World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Türkiye’nin istila tehdidi Suriye çatışmasını tırmandırıyor

Bill Van Auken
23 Ocak 2016
İngilizce’den çeviri (22 Ocak 2016)

Suriye hükümeti, Türk birliklerinin Suriye toprakları içine baskınları üzerine resmi olarak Birleşmiş Milletler’e (BM) başvurdu. BM’deki protesto, Türk askerlerinin sınırı geçip Fırat Nehri’nin batı yakasındaki Suriye kasabası Cerablus’a girdiği yönündeki haberlerin ortasında geldi.

Suriye içerisinde Türk askeri harekatı, Suriye’deki iç çatışmayı tırmandırma ve Türkiye ile Rusya arasında bir karşı karşıya gelme tehlikesini arttırma tehdidi yaratıyor. Ankara ile Moskova arasındaki ilişkiler, bir Rus savaş uçağının Suriye toprakları üzerinde Türkiye tarafından vurularak düşürüldüğü 24 Kasım’dan beri gergin.

Cerablus, Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) kontrolünde ancak Washington’un IŞİD’e karşı sözde savaşında ABD’den destek alan Suriyeli Kürt Halk Savunma Birlikleri (YPG) güçlerinin artan baskısı altında.

ABD’nin bir NATO müttefiki olan Türkiye, IŞİD karşıtı koalisyonun sözde parçası. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, IŞİD’e savaşçı, silah ve para akışına olanak sağladığı ve IŞİD’in Suriye’de kontrol ettiği tesislerde üretilen petrolün gizlice Türkiye içine sokulmasına örtülü olarak müsaade ettiği yönünde çok sayıda kanıt var.

Türkiye’nin Suriye’deki başlıca ilgisi, Türkiye’nin güney sınırında özerk bir Kürt bölgesinin sağlamlaştırılmasını engellemek olmuştur. Ankara’daki hükümet, YPG’nin Fırat’ın batısına geçme ve Kobani ile Afrin kantonlarını birleştirme yönünde herhangi bir girişiminin, Türk askeri müdahalesine yol açacak bir “kırmızı çizgi” olduğunu ilan etti.

Haberlere göre, IŞİD savaşçıları, İslamcılar ile Türk devleti arasındaki zar zor gizlenmiş işbirliğini vurgulayacak şekilde, Türk baskınına hiçbir direniş göstermedi.

Suriyeli Kürtlerin ARA Haber ajansı, Salı günü, Türk ordusunun, Suriye sınırında bulunan Tel Abyad kasabasındaki YPG karargahına karşı, iki Kürt savaşçıyı yaralayan ve üç zırhlı aracı imha eden bir topçu saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

IŞİD’in fiili başkenti Rakka’nın kuzeyinde bulunan kent, geçtiğimiz Haziran ayında, Selefi cihatçı milislerle çatışma sonrasında YPG tarafından geri alınmıştı.

Türkiye’nin Suriye’deki savaş kışkırtıcılığı, içerideki Kürt halkına karşı kanlı baskı harekatına derinden bağlıdır. Uluslararası Af Örgütü, Çarşamba günü, Türk hükümetini, “devamlı sokağa çıkma yasakları ve [bölge] sakinlerini uzatılmış süreler boyunca acil sağlık hizmetine, gıdaya, suya ve elektriğe erişimden mahrum bırakan diğer keyfi önlemler” üzerinden kendi Kürt halkına karşı “toplu cezalandırma” gerçekleştirdiği için kınadı.

Baskı, hükümet ile PKK arasındaki iki yıllık “barış süreci”nin geçtiğimiz Temmuz ayında çökmesinden beri sürekli tırmanmış durumda. Türk devletinin harekatında en az 61’i çocuk, 300’den fazla sivil öldürüldü. Sadece 11 Aralık 2015 ile 8 Ocak 2016 arası dönemde, 162 sivil hayatını kaybetti.

ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden, Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’yla, büyük ihtimalle, Kürt sorunu, IŞİD’e karşı harekat ve Suriye’de Batı’nın organize ettiği rejim değişikliği savaşı arasındaki çarpık ve çok taraflı ilişkiye odaklanacak görüşmeler yapmak üzere Perşembe gecesi İstanbul’a geldi.

Hem Washington hem de Ankara, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetini devirme peşinde koşuyor ve her ikisi de bölgedeki Rus çıkarlarına düşmanlar. Ancak ikisi arasında büyük taktiksel farklılıklar bulunuyor.

ABD Erdoğan’ın PKK’ye ve Türkiye içindeki Kürt halkına karşı baskısına desteğini ifade ederken, onları IŞİD’e karşı ABD önderliğindeki bombardıman harekatında toprak ele geçirmek üzere kara birlikleri olarak kullanan Pentagon, sınırın Suriye tarafındaki YPG savaşçılarına yardım etmek için “danışmanlar” gönderdi.

Erdoğan ABD’nin Suriye’deki IŞİD mevzilerine karşı hava saldırıları gerçekleştirmesi için Türkiye’deki İncirlik üssünü kullanmasına izin verdi; fakat Türk ordusu, kendi saldırılarını, hem oradaki hem de Bağdat hükümetinin Türk müdahalesini ülke egemenliğinin ihlali olarak kınadığı Irak’taki Kürt güçlerine yoğunlaştırmış durumda.

Biden’in, Türkiye’ye, IŞİD’in ana ikmal yolu olarak hizmet eden Suriye sınırının 98 kilometrelik korumasız bölümünü kapatması için baskı yapması bekleniyor. Bununla birlikte, Türk hükümeti, sınır bölgesinin IŞİD kontrolünde olmasını, YPG kontrolünde olmasından daha çok tercih ediyor.

Sınırı sağlamlaştırma yönünde herhangi bir hamle, ya doğrudan Türk askeri işgali yoluyla ya da hepsi Türk desteğinden yararlanan El Nusra Cephesi, Ahrar el-Şam veya İslam Ordusu gibi diğer El Kaide bağlantılı milisler tarafından bölgenin kontrol edilmesi aracılığıyla, bir Kürt ilerlemesini durdurmak için bir Türk müdahalesini beraberinde getirecektir.

Tırmanan çatışmalar, görünüşteki amacı yaklaşık iki yüz elli bin Suriyelinin yaşamına mal olan ve milyonlarca insanı sığınmacıya dönüştüren neredeyse beş yıllık iç savaşı müzakere edilmiş bir sona ulaştırmak olan Cenevre’deki önümüzdeki Pazartesi günü yapılması planlanan görüşmeleri altüst etmekle tehdit ediyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Perşembe günü, görüşmelerin “bir iki gün” ertelenebileceğini kabul etti. Kerry, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’nda, muhabirlerin bir gecikmenin olup olmayacağı yönündeki sorusunu, “Bir gecikme dediğinizde, bu, davetler için bir ya da iki gün olabilir ama kökten bir gecikme söz konusu olmayacak.” diye yanıtladı.

Ancak “gecikme”, tam da hangi tarafların katılma davetiyesi alacağı konusuyla ilgili. Washington ve Moskova, hem IŞİD’in hem de El Nusra Cephesi’nin herhangi bir barış görüşmesine dahil edilmeyeceği konusunda hemfikir. Bununla birlikte, Obama yönetimi, El Kaide’nin ana görüşünü ve yöntemlerini paylaşan Ahrar el-Şam ve İslam Ordusu gibi Selefi cihatçı grupların “ılımlı asiler” olarak dahil edilmesi gerektiğinde ısrar ediyor. Rus hükümeti ise onların “teröristler” olarak dışlanmasında diretti.

Üstelik, Türkiye, YPG ile IŞİD’i eşit ölçüde “terörist” olarak gördüğünü ilan ederken, Moskova, YPG’nin görüşmelere dahil edilmesi çağrısında bulundu.

Foreign Policy web sitesindeki bir habere göre, Birleşmiş Milletler’in Suriye özel temsilcisi Staffan de Mistura, Birleşmiş Milletler Konseyi’ne, Suudi Arabistan’ın, kendisinin Suriyeli muhalif grupların geniş bir yelpazesini Cenevre görüşmelerine getirme girişimini baltaladığını bildirdi.

Mistura, Suudi monarşisinin Riyad’da kabaca bir araya getirdiği ve İslamcı milislerin hakim olduğu sözde Yüksek Müzakereler Komitesi’nin (HNC), görüşmelere başka herhangi bir grubun katılmasını reddetmiş olduğunu söyledi. O, Güvenlik Konseyi’ne, HNC’nin ve onun “destekçiler”inin, “kendi rollerinin muhalefet heyeti olarak önceliği ve sınırsızlığı”nda ısrar ettiklerini söyledi.

Bu “destekçiler” yalnızca Suudi rejimini değil ama aynı zamanda Katar’ı, Türkiye’yi ve bizzat ABD’yi içeriyor. ABD Dışişleri Bakanı John Kirby, Salı günkü bir basın toplantısında, “Riyad’ın ardından söylediğimiz gibi, muhalefet, bu toplantıda, yalnızca Yüksek Müzakere Komitesi’nden seçilen delegeler tarafından temsil edilecek.” dedi.

Washington’ın amacı, bir müzakereler ve Suriye’deki İslamcı mezhepçi milislere devamlı destek kombinasyonunu sağlamlaştırma yoluyla, Esad’ı devirme ve daha uysal bir kukla rejim dayatma biçiminde kalmaya devam ediyor. ABD, bu amaç için baskı yapmaya devam ederken, bölge ve tüm dünya için yıkıcı sonuçlara sahip çok daha geniş bir savaşa dönüşmekle tehdit eden, şiddetli bir bölgesel ve uluslararası çatışmalar dizisini başlatmıştır.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır