World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/jun2016/left-j16.shtml

Sahte solcular Almanya’daki Sol Parti’nin önderliğine getirildi

Ulrich Rippert
16 Haziran 2016
İngilizce’den çeviri (14 Haziran 2016)

Avrupa’da kemer sıkma politikalarına yönelik büyüyen toplumsal muhalefet, Almanya'daki Sol Parti’yi krize saplamış durumda. Protestolar, Yunanistan’da, Sol Parti’nin bir uzantısı olan Syriza’ya; Fransa’da, iktidardaki Sosyal Demokratlara karşı yöneliyor. Almanya’da, Sol Parti, Fransız Sosyal Demokratlarının Alman kopyaları (SPD) ile bir koalisyon hükümeti kurmak istiyor.

Sol Parti, Almanya içinde, giderek artan oranda, sol tınılı söylemleri hararetli biçimde seslendiren ama pratikte düzen partilerinden hiçbir farkı olmayan sağcı, burjuva bir parti olarak görülüyor. O, Mart ortasındaki eyalet parlamentosu seçimlerinde, eyalet başbakanlığı makamını kazanmayı en çok umduğu ama aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif’in (AfD) gerisinde kaldığı Saksonya-Anhalt’ta olmak üzere, neredeyse 100.000 oy kaybetti.

Şimdi, Sol Parti içindeki sahte sol gruplar (SAV-Sosyalist Alternatif-, Marx 21, Uluslararası Sosyalist Sol-ISL- vb.) partinin önderliğine yardım için koşuşturuyorlar. Onlar, daha önce, Sol Parti üyeliklerini, onun içinde solcu politikalar da izlenebileceği iddiasıyla meşrulaştırmışlardı. Mayıs sonunda Mageburg’da düzenlenen en son parti kongresinde ise, “Anti-Kapitalist Sol” (AKL) adlı grubun altı destekleyicisi partinin önderliğine seçildi.

Marx 21’den Janine Wissler, partinin dört genel başkan yardımcısından biri. Parti önderliğinde olan Christine Buchholz ise Almanya Federal Meclisi’ndeki savunma komitesinin üyesi.

Parti önderliğinin de üyesi olan Thies Gleiss, ISL'nin üyesi. Bu tükenmiş solcu sinik, 40 yılı aşkın süredir, Pablocu Birleşik Sekreterlik’in bir üyesidir. O, IG Metall sendikasının bir memurudur ve WASG’nin (İş ve Toplumsal Adalet Seçim Alternatifi) kurucu üyesiydi.

SAV'ın üyesi olan Lucy Redler, partinin önderliğine, Magdeburg’daki kongrede yeni seçildi. O, on yıl önce, WASG ile Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) federal düzeyde yakın bir şekilde birlikte çalışıyor ve Sol Parti’yi kurmaya hazırlanıyor olmasına rağmen Berlin Temsilciler Meclisi’nde PDS’ye karşı yarışan WASG’nin önde gelen adayıydı.

PDS, o sırada, zaten beş yıldır Berlin eyalet yönetimindeydi ve SPD ile işbirliği içinde, kapsamlı sosyal kesintiler, özelleştirmeler, kamu sektöründe ücret kesintileri ve işten çıkarmalar gerçekleştirmişti. Redler ve destekçileri, bu politikalara yönelik muhalefeti önceden tutmak amacıyla, seçimlere kendi aday listesiyle katılmıştı.

Seçim, Sol Parti ile SPD senato aracılığıyla toplum karşıtı politikalarını yoğunlaştırıyor olmasına rağmen, SAV’ın 2008’de Sol Parti’ye katılmasından hemen önce gerçekleşmişti. Onlar bunu, o zaman, şu iddiayla gerekçelendirmişlerdi: “Biz, Sol Parti’ye, onun on yıllardır süren bu en derin kapitalist krizden çıkış yolunu göstermekte önemli bir role sahip olduğuna inandığımız için katıldık.”

Gerçekte SAV, Sol Parti’ye, onun bürokratik aygıtını ve sendikalardaki etkisini büyüyen muhalefet karşısında güçlendirmek amacıyla katılmıştı.

Bununla birlikte, Sol Parti'nin içinden bir muhalefet çıkmıştı. Çoğu SAV üyesi zorluk olmaksızın partiye kabul edilirken, partinin önderliği Redler’ın alınmasını o zaman engelledi. Redler, birkaç yıl boyunca yalvarmaya zorlandı ve sonunda Karl Liebknecht Evi’ne (Sol Parti'nin genel merkezi) giriş hakkını elde etmeden önce parti hakem kurulundan bile yardım istedi. Onun şimdi parti önderliğine seçilmesi, Sol Parti’deki krizin düzeyinin ve onun bir sol kılıfa olan acil ihtiyacının belirtisidir.

Redler, seçim sonucuna fazlasıyla minnettardı (delegelerin sadece yüzde 45’inden azının oyunu aldı). SAV, bunun ardından, parti kongresi hakkında, bunun “sola” açık bir “sinyal” vermiş olduğunu iddia eden bir kutlama yazısı yayınladı. O, “delegeler tarafından gönderilen sinyaller önceki parti kongrelerinden açık bir şekilde daha soldaydı” ve “son birkaç yılın sinsi sağa kayışı en azından yavaşlatıldı.” diye belirtti.

Buna karşılık, tam da SAV’ın yazısında sözü edilen olgular, tersini kanıtlamaktadır. Onlar, son birkaç yılın “sinsi sağa kayışı”nın hızlı bir koşu haline gelmiş olduğunu göstermektedir.

SAV’ın, partinin başındaki Riexinger’in çağrısını yaptığı “güçlü uyanış çağrısı”nın gerçekleşmemiş olduğunu itiraf etmek zorunda kalmasının nedeni budur. “Farklı siyasi pozisyonları netleştirmeyi” amaçlayan “bir açık tartışma” yoktu. Bu, “çoğunlukla, dışarıya yönelik birlik görüntüsü verme ihtiyacı eliyle engellenmiş”ti. Bununla birlikte, bu birlik ihtiyacı, yalnızca soldan gelen muhalifleri etkilemişti. Gregor Gysi gibi sağcılar onu umursamadılar. Onlar zaten, kongre başlamadan önce, hükümete katılma yönünde bir yönelim kampanyası başlatmıştılar.

SAV’ın yazısı, birkaç delegenin Gysi’nin rotası ile aralarına mesafe koyma çabasının “SPD ve Yeşiller ile bir hükümete katılmanın kökten reddi” anlamına gelmediğini belirterek devam ediyordu. Bu, “Sahra Wagenknecht’ın yaptığı açıklamalarla (‘Bir koalisyona uygunuz’)” gösterildi.

Gerçekte, kongrenin amacı, Sol Parti’yi hükümete katılmaya hazırlamaktı. Sol Parti, şimdiden, Thürigen eyaletindeki yönetime bir başbakan vermiş durumda ve Brandenburg’da SPD ile birlikte koalisyon hükümetinde yer alıyor. Yeniden seçilen parti başkanı Katja Kipping de, Sol Parti’nin kendisini SPD ve Yeşiller ile bir koalisyona her zamankinden daha açık kılmaya çalıştığını ve iki partiyi ayıran şeylerden çok SPD ile ortaklıklarını vurgulayacağını belirtti.

Bu çabalar, sığınmacılar ve sınır dışı etme politikası üzerine parlamentoda yapılan tartışmanın gösterdiği gibi, sağcı milliyetçi bir siyasi yönelimle bağlantılıdır.

SAV’ın itiraf etmek zorunda kaldığı gibi, kongrede, “Wagenknecht’ın sığınmacılar üzerine siyasi tavırları hakkında neredeyse hiç bir eleştirel açıklama” yoktu. Sol Parti Meclis Grubu'nun başkanı, açıkça, AfD’ninkilerden güçlükle ayırt edilebilen görüşleri desteklemişti. O, diğer şeylerin yanı sıra, sığınmacılara yönelik bir üst sınır ve daha fazla sınır dışı etme talebinde bulundu; “Konaklama hakkını suistimal eden herkes, ceza olarak, konaklama hakkını kaybeder.” dedi.

Lucy Redler, kongredeki konuşmasında, “insanların gece vakti yataklarında çıkarılıp götürülmesi ve aile üyelerinin birbirinden kopartılması” durumunda Sol Partili bir başbakanın bulunduğu Thüringen'de bile oluşacak güven kaybı konusunda bir uyarıda bulundu. Thüringen eyalet başbakanı Susanne Henning-Wellsow, ona şu yanıtı verdi: “Evet, Thüringen insanları sınır dışı etmek zorunda. Bunun insanlarımızı kaygılandırmadığına inanan biri, hata yapmaktadır.” Bununla birlikte, o, federal yasaların uygulanması gerektiğinde; dolayısıyla, sınır dışıların “bir iktidar koalisyonuna girmemenin ya da onu sürdürmemenin” nedeni olmadığında ısrar etti.

Eğer acımasız sınır dışılar bir iktidar koalisyonuna katılmayı reddetmenin nedeni değilse, şiddetli kemer sıkma önlemleri, emeklilik maaşı kesintileri, polisin ve askerin güçlendirilmesi ve savaşa katılma da kabul edilebilir olarak görülecektir. Sol Parti’nin siyasi yöneliminin, SAV’ın ve Marx 21’in sahte sol sözlerle gizleyip örtbas etmeye çalıştığı gerici mantığı budur.

Sol Parti ne denli açık bir şekilde sağa kayarsa, onlar, bu siyasi yönelimin çekimine o kadar fazla kapılıyorlar. Sol Parti’nin en önemli organlarına girmeleri, onların, partinin sağcı, kapitalist siyasi yönelimini bütünüyle desteklediklerini göstermektedir.

Sahte solcuların yönelimi, onların toplumdaki konumlarına denk düşmektedir. Onlar, ayrıcalıklı bir orta ve üst orta sınıf tabakası ile Sol Parti'nin çeşitli şubelerinde ve onun vakıf aygıtında ve sendikalarda kazançlı makamlara ve ayrıcalıklara sahip hali vakti yerinde bir memurlar kastı adına konuşuyorlar. Onlar, kendilerini sınıf mücadelesinin şiddetlenmesi eliyle tehdit edilmiş hissediyor; işçilerin ve gençliğin şu anda Fransa’da yaşanan radikalleşmesinin aynı zamanda kendilerine karşı da yöneldiğini çok iyi biliyorlar.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır