World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/jun2016/pers-j14.shtml

Alman militarizminin Doğu Avrupa'ya dönüşü

Johannes Stern
14 Haziran 2016
İngilizce’den çeviri (11 Haziran 2016)

Alman ordusu (Bundeswehr), açıkça Rusya'ya karşı savaş hazırlığı yapan NATO'nun Doğu Avrupa'daki yığınağında giderek daha belirgin bir rol oynuyor.

Alman savaş istihkam kıtaları, Körfez Savaşı'nın bitmesinden bu yana düzenlenen en büyük NATO tatbikatı olan Anakonda 2016'nın bir parçası olarak, Britanya askerleri ile birlikte, [Polonya'daki] Vistula nehri üzerinde 300 metreden uzun bir yüzergezer köprü inşa etti. Köprünün inşasından kısa süre sonra, ağır silahlı NATO tankları doğuya, Rusya sınırına doğru ilerlediler.

Bundeswehr'in web sitesi, günlerdir, Alman birliklerinin Doğu Avrupa'ya ilerlemesini belgeleyen videolar yayınlıyor. Bu videolar, “Anakonda 2016 Tatbikatı-Minden Öncüleri Vistula yolunda”, “NATO zirvesine giden son düzlükte”, “Dragoon Ride II [Ejderha Gezintisi II] – Baltık'a Ejderha Gezintisi”, “Baltık'a giden konvoyla – Kılıç Darbesi tatbikatları” ve “Howitzerler [kısa namlulu bir top] Baltık'a doğru [ilerliyor] – Aktarma başlıyor” gibi başlıklar taşıyor.

Bu haberler, doğudaki artan Alman varlığına genel bir bakış sağlamaktadır. 295. Topçu Taburu'nun Albay P.'nin komutasındaki 3. Topçu Bataryası, 30 Mayıs'taki “Kalıcı Varlık“ manevralarının bir parçası olarak, tatbikat ve eğitim için Litvanya'da bırakılmıştı. Alman ordusu, “Berlin” savaş destek gemisini, “Sachsen“ fırkateynini ve denizaltıları avlamak üzere tasarlanmış bir deniz devriye gemisi olan P-3C “Orrion”u kapsayan dokuz birlikle, Baltık Denizi'nde sürmekte olan ve 14 ülkeden toplam 45 geminin, 60 uçağın ve 4.000 askerin yer aldığı “BALTOPS“ deniz tatbikatına katılıyor.

Amberg'deki 12. zırhlı taburdan Albay Bumüller adlı birinin “yürüyüş güncesi”, Estonya'ya “Polonya üzerinden kapsamlı kara yürüyüşü” olarak betimlenen ve Bundeswehr'in 16 araçla katıldığı kışkırtıcı “Dragoon Ride II” hakkında genel bir fikir sağlıyor. Medya haberlerine göre, Bundeswehr, yalnızca bu yıl içinde, Doğu Avrupa'ya toplam 5.000 asker gönderiyor.

Alman konuşlandırmasının tarihsel ve siyasi önemi abartılamaz. 22 Haziran, Nazi Almanyası'nın Sovyetler Birliği'ne saldırdığı ve 40 milyon Sovyet yurttaşının yaşamına mal olup bir imha savaşı olarak tüm Doğu Avrupa'da sürdürülmüş Barbarossa Operasyonu'nun 75. yıldönümüne işaret etmektedir. Alman tanklarının ve askerlerinin bir kez daha ezdiği her bir metrekare, Alman emperyalizminin geçmişteki suçlarının karanlık anılarını anımsatmaktadır. Naziler, Sovyetler Birliği'ni istilanın konaklama alanı olarak ilkin Polonya'yı işgal etmiş; ardından, orada imha kamplarını kurmuşlardı.

Almanya, Nazi Almanyası'nın yıkılmasının ve Musevi Soykırımı’nın kapsamının açığa çıkmasının ardından, uzun bir süre askeri kısıtlamaya tabi tutulmuştu. Bu, yirmi beş yıl önce, Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Almanya'nın yeniden birleşmesi ile birlikte değişmeye başladı. Geçtiğimiz iki yıl içinde, Alman egemen sınıfı, süslü savaş öncesi barışsever söylemini bütünüyle terk etti. O, 1941'deki ile açık benzerlikler içeren saldırgan bir dış politikaya dönmüştür.

Die Welt gazetesinde yer alan bir habere göre, Bundeswehr'in içerideki ve dışarıdaki görevler için konuşlandırılmasına izin veren yeni Savunma Resmi Belgesi, Rusya'yı artık bir “ortak” değil, “rakip” olarak tanımlıyor. [Belgeye göre,] Alman hükümetinin yakından ilgilendiği şey, “savaş ile barış arasındaki sınırın hedeflenmiş bulandırılması için melez araçlar”ın kullanımının artması ve “diğer devletlerin altının oyulması”dır.

Bu anlatının gerçeklikle hiçbir ilgisi yoktur. Moskova'nın askeri tavrı ilerici değildir ve savaş tehlikesini arttırmaktadır. Ancak Doğu Avrupa'da saldırgan olan, “devletlerin altını oyan“ ve “savaş ile barış arasındaki sınırı bulandıran”, Rusya değil; Batılı güçlerdir. Washington ve Berlin, 2014 başlarında, Ukrayna'da, Rusya yanlısı Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'e karşı bir darbe örgütlemişti. Almanya, o zamandan beri, sistematik olarak ordusunu güçlendirmek ve saldırıya geçmek için, Rusya'nın ağırlıklı olarak savunmacı tepkisinden yararlanmıştır.

Geçen hafta savunma harcamalarını 130 milyar avro arttırma ve orduya en az 7.000 kişi daha katma yönünde alınan kararlar yalnızca başlangıçtır. Alman hükümetinin açıklanmış hedefi, NATO tarafından talep edildiği gibi, askeri harcamalarını kademeli olarak gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde ikisine çıkartmaktır.

Haftalık Der Spiegel dergisi, Almanya'nın, savunma bütçesini, “hedeflenmiş olan 2024 yılına kadar, yılda beş buçuk milyar avro arttırması“ gerekeceğini tahmin ediyor. “Sonunda, Almanya, kıtadaki açık ara en büyük askeri güç olacak. Bu, Avrupalı komşuların pek hoşuna gitmeyecek.“

Alman saldırganlığı, şimdiki durumda ABD tarafından destekleniyor. New York Times (NYT), daha bir hafta önce, Alman militarizminin geri dönüşüne ilişkin bir övgü yayımladı. O şöyle yazıyor: “[Bu] II. Dünya Savaşı'nın ardından on yıllar aldı ama Berlin'in günümüzdeki müttefikleri ve öyle görünüyor ki bizzat Alman önderler, nihayet, Almanya'nın Avrupa Birliği'nin fiili önderi olarak rolünün askeri bir boyut gerektirdiği düşüncesini giderek daha fazla içlerine sindiriyorlar.” NYT'ye göre, “ABD ve diğerleri (Almanya'nın savunma uzmanlarının çoğu dahil) Almanya'nın kıtanın güvenliği ve deniz ötesine daha kapsamlı konuşlandırmalar için daha fazlasını yapmasını istiyorlar.“

Almanya her ne kadar savunma harcamalarını NATO çerçevesinde arttırıyor ve Doğu Avrupa'ya, Rusya'ya karşı ABD önderliğindeki saldırganlığın bir parçası olarak birlik gönderiyorsa da, Avrasya'nın, Ortadoğu'nun ve Afrika'nın kontrolü uğruna gelecekteki mücadelenin, aynı Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde olduğu gibi, emperyalist devletler arasında şiddetli gerilimlere ve çatışmalara yol açacağından kuşku duyulamaz.

Alman Dış İlişkiler Konseyi'nin Joseph Brami tarafından yazılmış olan ve 17 Mayıs'ta Handelsblatt gazetesi tarafından yayımlanan güncel bir strateji belgesi, ABD'yi, “Roma İmparatorluğu'nun sloganını (böl ve yönet)” izlemekle ve dünyayı “daha kolay kontrol etmek amacıyla” bloklara bölmekle suçluyor. Başyazı, şu taleple bitiyor: “Avrupa, özellikle de önde gelen Avrupalı güç Almanya, kendi yararına, ABD'nin her zamankinden açık düşman konseptine hazır olmalı.”

Mayıs ayı sonunda Die Zeit'a yazan Theo Sommer, “Obama ile Trump'ı ne birleştiriyor?” başlığı altında, Avrupa'daki Amerikan güçlerine veryansın etti. Sommer, “Onların sürekli varlığının başlıca amacı hiç de Avrupa'nın savunusu değil” diye sızlanıyordu. “Onların konuşlanmasının son derece küçük bir kısmı Rusya'yı caydırmaya hizmet ediyor”, geri kalanın amacı, “dünyanın diğer yerlerindeki Amerikan çıkarlarını korumaktır.”

Sommer şöyle devam ediyor: “Amerikalılar, Avrupa'daki kaynak konumlarının, İtalya'daki, İspanya'daki, Almanya'daki ve Türkiye'deki limanların, hava üslerinin, hastanelerin ve komuta merkezlerinin yokluğunda, Ortadoğu'da, Akdeniz’de ve Kuzey Kutbu’nda neredeyse hiçbir operasyon sürdüremezler.” O, benzeri bir durumun Afrika için de geçerli olduğunu ekleyerek, “Amerika'nın Afrika komutanlığının neden Stuttgart'ta olduğunun sorulması” gerektiğini yazıyor.

Liberal haftalık dergi Die Zeit'ın uzun süredir editörlüğünü yapan Sommer ile eskiden ABD Temsilciler Meclisi'nde danışman olan Braml, geleneksel olarak daha Atlantik ötesi bir yönelime sahipti. Onların başyazıları, dünyanın emperyalist yeniden paylaşımı yeni ve tehlikeli bir aşamaya girerken savaş sonrası müttefikler arasında yeniden alttan alta artan şiddetli gerilimlerin bir belirtisidir.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır