duyulabilir” dedi.

Başkan Obama’nın hem Irak’ta hem de Suriye’de yeni bir ABD savaşını ilan etmesinden altı ay sonra, bu müdahalenin, bölge halklarına yönelik yeni bir kapsamlı katliam tehdidi oluşturan bir dönüm noktasına ulaştığı yönünde giderek artan bir algı var.

Bu tehdit, Irak’ta, 2003’teki ABD işgali eliyle alaşağı edilen ve ABD işgali altında asılarak öldürülen Saddam Hüseyin’in doğum yeri olan Tikrit’in ele geçirilmesine yönelik büyük bir kuşatmanın başlatılmasıyla birlikte, an meselesi.

Söylendiğine göre üçte ikisi İran’ın desteği ile faaliyette bulunan Iraklı Şii milislerden oluşan 30.000 asker, Dicle ırmağı kıyısında, Bağdat’a yaklaşık 100 kilometre uzakta olan Sünni ağırlıklı kenti kuşatmaya çalışıyor. Bu kuşatma, Irak’ın ikinci büyük kenti Musul’a yönelik daha büyük bir saldırının hazırlığıdır.

Söylenenlere göre yaklaşık olarak 30.000 sivil öldürülme korkusuyla Tikrit’ten kaçmışken, on binlercesi artan topçu saldırıları karşısında kapana sıkışmış durumda. Bu arada, Şii milislerin önderleri, saldırının, IŞİD’in gerçekleştirdiği katliamların intikamını alma fırsatı olacağını açıkça ilan etiler.

Bağdat yönetiminin kendisinden yardım istemediğini iddia eden ABD ordusu, Tikrit kuşatmasının dışında duruyor. Gerçekte, Washington, hala bir ABD müdahalesinin olası hedefi olmaya devam eden İran ile doğrudan askeri işbirliğini reddetmiş durumda.

ABD’li yetkililer, İran’ı ve Irak Başbakanı Haider Abadi’nin Şii ağırlıklı yönetimini mezhepçiliği canlandırmamaları konusunda uyardılar. Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Bu ülkenin dokusunu parçalayacak ve Iraklıların ülkelerine yönelik bu tehdide karşı koyma becerilerini zayıflatacaktır” dedi.

Nasıl bir ikiyüzlülük! Mezhepsel gerilimler, bir milyondan fazla Iraklı’yı öldürmüş, ülkenin toplumsal yapısını paramparça etmiş ve kasıtlı bir böl-yönet taktiğinin bir parçası olarak öldürücü iç çatışmaları kışkırtmış olan ABD savaşının ve işgalinin doğrudan ürünüdür.

ABD müdahalesinin hedefi gibi görünen IŞİD, hem Irak’a yönelik müdahalenin hem de ABD emperyalizminin komşu Suriye’de rejim değişikliği uğruna bir savaşı teşvik etmesinin yarattığı bir Frankenstein yaratığıdır.

Washington’ın hem IŞİD’e karşı savaşmak hem de Esad yönetimini devirme savaşında vekil güç işlevi görmek üzere sözde ılımlı asileri güçlendirme, silahlandırma ve eğitme politikası, giderek daha canice ve sinik bir operasyon haline gelmiştir.

Geçtiğimiz hafta, üyeleri CIA tarafından silahlandırılmış, donatılmış ve hatta maaşları verilmiş olan sözümona Suriyeli “ılımlılar”ın sonuncusu (Hazm ya da “sebat” hareketi), El Kaide’nin üyesi El Nusra Cephesi tarafından Halep’in kuzeyinde bozguna uğratıldıktan sonra resmen dağıldı. Hazm üyelerinden sağ kalanların çoğu El Nusra’ya teslim olurken, aralarında TOW füzelerinin de bulunduğu gelişmiş ABD silahlarının tamamı bu örgütün eline geçti.

Bu bozgunun ardından, Washington’ın, El Kaide’den ayrılmış olan IŞİD’e karşı, etkili bir şekilde El Kaide’yle işbirliği yapan El Nusra ile bir anlaşmaya hazırlandığının belirtileri söz konusu. El Nusra’nın finansmanındaki en önemli kaynak olan Katar yönetimi, söylentilere göre, bu dönüşü kolaylaştırmak amacıyla, söz konusu gruba, El Kaide’ye olan resmi bağlılığına son vermesi yönünde baskı uyguluyor.

Ordu-istihbarat aygıtının ve onun bostan korkuluğu Barack Obama’nın “terörle mücadele”lerini başlatırken sergilediği tam siniklik, en açık ifadesini, Ulusal İstihbarat Müdürü James Clapper tarafından, bu haftanın başında, Dış İlişkiler Konseyi’nde yapılan açıklamalarda buldu.

Clapper, “Bu günlerde ılımlı, giderek, IŞİD’e bağlı olmayan biri haline geliyor” dedi. O, ABD istihbarat ve ordu görevlilerinin “o her neyse, yalnızca ılımlı insanları toplamış” olmakla kalmadığına işaret etti ve “aynı zamanda uluslararası hukuk kurallarına uygun davranma konusunda da duyarlı olmalıyız ki bu, bu ortamda oldukça zor bir durum” dedi.

ABD emperyalizmi, Ortadoğu’da (Irak’tan Libya’ya ve Suriye’ye kadar), on yıldan uzun süredir, elbette, uluslararası hukukun Nazilerin Nürnberg’de yargılanmasından bu yana saldırı savaşını devlet çıkarları peşinde koşmanın bir aracı olarak yasaklamış olan temel hükümlerini açıkça hiçe sayarak faaliyet göstermektedir.

Clapper’in burada gönderme yaptığı şey, El Kaide’nin silahlandırılmasına ilişkin uluslararası yasaklamadır ki bu hükümden, El Nusra grubunun [El Kaide’ye olan] resmi bağlılığından vazgeçirilmesiyle kurtulmak mümkün.

ABD’nin Ortadoğu’daki politikasının mantığını ABD yetkililerinin iddialarından çıkartmaya çalışan kişi, akıllara durgunluk veren bir çelişkiler labirenti ile karşılaşır. Washington, Irak’ta, IŞİD’i yenilgiye uğratmak için, etkin bir şekilde İran ve Şii milisler ile ittifak içinde. O, Suriye’de, hem IŞİD’e hem de İran tarafından desteklenen Suriye hükümetine karşı savaşacağı varsayılan Sünni İslamcı milisler ile ilişkiler kuruyor. ABD ordu-istihbarat aygıtı,“terörle mücadele”nin 14. yılına girerken, El Kaide’nin bir üyesini, ön saftaki “terör karşıtı” ve “demokrasi yandaşı” savaşçılarına dönüştürmeye hazırlanıyor.

Eğer ortada tutarlı bir politika varsa, bu, her bir ülkeyi ve yönetimi zayıflatmak ve böylece ABD’nin bu enerji zengini bölgedeki egemenliğini ileri sürme yönelimini kolaylaştırmak için, her yerde savaş ateşini ve istikrarsızlığı canlandırma ve herkesin herkese karşı mücadelesini teşvik etme politikasıdır. Öte yandan, bu bölgesel politika, Şam’ın müttefiklerine (İran’a ve Rusya’ya) karşı çok daha dehşet verici savaşların hazırlığına yöneliktir.

Bu, Ortadoğu halkları için, ABD ile uzun süreli karşılaşmalarında bir diğer ölümcül ve trajik aşamaya dönüşmektedir. Hiçbir gerçek tartışma ve halk desteği olmaksızın Amerikan emekçilerinden gizli geliştirilmiş olan bu politika, onlar için de bir felaket tehdidi barındırmaktadır.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır