World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Bir Türk gazetesi başarısız askeri darbenin arkasındaki ABD’li generalin kimliğini belirtti

Johannes Stern
30 Temmuz 2016
İngilizce’den çeviri (28 Temmuz 2016)

Türkiye’nin seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı devirme ve öldürme yönündeki başarısız askeri darbeden iki hafta sonra, ABD'nin TBMM’nin bombalanmasına ve 246 Türkiye yurttaşının ölümüne yol açan kanlı olaylara önemli ölçüde dahil olduğuna ilişkin daha fazla bilgi açığa çıkıyor.

Türkiye’deki muhafazakar gazete Yeni Şafak, “Kalkışmayı yöneten ABD’li komutan” başlıklı bir yazıda, General John F. Campbell’ın, “darbe sürecini hazırlayan ve yöneten unsurlar arasında” olduğunu iddia ediyor. Gazeteye göre, bilgi, darbe yanlısı tutuklulara ilişkin devam eden yasal sürece yakın kaynaklar tarafından ortaya çıkarılmış.

Campbell, emekli bir ABD generali ve kanlı askeri müdahalelerde ve savaş suçlarını yönetmekte deneyimli. O, Ağustos 2014 ile Mayıs 2016 arasında, Afganistan’daki Kararlı Destek Misyonu’nun ve Amerika Birleşik Devletleri Kuvvetleri’nin komutanıydı. Bu dönemde işlenen başlıca ABD suçlarından biri, geçtiğimiz Ekim ayında, Kunduz’daki bir hastaneye yönelik onlarca masum hastayı ve sağlık görevlisini katleden korkunç saldırıydı.

Yeni Şafak’a göre, Campbell, darbe girişimi öncesinde Türkiye’yi iki kez gizlice ziyaret etmiş. Askeri kaynaklar, gazeteye, ayrıca, ABD’li generalin Erzurum askeri üssünde ve İncirlik Hava Üssü’nde çok gizli görüşmeler gerçekleştirdiğini bildirmiş. Gazetenin askeri kaynağına göre, “…ordu içerisinde görev yapan tüm subay kadrosunun eğilimleri konusunda hazırlık sürecini yöneten isim yine ABD'li General Campbell” idi.

Gazete, Erdoğan’a karşı darbe hazırlığı için birkaç aya yayılan ve milyarlarca doları içeren, Pentagon/CIA destekli çok büyük bir operasyonu betimliyor. Gazeteye göre, Campbell, Nijerya’daki UBA Bankası üzerinden 2 milyar doları aşkın bir para akışını yönetmiş ve parayı Türkiye’deki darbe yanlısı askeri personel arasında dağıtmak için CIA bağlantılarını kullanmış.

Gazete, kaynaklarına dayanarak, “CIA’in oluşturduğu 80 kişilik özel ekip”in, Türk ordusu içindeki, ABD merkezli vaiz Fethullah Gülen’e yakın darbe yanlısı unsurlarla birlikte çalıştığını belirtiyor. Vaizin yaygın şekilde bir CIA varlığı olduğuna inanılıyor ve bizzat Erdoğan, eski müttefiki ve şimdiki baş düşmanı Gülen’i darbeyi tezgahlamakla suçladı.

Yeni Şafak’a göre, İncirlik Hava Üssü’ndeki Gülen yanlısı subaylar, daha 2015’te bir tetkik merkezi kurmuşlar. Onlar, komutaları altındaki subayları üç gruba ayırmışlar: karşı olanlar, ortada duranlar ve destekleyenler. Bir askeri cunta kurulmasına karşı olduğu düşünülen subaylar “maddi destek”ten mahrum bırakılmış. “Destekleyenler” ve “ortada kalanlar” olarak gruplandırılan ordu mensuplarına büyük miktarda para sağlanmış.

Gazete, para akışının, görevli “kuryeler” aracılığıyla, Mart 2015’te başladığını iddia ediyor.

Habere göre, darbe girişiminde yer aldığı için tutuklanan üst düzey ordu subaylarından Tuğgeneral Mehmet Dişli’nin odasında büyük miktarda para dolu bir çanta bulunmuş.

General Campbell, gazetenin yaptığı suçlamaları öfkeyle reddetti. O, Wall Street Journal’e, hikaye, “bir yanıtı bile hak etmiyor” ve “bütün yönleriyle saçma” diye konuştu. Başkan Barack Obama, daha önce, geçtiğimiz hafta şunu ilan etmişti: “Darbe girişimine ilişkin önceden bir bilgiye sahip olduğumuz, ABD'nin ona bulaştığı, bizim Türk demokrasisini tümüyle desteklemekten başka bir şey yaptığımız yönündeki her haber, bütünüyle düzmecedir; kesinlikle düzmecedir.”

Gazetenin haberindeki tüm ayrıntıların doğru olup olmadığına ilişkin hükme varmak mümkün değil. Ama “saçma” ya da “bütünüyle düzmece” olmak şöyle dursun, Pentagon'un ve CIA'in darbe girişiminde, hiç kuşkusuz, önemli bir rol oynamıştı.

Yaklaşık 5.000 ABD’li havacının bulunduğu, ABD’nin Avrupa’daki en büyük nükleer silah stoğunun depolandığı ve Suriye ile Irak’a karşı ABD önderliğindeki bombardıman harekatının üssü işlevi gören İncirlik Hava Üssü’nün darbenin merkezi olduğu zaten biliniyor.

Darbe girişimi sırasında komplocuların kullandığı Türk savaş uçakları, ABD ordusunun gözlerinin önünde İncirlik'e inip oradan kalktılar. Darbenin başarısızlığa uğrayacağının belli olmasının ardından, üs komutanı Tuğgeneral Bekir Ercan Van ABD’den sığınma talep etti. O ve üsteki diğer darbe yanlısı askerler, belli ki Washington’daki destekçileri tarafından yüzüstü bırakılmalarının ardından tutuklandılar.

Başarısızlığa uğrayan darbenin hemen ardından, Habertürk kanalına konuşan Türkiye Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Süleyman Soylu, doğrudan doğruya, “ABD darbenin arkasındadır” suçlamasında bulunmuştu.

Gerçek şu ki, Washington, Amerika’nın jeostratejik çıkarlarını korumak için Türkiye’deki askeri darbeleri destekleyen uzun ve kanlı bir geçmişe sahiptir. ABD, 1960’ta, ekonomik yardım için yüzünü Moskova’ya dönmesinin ardından dönemin başbakanı Adnan Menderes’e karşı darbeyi desteklemişti. 1980’deki darbe, Türk Hava Kuvvetleri komutanının Washington’daki resmi bir ziyaretten geri dönmesinden sadece saatler sonra başlatılmıştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, darbeyi, Türk hükümetinden önce  açıklamıştı. 

ABD hükümetinin en son darbe girişimine yönelik ilk tepkisi de son derece kuşku uyandırıcıydı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, darbe henüz devam ederken, oldukça genel ifadelerle, “Türkiye’de istikrar ve süreklilik” çağrısında bulunmuştu. Washington, ABD’nin İslamcı cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yönelik 2013'teki askeri darbeyi desteklediği Mısır’da olduğu gibi, demokratik olarak seçilmiş cumhurbaşkanını savunma yönünde hiçbir çağrı yapmamış ve onun kişisel güvenliğine ve hatta can güvenliğine ilişkin hiçbir kaygı dile getirmemişti.

Obama yönetiminin, aslında darbenin başarıya ulaşmasını ve Erdoğan’ı canlı değil ama ölü istediği gerçeği, en açık şekilde Amerikan medyasının tepkisinde ifade edilmektedir. Darbenin başarısızlığının apaçık hale gelmesinin hemen ardından, önde gelen gazeteler, Erdoğan’ı ve hükümetini kınayan ortak bir propaganda kampanyası başlattılar. Sadece birkaç örnek saymak gerekirse: Economist, Türkiye cumhurbaşkanını, “Türk çoğulculuğuna karşı kendi darbesini sahneye koymak”la suçladı; Hill, “başarısız Türk darbesi Putin’e yaradı” diye yakındı ve New York Times, başyazı sayfalarını Gülen’e açtı.

ABD’nin darbeye bulaşmasına ilişkin daha fazla kanıt ortaya çıktıkça, Ankara ile Washington arasındaki ilişki giderek artan oranda sorunlu hale geliyor. Türkiye hükümeti, Salı günü, ABD’ye, Gülen’i derhal iade etmesi için bir başka açık çağrı yayınladı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Al-Jazeera’de yayınlanan bir makalede, “Türk halkı, ABD’nin onu barındırma ısrarı karşısında dehşete kapılıyor” dedi ve iade kararının, ABD ile Türkiye’nin “gelecekteki ilişkilerini şekillendirebileceği” uyarısında bulundu. Andy-Ar araştırma şirketinin yaptığı bir anket, Salı günü, ülkenin yaklaşık üçte ikisinin, darbeyi ABD’nin himaye ettiği vaizin organize ettiğine inandığını gösteriyordu.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır