World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/jan2016/pers-j26.shtml

Mısır Devrimi’nin beş yılı

Johannes Stern
26 Ocak 2016
İngilizce’den çeviri (25 Ocak 2016)

Mısır’da diktatör Hüsnü Mübarek’in devrilmesine yol açan kitlesel devrimci mücadelelerin patlamasından beş yıl sonra, General Abdülfettah el-Sisi’nin başında bulunduğu karşı-devrimci askeri cunta başka bir toplumsal patlamadan korkuyor.

Rejim, Mısır Devrimi’nin bugünkü yıldönümüne hazırlık olarak, işçilere ve gençlere karşı acımasız baskısını yoğunlaştırdı. Associated Press’e göre, polis, son günlerde, Mısırlıların sokaklara dönmemesini garantiye almak için “tedbir amaçlı” olarak Kahire şehir merkezindeki 5.000 daireye baskın düzenledi. Ülke genelinde, ağır silahlı yüz binlerce polis ve asker konuşlandırılacak.

New York Times, nadir görülen bir siyasi sezgi gösterisi içinde, Mısırlı kitleleri bir kez daha mücadeleye itme tehdidi yaratan temel toplumsal koşullara dikkat çekti. Gazete, “Panik havası, yüksek işsizliğin, artan fiyatların ve bu arada Mısır’ın turizm sektörünü mahveden sürekli militan isyanının ortasında, halkın hükümete yönelik sabrının taşmakta olduğu endişelerine dayanmaktadır.” diye yazdı.

New York Times, şöyle ekledi: “Ama tek başına bu faktörler aşırı heyecanlı tepkiyi açıklamaya yeterli değildi… Kolluk güçlerinin bakış açısından, 25 Ocak tarihinin kendisi, onların yıkıcı bir şekilde -geçici de olsa- kontrolü kaybetmelerinin bir hatırlatıcısı olarak, bir tehlikeydi.”

ABD tarafından eğitilmiş bir general ve Mübarek’in askeri istihbarat servisinin eski başkanı olan el-Sisi, Mısır’ı, seçilmiş cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye ve Müslüman Kardeşler’e karşı Temmuz 2013’teki kanlı bir darbede iktidarı almasından bu yana demir yumrukla yönetti. Mısır’ın Ulusal Polis Günü’nü kutlayan el-Sisi, binlerce insanı öldüren ve işkenceden geçiren güvenlik güçlerini övdü ve “tüm Mısırlılardan, şehitler ve kan uğruna, ülkelerini gözetmelerini” istedi.

Geçtiğimiz hafta yeni kitlesel protestoların patlak verdiği ve Cuma günü ülke genelinde bir olağanüstü halin ilan edildiği Tunus’taki olaylar nedeniyle apaçık bir şekilde sarsılmış olan el-Sisi, Mübarek’in Şubat 2011’deki istifasından sadece haftalar önce Tunuslu otokrat Zeynel Abidin Bin Ali’yi devirmiş olan Tunuslu kitlelere yönelik tam bir tehdit yayınladı. El-Sisi, “Komşu ülkemiz Tunus’un içişlerine karışmak istemem ama tüm Tunusluları ülkelerini gözetmeye çağırıyorum.” dedi.

Mısır’daki günlük Al-Ahram gazetesine göre, diktatör, ayrıca, “tüm dünyada ekonomik durum ‘kötüye gidiyor’ ve hiçbir ülke artık huzursuzluğa tahammül edemez.” uyarısında bulundu.

El-Sisi ve onun kanlı rejimi, bütün muhalefete terör saçıyor ve Mısır devriminin tarihini yeniden yazma peşinde koşuyor. Mısır’ın devlet medyası, devrimi, büyük Mısır ulusunun altını oymayı ve onu istikrarsızlaştırmayı amaçlayan bir dış komplo olarak resmediyor. Ancak, bütün dünyadaki işçilere ve gençliğe ilham veren 18 günlük tarihsel ayaklanmanın anısı, kolay kolay silinmeyecektir.

Tunus’taki kitlesel kabarmayı izleyen Mısır Devrimi, kuşkusuz, devrimci mücadelenin yeniden canlanmasını temsil ediyordu. O, işçi sınıfının uluslararası ölçekte büyüyen mücadelelerinin bir habercisiydi. Onun hemen sonrasında, dünyanın dört bir yanındaki işçiler ve gençlik (nefret edilen vali Scott “Hüsnü” Walker’a karşı protestolarda “Bir Mısırlı Gibi Yürü” sloganı yazılı dövizler taşıyan Wisconsin’deki işçiler dahil), Mısır’daki anıtsal mücadelelerle harekete geçirilmişlerdi.

25 Ocak 2011’de, on binlerce insan, ilk kez, Kahire’deki ve Süveyş gibi diğer önemli kentlerdeki sokaklara dökülmüştü. ABD destekli diktatörlüğün amansız baskısına rağmen, Mübarek’in adı çıkmış çevik kuvvet polisine karşı şiddetli bir mücadele vermek üzere, “Öfke Cuması” adı verilen 28 Ocak’ta çok daha fazla insan sokağa çıktı. Sonraki günlerde, Mısır genelinde milyonlarca insan sokağa döküldü. Kahire’nin Tahrir Meydanı işgal edildi ve Mısır Devrimi’nin simgesi haline geldi.

Her devrimde olduğu gibi, kuşatılmış rejimin protestocuları yıldırma girişimleri, yalnızca daha büyük direnişi tetikledi. Mübarek’in haydutlarının Tahrir Meydanı’ndaki işçilere ve gençlere saldırdığı 2 Şubat’taki meşhur “Develer Savaşı”nın ardından, emperyalist güçlerin sonuna kadar savunmaya çalıştığı diktatöre meydan okumak için giderek daha fazla sayıda insan meydana girdi.

Tahrir Meydanı’ndaki kadar çarpıcı olaylardan daha da önemli olan, 11 Şubat’ta Mübarek’e son darbeyi indiren işçi sınıfının müdahalesiydi. Mübarek’in devrilmesinin hem öncesinde hem de sonrasında Mısır genelinde fabrikaları süpüren grev ve işgal dalgası, Mısır işçi sınıfı tarafından uzun yıllar hazırlanmıştı.

Özellikle 2005’ten sonra, grevler ve protestolar çarpıcı bir biçimde artmıştı. 25 Ocak’ta başlamış olan şey, birçok açıdan, sosyal kesintilere, özelleştirmelere ve cani ve yozlaşmış egemen seçkinlerin devlet fonlarını yağmalamasına karşı Mısırlı işçiler arasında birikmekte olan uzun süreli bir öfke ve direnişin doruk noktasıydı.

Mübarek’in devrilmesinin ardından, işçi sınıfı, belirleyici devrimci güç olarak daha da güçlü bir şekilde ortaya çıktı. Diktatörün düşüşünden hemen sonraki günlerde, günde 40 ile 60 arasında grev vardı ve yalnızca Şubat 2011’de, 2010 yılında olan kadar grev söz konusuydu.

Grev eylemi, rejimin bastırıcı önlemler hayata geçirmesine rağmen, sonraki yıllarda tırmanmaya devam etti. Mısır Sosyal ve Ekonomik Haklar Merkezi’nin (ECESR) bir raporuna göre, 2012 yılında 3.817 grev ve toplumsal protesto gerçekleşti ki bu, ECESR’nin 2000 ile 2010 yılları arasında kaydettiği tüm protestolardan daha yüksek bir rakamdı. Mısır Uluslararası Kalkınma Merkezi, Ocak 2013’ten Mayıs 2013’e kadar, 5.544 grev ve toplumsal protesto saydı.

Bu, Washington destekli Mübarek diktatörlüğünün 30 yılının ardından, muazzam uluslararası yankılarıyla birlikte, işçi sınıfının son derece önemli bir yükselişini temsil ediyordu. Bununla birlikte, devrimin başlangıcından itibaren Mısır işçi sınıfının temel sorunu, siyasi önderlik yokluğuydu ve öyle de kaldı.

Mübarek’in istifasından önceki gün, Dünya Sosyalist Web Sitesi Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North, bir perspektif yazısında, şu uyarıda bulunmuştu: “Eskimiş bir diktatörün elinden iktidarı almak için gerekli toplumsal gücü sağlamanın ardından, Mısırlı işçilerin karşı karşıya olduğu en büyük tehlike, önde gelen bazı kişilerin adları ve yüzleri dışında siyasi özde hiçbir şeyin değişmeyecek olmasıdır.”

Makale şöyle devam ediyordu: “Başka bir ifadeyle, kapitalist devlet el değmemiş kalacaktır. Siyasi iktidar ve ekonomik yaşam üzerindeki kontrol, ordu tarafından desteklenen Mısırlı kapitalistlerin ve onların Avrupa ile Kuzey Amerika’daki emperyalist amirlerinin ellerinde kalmaya devam edecektir. Demokrasi ve toplumsal reform vaatleri ilk fırsatta inkar edilecek ve yeni bir vahşi baskı rejimi kurulacaktır.

“Bu tehlikeler abartı değildir. 20. yüzyıldaki devrimci mücadelenin bütün tarihi, demokrasi için ve emperyalizm tarafından ezilen ülkelerin özgürlüğü uğruna mücadelenin, Lev Troçki’nin sürekli devrim teorisinde ısrarla vurguladığı gibi, yalnızca, iktidarın, uluslararası ve sosyalist bir program temelinde işçi sınıfı tarafından fethedilmesi yoluyla başarıya ulaşabileceğini kanıtlamaktadır.”

Mısır Devrimi’nin temel sorunu, işçi sınıfının bütün diğer burjuva güçlerden siyasi bağımsızlığının oluşturulmasıydı. Bu, Mübarek’in generallerinin önderlik ettiği ordunun sözümona “ilerici” karakterine dair yanılsamaların üstesinden gelinmesi ve burjuva Müslüman Kardeşler ya da Muhammed El Baradey’in Değişim İçin Ulusal İttifak’ı gibi sözde “liberal” burjuva hareketlere herhangi bir uyarlanmanın reddedilmesi anlamına geliyordu.

Küçük-burjuva sahte sol, bu durumda, kötü niyetli ve tümüyle gerici bir rol oynadı. Gerici ve varlıklı orta sınıf tabakaların ve ABD Dışişleri Bakanlığı entrikalarının bakış açısından başka bir şeyi asla temsil etmemiş olan Devrimci Sosyalistler’in (RS) ve benzeri grupların politikalarındaki bütün ayrıntıları çözümlemek, bu yazının kapsamının ötesindedir.

RS, başlangıçta, Mübarek’in yerini alan, Tantawi önderliğindeki Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi askeri cuntasının, Mısırlı işçilere sosyal ve demokratik reformlar bağışlayacağını iddia etti. Sonra, orduya yönelik işçi sınıfı muhalefeti 2011 boyunca yükselirken, RS, “devrimin sağ kanadı” olarak Müslüman Kardeşler’i destekledi ve 2012’de Mursi’nin cumhurbaşkanı seçilmesini “devrimin bir zaferi” olarak göklere çıkardı.

2013’te Mursi’ye ve Müslüman Kardeşler’e yönelik işçi sınıfı muhalefeti ayağa kalktığında, RS, ordu yanlısı Tamarod kampanyasını “devrimi tamamlamak için bir yol” olarak destekledi. Bu yüzden, RS, (başlangıçta bir “ikinci devrim” olarak karşıladığı) 3 Temmuz 2013 askeri darbesine ve o tarihten beri Mısır’ı sım sıkı yakalamış olan karşı-devrimci teröre zemin hazırlamaya yardım etti. Cuntanın baskısının işçi sınıfı içinde yeni bir devrimci patlamayı tetikleyebileceği korkusuyla yönlendirilen RS, şimdi, Müslüman Kardeşler’le ittifakını yenileme peşinde koşuyor.

Hem Mısır’da hem uluslararası ölçekte işçi sınıfı muhalefetinin yeni kıpırtılarının ortaya çıkmasıyla birlikte, temel derslerin öğrenilmesi gerekmektedir. Asli sorun, Troçki’nin sürekli devrim teorisi temelinde bir devrimci partinin inşa edilmesidir. Yalnızca bu temelde, işçi sınıfının burjuvaziden ve onun orta sınıf içindeki müttefiklerinden kesin siyasi bağımsızlığı oluşturulabilir ve enternasyonalist sosyalist bir program ayrıntılı bir şekilde hazırlanabilir. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, Mısır’da, uluslararası hareketin şubesi olacak böylesi bir partiyi inşa etmeyi, önümüzdeki dönemdeki asli görevlerinden biri olarak görmektedir.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır