World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

AB ve Türkiye sınırları kapatma ve sığınmacıları sınır dışı etme anlaşmasına vardı

Jordan Shilton
22 Mart 2016
İngilizce’den çeviri (19 Mart 2016)

28 Avrupa Birliği (AB) ülkesi hükümet başkanları ile Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu arasındaki Brüksel’deki zirve, Avrupa’nın sınırlarını Ortadoğu’daki ve Kuzey Afrika’daki savaş alanlarından kaçan milyonlarca sığınmacıya sıkı sıkıya kapatmayı hedefleyen bir anlaşma ortaya çıkardı.

İki gün süren görüşmelerin ardından anlaşmayı açıklayan AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, anlaşmanın 20 Mart’tan sonra Yunanistan’a varan sığınmacılara uygulanacağını ilan etti. Ege Denizi üzerinden Yunan adalarına geçen sığınmacılar, Yunanistan’daki saçma sığınma prosedürlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’ye iade edilecekler. Bunun karşılığında, AB, Yunanistan’dan Türkiye’ye geri gönderilen her bir Suriyeli için yasal yollarla bir Suriyeli sığınmacıyı kabul etme sözü verdi. Bu süreç 4 Nisan’da başlayacak.

Türkiye’ye şimdiye kadar teklif edilen 3 milyar avroya ek olarak, AB, 2018’e kadar Ankara’ya 3 milyar avro daha ödemeyi kabul etti. Ayrıca, Türkiye’ye, vatandaşlarının 28 AB ülkesi içinde vizesiz seyahat olasılığı ve Türkiye’nin AB üyeliği üzerine müzakerelerde yeni bir fasıl açılması sunulacak.

Anlaşmanın uluslararası hukuka göre sığınmacıların korunmasını güvence altına almayı hedeflediği iddiası bir sahtekarlıktır. Demokratik hakların ayaklar altına alındığı ve yönetimin siyasi muhaliflerinin ezildiği, düşük seviyeli bir iç savaşın yaşandığı bir ülke olan Türkiye, BM Sığınmacı Sözleşmesi’ni tamamen uygulamadığı halde bir “güvenli ülke” ilan edilecek. Bu, Yunanistan’da biçimsel olarak sunulan sığınma prosedürünü pratikte konu dışı kılıyor, çünkü ilk olarak Türkiye’de sığınma istemeleri gerektiği gerekçesiyle tüm sığınmacılar reddedilebilir.

Dahası, diğerleri, NATO savaş gemilerinin devriye gezdiği ve bu yıl daha şimdiden 300’ü aşkın sığınmacının boğulduğu Ege Denizi’ni yaşamlarını riske atarak geçmeye hazırlansalar da, AB içine yalnızca Suriyeli sığınmacılar kabul edilecek.

Egemen seçkinlerin savaştan ve yoksulluktan kaçan milyonların durumuna ilişkin kayıtsızlığını dışa vuran Almanya Başbakanı Angela Merkel, sığınmacılara yönelik hissiz bir mesajında, “Bu tehlikeli yola çıkanlar kendi yaşamlarını riske attıkları gibi, başarma olasılığına da sahip değiller.” diye belirtti.

Anlaşmanın gerici karakteri, ülkesini geçtiğimiz yıldan beri sınır tel örgüleriyle kapatmış olan Macaristan’ın aşırı sağcı başbakanı Victor Orban’ın bile, anlaşmayı, tek tek AB üyesi devletlere sığınmacıları kabul etmek için hiçbir yükümlülük vermediği için övmesi gerçeğinde ifade edildi.

Türkiye Başbakanı Davutoğlu da, anlaşmayı, “tarihi” diye övdü.

Medyada yer alan haberler bile, anlaşmanın, etkin bir şekilde, sığınma hakkına yönelik her bir yükümlülüğün terk edilmesi anlamına geldiğini kabul ettiler. Associated Press’teki bir haber, AB-Türkiye anlaşmasının, sığınmacı koruyuculuğunu Türkiye’ye “devretme” anlamına geldiğini belirtti. Son anlaşma sadece Ankara’nın “konuyla ilgili” görülen bu yasal standartlara bağlı kalma koşulunu içerdi. Halbuki önceki taslak Türkiye’nin sığınmacılara uluslararası hukuka uygun olarak muamele etmesi talimatını veriyordu.

Yunanistan’a gelen sığınmacılar, Türkiye’ye döndüklerinde, Avrupa’ya yasal olarak gelmelerini fiilen olanaksız kılacak şekilde sıranın sonuna konulacaklar.

Yapılacakların bir göstergesi olarak, Cuma günü, Türk sahil güvenlik botlarının ve helikopterlerinin Yunanistan’ın Midilli adası yolundaki 3.000 sığınmacıyı alıkoymuş olduğu haberleri ortaya çıktı.

Tüm AB hükümetlerince oybirliğiyle kabul edilen anlaşma, temel demokratik sığınma hakkının apaçık bir yadsınmasıdır. II. Dünya Savaşı’nın ve Nazilerin korkunç suçlarının ardından, kapitalist devletler, sığınmacı hakkını uluslararası hukukun temel bir ilkesi olarak belirlemek zorunda kalmışlardı. 1951’de kabul edilen BM Sığınmacı Sözleşmesi, sığınmacılara, yalnızca bir ülkedeki savaş, ayrımcılık ve zulüm nedeniyle sığınma hakkı değil; iş, eğitim ve sosyal hizmet sağlanmasını da garanti ediyordu.

AB, 3 milyona yakın sığınmacının Türkiye’de sıkışıp kaldığı ve Suriye nüfusunun yarısının ya ülke içinde yerinden edildiği ya da başka ülkelere kaçtığı koşullar altında, sadece 72.000 sığınmacı kabul etme sözü verdi. Bu, Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın sözde demokratik ülkelerinin, Nazi zulmünden kaçan Musevi sığınmacıları sembolik bir sayıda kabul ettiği 1930’ların politikalarına dönüştür.

Yunanistan İçişleri Bakanı Panagiotis Kouroumblis, Makedonya sınırındaki Idomeni kampı ile bir Nazi toplama kampını doğrudan karşılaştırdı. Sığınmacıları alıkoymak için asker konuşlandıran ve Avrupa’nın bekçisi olarak işlev gören Atina’daki Syriza önderliğindeki hükümetin üyesi Kouroumblis, “Bu, kapalı sınırlar mantığının sonucu olarak, modern bir Dachau’dur.” dedi. [Dachau, Nazilerin açtığı ilk toplama kampıydı. – ç.n.]

Nihai anlaşma, anlamlı bir biçimde, 72.000 sığınmacı sayısına varıldığında, “bir giriş, bir çıkış” mekanizmasının durdurulacağı ve artık Türkiye’den AB’ye sığınmacı kabul edilmeyeceği koşulunu içerdi.

2008’de, küresel mali sistem çöküşün sınırına dayandığında, faaliyetleri dünya ekonomisini çöküşün eşiğine getiren bankaları ve yatırımcıları kurtarmak için hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Ama milyonlarca çaresiz sığınmacının temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak söz konusu olduğunda, hiçbir kaynak mevcut değildir.

Bugün Avrupa sınırlarında yolları kesilmiş olan sığınmacı kitlelerine yaratılan feci koşullar, bizzat emperyalist devletlerin eylemlerinin ürünüdür. En öne çıkan örnekler olarak, NATO’nun 1999’daki Yugoslavya bombardımanı, 11 Eylül’ün ardından Afganistan’ın işgali, 2003’te Irak’a karşı saldırganlık savaşı, 2011’de Libya’da Kaddafi rejimini devirmek için NATO önderliğindeki hava savaşı ve Şam’da Esad rejimini devirmek için süregiden rejim değişikliği operasyonu, bütün bu toplumların mahvolmasıyla sonuçlanmıştır. Yüz binlerce insan katledilmiş, milyonlarcası evlerini terk etmeye zorlanmıştır.

Sığınmacıların Avrupa’ya ulaşmasının engellenmesi için Türkiye’ye bel bağlanması, sığınmacıların son derece çaresiz bir şekilde kaçmaya çalıştıkları savaş alanlarına geri gönderilmeleri anlamına gelecek. Ankara, Türk ordusunun yüzlerce ölüme yol açan bir dizi askeri operasyon başlattığı ülkenin güneydoğusundaki Kürt ayrılıkçılarla bir çatışmanın ortasında bulunuyor. Hükümeti eleştiren bir yayın olan Zaman gazetesini bastıran İslamcı hükümet, aynı zamanda gazetecilere ve medyaya yönelik baskıyı arttırmış durumda.

Savaştan kaçan milyonlarca insanı caydırma üzerine anlaşma, kamuya yönelik görüş birliği görüntüsüne rağmen, bizzat AB içinde devam eden derin farklılıklar olgusunu gizleyemez. En son olarak Avusturya’nın ve onun Balkan komşularının tek taraflı olarak sınır kontrolleri uygulama kararıyla görülen sığınmacıları içeri sokmamak için sınırların kapatılması, AB’yi paramparça etmekle tehdit etti.

Die Welt’e göre, anlaşma, Almanya Başbakanı Angela Merkel için “büyük bir başarı” idi. Merkel, krize yönelik bir “Avrupa çözümü” yönündeki talebini somutlaştırdığı için anlaşmayı açıkça övdü. Bu çağrının sığınmacılara yardım etme isteğiyle hiçbir alakası yoktur ama Alman büyük sermayesinin son yirmi yıldır ana faydalanıcısı olduğu Schengen bölgesi içindeki serbest dolaşımın çökmesini önleme yönündeki çıkarlarına derinden bağlıdır.

Fransa, kendi adına, Türkiye’ye verilen tavizleri daha az destekleyici konumda. Reuters’e göre, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Cuma günü, TC vatandaşları için AB içinde seyahate ilişkin vize kısıtlamalarının kaldırılmasının uygulamaya konmasından önce Ankara’nın 72 şartın tamamını yerine getirmesi gerekeceğini vurguladı.

Avrupa işçi sınıfı içinde, AB sınırlarının kapatılmasına ve onu çevreleyen sularda NATO savaş gemilerinin devriye gezmesine yönelik derin bir muhalefet söz konusu. Alman Die Welt gazetesi, Cuma günü, medyanın ve düzen partilerinin aralıksız sağcı propagandasına rağmen, anlamlı bir şekilde, katılımcılarının yüzde 51’inin Idomeni sınırının açılmasından yana olduğunu gösteren bir anketin sonuçlarını yayınladı.

Ancak sığınmacılara yönelik emekçiler arasındaki yaygın sempatinin siyaset kurumu içinde hiçbir yansıması bulunmuyor. Sözde “sol”, sığınmacı karşıtı politikayla bütünüyle hemfikir. Almanya’da Sol Parti, Türkiye ile anlaşmada somutluk kazanan Merkel’in politikasını destekliyor. Yunanistan’da Alexis Tsipras’ın Syriza hükümeti, Avrupa Kalesi’ni savunmak için Davutoğlu’yla birlik olmuş durumda.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır