World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Trump’ın Süper Salı’sından hangi siyasi sonuçlar çıkarılmalı?

David North
8 Mart 2016
İngilizce’den çeviri (3 Mart 2016)

Süper Salı’nın ardından, Amerika Birleşik Devletleri’nin çok derin bir siyasi krizin eşiğinde olduğunu siyaset kurumu ve medya bile inkar edemiyor. Donald Trump’ın adaylığı, artık, yakın zamana kadar çok sayıda uzmanın yaptığı gibi, sadece tuhaf ve hatta bir nebze eğlendirici bir gösteri olarak reddedilemez. Sonuç belirsiz kalmaya devam ederken, Cumhuriyetçi Parti’nin başkanlık adaylığını kazanmaya en yakın kişi, kişiliği ve söylemi açıkça faşizan bir karaktere sahip olan bir adaydır.

Son birkaç hafta boyunca, Trump’ın Süper Salı’dan Cumhuriyetçi adaylık için önde gelen aday olarak ortaya çıkmaya hazırlandığı giderek daha belirgin hale gelmeye başlarken, kimi eleştirmenleri, onun, partisinin onlarca yıldır yetiştirdiği ırkçı unsurların yarattığı bir “Frankenstein canavarı” olduğunu kabullenmeye başladılar. Bu, tümüyle, Richard Nixon’ın, yurttaşlık hakları hareketine olan kalıcı düşmanlığa başvurmayı hedefleyen Cumhuriyetçi Parti’nin “güney stratejisi”ni başlattığı 1960’lara kadar dayandırılabilir. Ağustos 1980’de, Ronald Reagan, Cumhuriyetçilerin adaylığını kazanmasının hemen ardından, partisinin başkan adayı olarak halkın önündeki ilk kampanya konuşmasının yeri olarak, 16 yıl önce üç insan hakları çalışanının öldürüldüğü Philadelphia, Mississippi’yi seçmişti.

Hiç şüphe yok ki, Cumhuriyetçi Parti’nin ırkçı siyasi kültürü, Trump’ın kariyerinin ve onun şimdiki Müslüman ve İspanyolca konuşan göçmen karşıtlığının gelişmesi için ideal bir ortam sağlamıştır. Bununla birlikte, açık ırkçı çağrılar neredeyse bütün Cumhuriyetçi adayların sermayesi olduğu için, bu, Trump’ın çarpıcı yükselişi olgusunu açıklamamaktadır. 

Trump, mesajını, kendilerini her gün karşılaştıkları sorunlara kayıtsız olan bir siyasi sistem tarafından -oldukça haklı olarak- ihmal edilmiş ve küçümsenmiş hisseden on milyonlarca Amerikalının yoğun öfkesine ve hayal kırıklığına, diğer Cumhuriyetçi adaylardan daha fazla sokmuştur. Herhangi bir sağcı demagogun, milyonlarca umutsuz insanın ekonomik ve sosyal güvensizliğine hitap etmenin siyasi potansiyelinin farkına varması sadece bir an meselesiydi.

Cumhuriyetçilerin ön seçimlerindeki seçmenlerden alınan sandık çıkışı anketleri, Trump’ın destekçileri tarafından onu tanımlamak için kullanılan ifadenin, “O, olanı olduğu gibi söylüyor.” olduğunu ortaya koyuyor. Bu ne anlama geliyor? Oldukça basit: Trump, “Amerika başarısız oluyor.” diye ilan ediyor. Ülkenin durumuna ilişkin bu değerlendirme, Amerika harika gidiyor biçimindeki -başkanın her yılki Birliğin Durumu konuşmasında zorunlu bir alkış taktiği haline gelmiş olan- alışıldık açıklamadan gerçeğe çok daha yakın geliyor.

Trump, yüksek işsizlik, düşük ücretler ve sağlık hizmetlerinin feci durumu hakkında konuşuyor. Onun sorunlara hiçbir çözüme sahip olmaması (ya da yalnızca saçma, gerici ve hatta delice “çözümlere” sahip olması) gerçeği, Trump’ın seçmenlerin ilgilendiği durmak bilmez ekonomik gerilemeye ilişkin bir gerçeği tarif etmekte olduğu algısından daha az şey önem taşıyor. Salı günü yayımlanan bir makalede, Los Angeles Times şöyle yazıyor:

Eyaletlerin ön seçim yoklama verileri, Trump’ın çoğu destekçisinin mali açıdan yetersiz kalmaktan yakındığını doğruluyor. Trump’ın seçmenlerinin çoğunluğu, iş olanaklarını kısıtlayacak şekilde, eğitimlerine lisede son vermişler.

Bu, kısmen, ulusun Büyük Durgunluk’tan beri hiç artmayan gelirlerinin bir yansıması. Beyaz Amerikalıların kişi başına düşen 32.089 dolarlık geliri, 2005’teki seviyeye zar zor yetişiyor. İmalat sektöründeki işlerini sürekli bir şekilde kaybetmiş olan güney eyaletlerindeki ekonomik koşullar, işyerleri değiştiği ve daha yüksek nitelikler ve eğitim düzeyleri talep edilmeye başlandığı için özellikle zorlaştı. Seçimlerin geçtiğimiz ay Trump’a kolay bir zafer sağladığı Güney Carolina’da, kepenklerini indirmiş tekstil atölyelerinin yerini teknoloji yoğun otomotiv imalat tesisleri aldı. Ama ortalama hanehalkı geliri (44.929 dolar), enflasyona göre düzeltilmiş haliyle, durgunluk öncesi zirve olan 2006’daki 50.484 doları hala yakalamış değil.

Aynı Georgia gibi, Salı günü rekor seçmen katılımının beklendiği Tennessee’nin ortalama gelirindeki son zirve, 1999’da, enflasyona göre düzeltilmiş haliyle 51.910 dolarla yaşanmıştı. Tennessee’nin günümüzdeki ortalama geliri, 43.716 dolar.

Trump, hayali bir geçmişi çağırıyor ve “Amerika’yı Yeniden Büyük Yapma”yı vaat ediyor. Amerika yılan yağı satıcılarının atalardan kalma evidir. Mark Twain’in Saçma Sapan Dük’ü, dişlerden tartarı kaldıracağını iddia ettiği bir maddeyi pazarlamıştı. Ne yazık ki, o, diş minesini de yakmıştı.

Trump, kapı kapı dolaşarak, ekonomik ve siyasi mallarını umutsuzlara ve bezginlere satıyor. Onun medyadaki ve siyaset alanındaki eleştirmenlerinin bazıları, işlerinin çoğunun iflas mahkemesinde sonuçlandığının gösterilebilmesi halinde Trump’ın halkın gözünden düşürülebileceğine inanıyorlar. Onlar, fena halde yanılıyorlar. Trump’ın iflaslarının ve sonraki dirilişlerinin öyküsü, sahip oldukları her şeyi kaybetmenin ne demek olduğunu bilenler için tuhaf bir tür umut sunuyor. Eğer Trump, Anka kuşu misali birçok iş başarısızlığının küllerinden doğduysa, başarısının gizli formülünü belki de diğerleriyle ve hatta tüm ülkeyle paylaşabilir. O, “Tüccarlık Sanatı”nı Amerika’nın sorunlarına uygulayacak. Trump, bir ayağı çukurda olanlara mucizeler vaat ediyor.

Trump’ın, iddia ettiği gibi milyarlarca dolarlık servete sahip olup olmadığı bir tartışma konusu. Onun kişisel servetinin tam miktarı ne olursa olsun, sağcı bir gayrimenkul patronunun düşük gelirli beyaz işçilerin önemli bir kesimi içinde destek bulması garip görünüyor. Nüfusun bu azımsanmayacak kesiminin neden sola yakınlaşmadığının sorulması gerekmektedir.

Bu soruya yanıt vermek için Amerika Birleşik Devletleri’nde genellikle “sol” siyaset olarak betimlenen şeyi dikkatle incelemek gerekiyor.

Resmi “sol” politika, en az Cumhuriyetçi Parti kadar (hatta bazı açılardan ondan daha da fazla) Wall Street’in ve ordu-istihbarat stratejistlerinin önemli kesimlerinin siyasi aracı olan Demokratik Parti tarafından oluşturulmaktadır. “İnanabileceğin bir değişim” vaadiyle Beyaz Saray’a giren Obama yönetimi, Bush yönetiminin politikalarını sürdürdü ve genişletti. Onun ekonomik politikaları, bütünüyle Wall Street’i kurtarmaya ve zenginleştirmeye adanmıştı. Onun sosyal girişimciliği, sağlık hizmetlerinin, sigorta sektörünün gücünü büyük çapta genişletmek ve karlarını arttırmak için tasarlanmış şekilde yeniden yapılanmasıydı. Obama yönetimi, suikastları, Amerikan dış politikasının asli bir aracı olarak kurumsallaştırdı ve demokratik haklara yönelik saldırıların çarpıcı bir tırmanışını yönetti.

O halde, Demokratik Parti’nin “solculuğu” neyi içermektedir? Onun “sol” görünümü, orta sınıfın varlıklı kesimlerinin çıkarlarını temsil eden geniş bir siyasi örgütler ve gruplar kuşağı tarafından desteklenen, çeşitli ırk, etnik kimlik, cinsiyet ve cinsel yönelim üzerine odaklanmış kimlik politikalarını kayırması eliyle tanımlanmaktadır. Onlar, servetin, nüfusun en zengin yüzde 10’u içinde daha kabul edilebilir bir bölüşümü dışında, toplumun mevcut ekonomik yapısında herhangi bir önemli değişimle ilgilenmemektedirler.

Bu siyasi çevrenin başlıca özellikleri, halinden memnunluk, sadece kendini düşünme ve en önemlisi, işçi sınıfına yönelik aşağılamadır. Hali vakti yerinde “sol” örgütler (ya da onları daha tam olarak tanımlamak için, “sahte sol”), özellikle, kimlik siyaseti çerçevesi içinde hiçbir yer bulamadıkları beyaz işçi sınıfına yönelik küçümsemelerini bastırmak için çok az çaba harcıyorlar. Amerikan işçilerinin geniş bir bölümü, “gerici” olarak ıskartaya çıkartılmıştır. Onların temel sınıfsal çıkarları (düzgün işler ve güvenli bir işyeri, yaşanılabilir bir gelir, güvenceli bir emeklilik, uygun sağlık hizmetleri, ihlal edilemez demokratik haklar, barış) görmezden gelinmektedir.

Bu sinsi yolla, ırkçılığa karşı mücadele bütünüyle demagojik bir karakter edinmektedir. Gerçek sosyalistler, her zaman, işçiler arasındaki (ister etnik, isterse ulusal veya ırksal karakterde olsun) tüm bölünme biçimlerinin üstesinden, yalnızca, onların kendi ortak sınıf kimliklerinin ve ezilmelerinin altında yatan ekonomik kaynağın bilincine vardıkları ölçüde gelinebileceğinde ısrar etmişlerdir.

Bu, cinsiyet ve cinsel kimlik ile ilişkili diğer ayrımcılık biçimlerine karşı mücadele için de geçerlidir. Sosyalistlerin bu tür önemli demokratik sorunlara yönelik yaklaşımı, onların işçi sınıfının tüm kesimlerinin siyasi seferberliği temelinde kapitalizme karşı mücadele etmeleri gerektiğidir.

Sahte sol örgütlerin bu perspektife düşmanlığa son derece büyüktür; onlar, “Herkesin Hayatı Önemlidir” temel demokratik anlayışının karşısına, “Siyahların Hayatı Önemlidir” sloganının çıkartılması gerektiğini ilan etmiş durumdalar. Bu gerici duruş, Trump’ın ve onun türünün ekmeğine yağ sürmektedir.

Hillary Clinton’ın kampanyasına gelince, iki gerici yönetimin (Bill Clinton ve Barack Obama) bu yozlaşmış eski kurtunu ezilenlerin bir savunucusu olarak tanıtma çabaları, en hafif ifadeyle gülünçtür. Onun başkan adaylığı, kimlik politikasının hilekarlığı için bir anıttır. Onun kocasının yönetimi Glass-Steagall Yasası’nın kaldırılmasını yönetmişti ki bu, 2008 çöküşüne yol açan çürümenin önünü açmıştır. Başkan Clinton, milyonlarca Afrika kökenli Amerikalının yaşam standartlarına yıkıcı bir etkide bulunarak, sosyal güvenlik ödeneklerini temizledi. Hapsedilme oranında çok büyük bir artışa yol açan suç yasası, Clinton yönetiminin desteğiyle geçti.

Durum böyleyken, yüz binlerce insanın ölümüne yol açan Libya istilasını kışkırtan Amerikan politikasının bu Leydi Macbeth’inin seçilmesinin, Amerikan kadınları için bir zafer olacağı ileri sürülüyor! Amerika Birleşik Devletleri’ndeki “sol liberal” politikanın direği The Nation, son sayısında, zengin bir feministin, “Neden Sevinçle ve Özürler Olmadan Hillary Clinton’ı Destekliyorum” başlıklı bir yazısını yayımlamış. Yazar, laf arasında, kızının Clinton kampanyasında maaşlı çalıştığını belirtiyor.

Genel olarak bir sosyalist olarak tanımlanan Senatör Bernie Sanders’ın kampanyası, yaygın destek kazandı ve işçi sınıfının geniş kesimleri içinde kapitalizme bir alternatif yönündeki arzunun varlığını gösterdi. Anketler, anlamlı bir biçimde, Sanders’ın Trump’ın karşısında Clinton’dan çok daha iyi iş yapacağına işaret ediyor.

Bununla birlikte, Sanders, kampanyasını Demokratik Parti içinde yürüterek, kapitalizme yönelik halk muhalefetini bir çıkmaza yönlendiriyor. Onun kampanyası her geçen gün giderek daha muhafazakar bir karakter ediniyor. O, şimdi, kendi sosyalizmini sadece sosyal güvenliğin desteklenmesi olarak tanımlıyor. Onun konuşmalarında, işçi sınıfına yönelik göndermeler, burjuva politikasının katı kurallarına uyacak şekilde, bütünüyle ortadan kaybolmuştur. Sanders, artık, kendisini, “orta sınıfın bir savaşçısı” olarak tanımlıyor.

Sanders, bu şekilde, kapitalizme karşı ve sosyalizm uğruna bağımsız bir işçi sınıfı hareketinin ortaya çıkmasını engellemeyi amaçlamaktadır.

Cumhuriyetçi Parti’nin Kongresi’ne üç ay, Kasım seçimlerine ise daha altı aydan fazla zaman var. Uluslararası politikanın patlayıcı karakteri, aşırı ekonomik istikrarsızlık ve ABD içinde büyüyen toplumsal gerilimler, 2016 seçimlerine yüksek seviyede bir belirsizlik katıyor. Bununla birlikte, Trump olgusu, ciddi bir siyasi uyarıdır. Amerikan politikası çekirdeğine kadar çürümüştür. Trump yarın gözden kaybolsa bile, başka bir faşizan demagogun onun yerini almak üzere ortaya çıkması çok sürmeyecektir. Siyaset sahnesine girmeye hazırlanan, azımsanmayacak savaş deneyimine ve ciddi bir savaş gücüne erişime sahip hoşnutsuz ordu ve polis-istihbarat görevlilerinin sayısı hiç de az değildir.

Amerika Birleşik Devletleri’nde devrimci sosyalist bir işçi sınıfı hareketinin inşa edilmesi, acil bir siyasi görevdir. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin destekçilerini ve okurlarını, siyasi durumdan gerekli sonuçlara çıkarmaya; pasiflikten sıyrılmaya ve Sosyalist Eşitlik Partisi’ni inşa mücadelesine katılmaya çağırıyoruz.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır