World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Netanyahu’nun Hitler’i savunması

Jean Shaoul
27 Ekim 2015
İngilizce’den çeviri (23 Ekim 2015)

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Salı günü, Hitler’in [Musevi toplumunu ortadan kaldırmaya yönelik –çev.] Nihai Çözüm suçunun sorumluluğunu Filistin ulusal önderliğinin üstüne yıktı. Kudüs’teki 37. Dünya Siyonist Kongresi’nde konuşan Netanyahu, Avrupalı altı milyon Musevi’nin gaz odalarında yok edilmesinin, Hitler’in değil, Kudüs’ün Müslüman bölgelerini yöneten Kudüs Baş Müftüsü’nün fikri olduğunu söyledi.

Netanyahu, “O dönemde Hitler Musevileri yok etmek istememişti; Musevileri sürmek istemişti. Hacı Emin Hüseyni Hitler’e gitti ve ‘Eğer onları sürersen, hepsi buraya [Britanya egemenliğindeki Filistin’e] gelecekler.’ dedi; [Hitler] ‘O halde onları ne yapmalıyım?’ diye sorduğunda, [Hüseyni] ‘Onları yak’ yanıtını verdi.” iddiasında bulundu.

Hitler ile Hüseyni arasındaki konuşmaya ilişkin bu açıklamanın tamamı yalandır.

Hüseyni, 1917’de Museviler için Filistin’de bir vatan yaratmayı vaat etmiş olan Britanya’ya karşı destek için Almanya’ya giden burjuva milliyetçi bir liderdi. O, hem Filistin’de bir Musevi vatanına hem de Musevilerin oraya göç etmelerine karşıydı ve 28 Kasım 1941’de Hitler’le buluşmuştu. Ancak toplantının resmi raporunda, bu tür açıklamalardan hiç söz edilmez. Gerçekte, yıllarca gizlenmiş olduğu göz önüne alındığında, onun Nihai Çözüm’ün farkında olduğu yönünde bile hiçbir kanıt yoktur.

Musevileri yok etme planı, Hitler’indi. Hitler, Hüseyni ile bulaşmasından iki yıldan fazla bir süre önce, Ocak 1939’ta, Nazi Almanya’sının parlamentosu Reichstag’ta, Musevi ırkını yok etme niyetini açıkça ifade ettiği bir konuşma yapmıştı.

Netanyahu’nun açıklamaları, tarihçiler, Musevi Soykırımı’ndan kurtulan İsrailliler ve uluslararası politikacılar tarafından neredeyse bir bütün olarak kınandı. Netanyahu, açık bir şekilde, Hitler’in savunucularıyla ve “Hitler psikopat değildi, o kötü biri değildi” diyen Nazi savunucusu Ernst Nolte’a desteğini ilan eden, Berlin Humboldt Üniversitesi’nde Doğu Avrupa Tarihi Profesörü Jörg Baberowski gibi gerici güçlerle birlik olmuştur. Hitler’in barışçıl niyetleri hakkında bu tür yalanları temel alan her neo-faşist, artık, bu görüşleri desteklemekten çekinmeyecektir.

Çarşamba günü bir basın toplantısında Netanyahu’nun yanında duran mahcup Almanya Başbakanı Angela Merkel, Musevi Soykırımı’nın sorumluluğunun Almanlara ait olduğunu söyledi. Onun sözcüsü Steffen Seibert, “Tüm Almanlar, Nazilerin uygarlıktan tümüyle kopmasına yol açan ölümcül ırk çılgınlığının tarihinin Musevi Soykırımı olduğunu bilmektedir… Biz, insanlığa karşı bu suçun sorumlusunun Almanlar olduğunu, bunun yerden göğe kadar bizim sorumluluğumuz olduğunu biliyoruz.” diye ekledi.

Netanyahu’nun Hitler savunusu, düşünmeksizin yapılmış bir açıklama değil; hazırlıklı bir konuşmanın parçasıdır. Netanyahu, bunu, ilk kez iddia etmiyordu. 2012’de, onun Hüseyni’yi, Nihai Çözüm’ün “baş mimarlarından biri” diye adlandırdığı benzer bir iddiası kayıtlara geçmişti.

Baş Müftü, elbette, Netanyahu’nun tarihe ilişkin revizyonizminin ana hedefi değildir. Onun amacı, Nazilerin suçlarını Filistinlilere yüklemekten başka bir şey değildir.

Filistinliler, Musevi Soykırımı’ndan herhangi bir şekilde sorumlu değildir. Soykırım, başını Alman emperyalizminin çektiği II. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği koşullar altında, Avrupa kapitalist toplumunun çelişkilerinin ürünüydü. Nazilerin soykırım vahşeti, iki sürecin etkileşiminden ortaya çıkmıştı: kapitalist sınıfın sosyalist işçi hareketi korkusu ve Avrupa’nın siyasi Musevi karşıtlığına dönüşen eski ve zehirli Musevi düşmanlığı mirası.

Netanyahu’nun tiksindirici sözlerinin siyasi amacı bellidir. Bu sözler, Netanyahu hükümetinin, İsrail’in Filistinli yurttaşlarını ve yerleşimcileri fiili askeri egemenlik altına alan önlemleri ilan etmesiyle birlikte, İsrail’i bir iç savaş durumuna geçirmesinden sadece günler sonra geldi. Eğer Filistinliler, Netanyahu’nun alçak iftirasının iddia ettiği gibi Musevi Soykırımı’ndan sorumluysa, o halde, onları yenilgiye uğratmaya yönelik varoluşsal mücadelede “her şey mübahtır.”

Daha önce, Gazze sakinlerini sağlık hizmetleri, yakıt ve inşaat malzemeleri dahil en temel gereksinimlerden mahrum bırakan, orayı Varşova Gettosu’ndan farksız bir açık hava hapishanesi haline getiren hükümetler, Gazze’ye yönelik sekiz yıllık bir abluka sürdürmüştür. Geçtiğimiz yıl, tüm bölgeyi harabeye döndüren bir bombardıman harekatıyla, “Koruyucu Hat Operasyonu”nda 2.000’den fazla Gazzeli öldürüldü, 11.000 kişi yaralandı ve 520.000 insan yerinden edildi. İnsan, Netanyahu’nun yaratma niyetinde olduğu bir sonraki kabusu yalnızca hayal edebilir.

Netanyahu’nun görüşleri, uzun bir geçmişe sahiptir. O, Almanya, İtalya ve Polonya’daki faşist rejimleri taklit etmek isteyen Vladimir Jabotinsky tarafından 1920’lerde Filistin’de kurulmuş, siyasi öncülleri Herut Partisi ve aşırı sağcı Revizyonist Parti olan Likud Partisi’ne başkanlık etmektedir. Netanyahu’nun bir Revizyonist Parti eylemcisi olan babası, daha sonra Jabotinsky’nin özel sekreteri olmuştu.

Lenni Brenner’in Diktatörler Çağında Siyonizm’de oldukça ayrıntılı bir şekilde açıkladığı gibi, Revizyonistler, Avrupalı Musevilere yönelik zulme karşı çıkmak için parmaklarını bile kıpırdatmamış; bunun yerine, Siyonist projeyi uygulanabilir kılmak için gereken Filistin’e kitlesel göçü başarıya ulaştırmak amacıyla faşistlerle işbirliği yapmışlardı.

Revizyonistler, faaliyetleri İşçi Partili Siyonistler tarafından onaylanan terörist eylemler yapan Irgun ve Stern çetelerinin terörist eylemlerine dahil oldular (bu çetelerin önderleri olan Menachem Begin ve Yitzhak Shamir sonradan başbakan oldu). Begin, İsrail devletinin kuruluşu için gerekli bir önkoşul olarak Filistinlilerin evlerinden ve topraklarından sürülmesinde büyük bir rol oynayan kötü ünlü Deir Yassin katliamına önderlik etti ki bu katliamda, köyün 254 sakininin tamamının katledilmişti.

Siyonist devletin ilk yıllarında siyasi olarak gözden düşmüş bir güç olmalarına rağmen, daha sonra Herut ve sonunda Likud haline gelecek olan Revizyonistler, 1967 savaşı sırasında bir Ulusal Birlik Hükümeti’nde İşçi Partisi’ne katıldılar. Onun önderleri, İşçi Partisi’nin 1977 seçimlerinde yenilgiye uğramasından bu yana geçen son 38 yılın 32’sinde, (Likud veya ondan doğan Kadima olarak) iktidardaydılar.

Revizyonistlerin hem Hitler’e yönelik pek de gizlenmeyen hayranlığını hem de tüm Filistin’i ele geçirme ve şimdiki sakinlerini sürme ya da yok etme planını paylaşan Netanyahu, babasının oğludur. Filistinlilere yönelik şiddet saldırıları büyük ölçüde cezasız kalan aşırı sağcı yerleşimci hareketini ve dinci yobazları besleyen Netanyahu, dokuz yıllık başbakanlığı sırasında, İsrail’i her zamankinden daha fazla sağa kaydırmıştır.

Böylesi bir adamın ve onun başında olduğu güçlerin İsrail’in önderleri haline gelebilmesi, hasta bir toplumun belirtisidir. İsrail, Filistinlilerin sürülmesi ve onlara yönelik süregiden zulüm yoluyla, dünyadaki Museviler için Avrupa’da uğradıkları zulümden ve Musevi karşıtlığından kurtulacakları bir vatan kurma biçimindeki Siyonist perspektifinin sefil iflasıyla birlikte, içe doğru patlama noktasına ilerliyor.

İsrail, tüm yurttaşlar için toplumsal adalet ve eşitlik ile eşanlamlı olmanın aksine, bir etnik temizlik, savaş ve askeri işgal anlamında bir sözcük haline gelmiştir. İsrail, derin bir şekilde parçalanmış bir toplumdur ve gelişmiş dünyadaki toplumsal olarak en çok kutuplaşmış ülkelerden biridir. Filistinlilerin öldürülmesi ve mülklerinin imha edilmesi, göçmen işçilere yönelik ırkçı saldırılar ve Siyonist devletin beslediği aşırı sağcı hareketlerin diğer şiddet eylemleri, eski kuşak Avrupalı Musevilerin kaçmış olduğu aynı diktatörlük, gettolar, pogromlar ve iç savaş koşullarının İsrail içinde yeniden üretilmesine tanıklık etmektedir.

İsrail toplumunun kötücül çelişkilerinden tek bir çıkış yolu bulunmaktadır. Bu, Arap ve Musevi işçileri, kapitalizme karşı; insanları ve ekonomileri bölen yapay sınırları söküp atacak bir sosyalist toplum inşa etme uğruna ortak bir mücadelede birleştirmektir. Bölge işçileri, yabancı kapitalistlerin ve yerli egemen sınıfların kar dürtüsü eliyle körüklenen savaşlardan ve baskıdan, yalnızca bu yolla kurtulabilirler.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır