World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/jul2016/poli-j20.shtml

Irk, sınıf ve ABD'de polis cinayeti

WSWS Yayın Kurulu
20 Temmuz 2016
İngilizce’den çeviri (11 Temmuz 2016)

Perşembe gecesi Teksas-Dallas'ta polis memurlarına topluca ateş açılmasının ardından, Amerikan medya ve siyaset kurumu, polisin silahsız insanları öldürmesini ve polis şiddetine karşı yaygın protestoları, ABD'deki artan ve giderilemez ırksal bölünmüşlüğün kanıtı olarak göstermeye çalışıyor.

Medyadaki sunuma göre, polisin tüm ülkedeki öldürücü eylemleri, Afrika kökenli Amerikalılara yönelik temel, kolektif nefretlerini ifade eden “beyazlar“ın bir tür dışavurumudur.

Örneğin, New York Post, “İç Savaş“ı duyuran bir manşetle çıkarken, New York Times, Pazar günkü düşünceler bölümünün başına “Irk Eliyle Bölünmüş, Acı Eliyle Birleşik“ başlıklı bir makale yerleştirdi.

Bu sunum, gerçeklik ile kaba bir şekilde çelişmektedir. ABD'de yaşanan şey, bir ırk savaşı değil; her yıl binden fazla insanın, insanları öldürmek amacıyla çılgınca sağa sola saldıran polis tarafından gerçekleştirilen yargısız infaza maruz kaldığı bir ülkedeki polis şiddetine yönelik halk protestosudur.

Irkçılık elbette var ve birçok polis cinayetinde bir etmen olabilir. Siyahlar, polis saldırılarında, nüfus içindeki paylarıyla orantılı olmayan sayıda hedef alınmaktadır. Ancak olgular, polis şiddeti belasının siyahlar ya da azınlıklar ile sınırlı olmadığını; bütün etnik kökenlerden ve ırklardan işçilere ve gençlere, özellikle de işçi sınıfının en yoksul ve en korunmasız kesimlerine yayıldığını gösteriyor.

Guardian tarafından derlenen verilere göre, ABD'de bu yıl içinde, 9 Temmuz'a kadar, polis tarafından 571 kişi öldürülmüş. Bunların 88'ini anadili İspanyolca olanlar, 138'ini ise Afrika kökenli Amerikalılar oluştururken, yaklaşık yarısı (281 kişi) beyaz. Geçtiğimiz yıl, polis tarafından 1.146 kişi öldürülmüş ve bunların da çoğu (586) beyaz.

Bu cinayetleri gerçekleştiren polislerin çoğu azınlık grupların üyeleri. Nisan 2015'te Baltimore'da Freddie Gray'i öldüren ve ulus çapında gösterileri ateşleyen altı polisin üçü Afrika kökenli Amerikalıydı. Polis vahşetinin gemi azıya almış olduğu başka birçok yerde olduğu gibi, o kentte de, hem belediye başkanı hem de polis şefi siyahtı.

Hükümet bile polisi dizginleyemiyor gibi görünüyor. New York Belediye Başkanı Bill de Blasio, Staten Island'da Eric Garner'ın polis tarafından öldürülmesinin ardından polis şiddeti karşıtı protestolara sempatiyle yaklaşan yorumlar yaptığında, New York polisinin isyanı ile karşılaşmıştı.

Olgusal kanıtlama ya da tarihsel açıklama olmaksızın, ABD'nin aniden grupsal nefret ile sarsıldığı iddiası, hiçbir ciddi çözümlemeye direnemeyen bir yalandır. Bu, belirli siyasi çıkarlara hizmet eden bir anlatının bir parçası olarak teşvik edilmektedir.

Bu sunum, devletin doğasını örtbas etmekte ve dikkatleri, durmak bilmez polis vahşiliğinin ve cinayetlerinin altında yatan temel toplumsal sınıf sorunlarından saptırmaktadır. Devlet şiddeti dalgası, derinleşen bir ekonomik ve toplumsal kriz; toplumsal eşitsizliğin devasa artması; sınıf mücadelesinin yeniden canlanmasının artan işaretleri ve Amerikan işçi sınıfı içindeki yaygın siyasi radikalleşme süreci gibi belirli koşullarda gerçekleşmektedir.

ABD'de 2015 yılında büyük grevlerde yitirilen gün sayısı, 2014'tekinin neredeyse dört katıydı ve bu rakam, bu yıl, Verizon işçilerinin bir aylık greviyle birlikte çok daha fazla olacak. Egemen sınıfı her şeyden çok rahatsız eden şey, sendika bürokrasisinin işçi sınıfı üzerindeki kontrolünü kaybediyor olmasıdır ki bunun -otomotiv işçilerinin geçtiğimiz yılki yarı isyanı dahil- giderek artan işaretleri söz konusu. İşçiler, özellikle de gençler arasında, kendisini bir sosyalist olarak betimleyen ve “milyarder sınıf“a karşı bir “siyasi devrim“den söz eden Bernie Sanders'ın kampanyasına verilen kitlesel destek, egemen seçkinlerde korkuya yol açacak şekilde, kapitalizm karşıtı duyguların büyük ölçüde arttığını açığa çıkarmış durumda.

Halkı, polis şiddetine ve Amerikan toplumunun bütün diğer yanlarına ilişkin ırkçı bir anlatıyla boğmaya yönelik kampanyanın amacı, dikkatleri kapitalist sistemin kendisinden uzaklaştırmak ve egemen sınıfın en çok korktuğu gelişmenin (işçi sınıfını bu ekonomik sisteme karşı mücadelede birleştiren yaygın, genel bir hareketin) önünü kesmektir.

Bu, ırka yönelik yaygın tavrın kaba biçimde çarpıtılmasını gerektirmektedir. Gerçekte, Güney'deki Jim Crown ayrımcılığının ve Kuzey'deki yaygın ırk ayrımcılığının parlak günlerinden bu yana, genelde olumlu yönde, büyük değişimler yaşanmış durumda. 1930'ların ve 1940'ların Amerikasında, siyahların linç edilmesi, neredeyse günlük bir olaydı. Güneydeki büyük Afrika kökenli Amerikalı kitlesi seçimlere katılamıyordu ve neredeyse hiçbir siyah siyasi temsilci yoktu.

Elli yıl önce, 1966'da, Edward Brooke Massachusetts'den senatör seçildi ve ABD Senatosu'na halk tarafından seçilen ilk Afrika kökenli Amerikalı oldu. Ülkenin her yerindeki polis güçleri neredeyse bütünüyle beyazdı ve siyahlar ile beyazlar arasında evlilik neredeyse bilinmiyordu.

Bu koşullar, işçi sınıfının 1934-1964 yılları arasında gerçekleşen ve Güney'deki ırk ayrımcılığının belini kırıp devlet kurumlarının, polisi ve bütün yönetim düzeylerini içeren ırksal bütünleşmesine yol açan 30 yıllık yükselişi eliyle köklü biçimde değiştirildi. ABD, bütün bunların ardından, 2008 yılında bir Afrika kökenli başkan seçti ve onu 2012'de yeniden göreve getirdi.

Günümüzde, Amerikalıların yüzde 87'si ve beyazların yüzde 84'ü, ırklar arası evliliği desteklediklerini söylüyor ki bu, 1958'de yüzde 4 idi. 2010 yılındaki tüm evliliklerin yüzde 15'i ırklar arasındaydı. Bu, 1980'deki oranın iki katıydı.

Geçtiğimiz hafta, gerçekten ne oldu? İki siyahın, Alton B. Sterling ile Philando Castile'ın, ikisi de videoya kaydedilen öldürülmesi, tüm ABD'de ve uluslararası düzeyde büyük bir öfkeyi ve muhalefeti ateşledi. Daha az bilinen ama daha az kan dondurucu olmayan bir şekilde, yerel medya, California Fresno'da, 19 yaşında beyaz bir erkeğin, hareketsiz bir şekilde yerde yatarken polis tarafından öldürülmesini gösteren bir video yayımladı. Ülkenin dört bir yanında tüm ırklardan insanlar tarafından düzenlenen kitlesel protestolar, büyük ölçüde askerileşmiş, işgal güçleri gibi görünen ve davranan polis tarafından gerçekleştirilen gözaltılarla karşılaştı.

Dallas nişancısı Micah Johnson'ın eylemlerine gelince; gerçek şu ki, onun, bomba kullanan bir robot aracılığıyla öldürülmesi (bu, insansız hava aracı tarzı savaşın ABD sınırları içindeki ilk örneğidir), onu bu eyleme sevk eden şeyin tam olarak belirlenmesini zorlaştırmaktadır.

Onun eylemlerine, bir ölçüde Afrika kökenli Amerikalıların polis tarafından öldürülmesi yön vermiş gibi görülürken, onun Afganistan'da neredeyse bir yıl geçirmiş bir eski asker olduğu da unutulmamalı. Onun eylemleri, ABD'de her yıl yaşanan ve çoğunu eski askerlerin gerçekleştirdiği onlarca toplu öldürme modeline uygundur.

Grupsal bir bakış açısının teşvik edilmesi, ırk politikalarında derin ve yerleşik çıkarları olan politikacılar ve akademisyenler tarafından desteklenmektedir. Onlar, sekiz yıldır bitmek bilmez bir savaşa, artan toplumsal eşitsizliğe ve yoksulluğa başkanlık yapan ve tüm ülkedeki polis örgütlerini ordu düzeyinde silahlarla donatan Başkan Obama'dan övgüyle söz ediyorlar. Irk politikalarının bu pazarlayıcıları, işçi sınıfının geniş kesimlerinin toplumsal sıkıntısıyla ilgilenmemekte ve onların durumunu iyileştirecek hiçbir şey önermemektedir.

Biz, bütün işçileri ve gençleri, medya ve siyaset kurumu tarafından pazarlanan gerici, ırkçı modeli reddetmeye çağırıyoruz. Polis şiddetine karşı mücadele, bütün diğer önemli toplumsal sorunlar gibi, işçi sınıfının farklı kesimlerinin kapitalist sisteme karşı ortak bir mücadelede birleştirilmesini gerektirmektedir.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır