World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/mar2016/summ-m09.shtml

Fransa-Britanya ve Fransa-Almanya zirvelerinde gerilimler yükseldi

Francis Dubois
9 Mart 2016
İngilizce’den çeviri (7 Mart 2016)

Hem Amiens’teki 3 Mart Fransa-Britanya zirvesi hem de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ile Almanya Başbakanı Angela Merkel arasındaki 4 Mart toplantısı, Avrupalı büyük emperyalist güçler arasında yükselen derin gerilimleri açıkça ortaya çıkarıyor.

Dışişleri ve savunma bakanları ile birlikte, Hollande ile Başbakan David Cameron arasındaki “34. Fransa-Britanya toplantısı”, geniş bir sembolizme ve sonuçlara sahipti. Toplantı, I. Dünya Savaşı sırasında Almanya’ya karşı en ölümcül saldırılardan biri olan Somme Muharebesi’ni anma töreniyle bağlantılıydı ve savaşın Fransız-Britanyalı “kurbanları”na vurgu yapıldı.

Törenlerde Alman hükümetinin herhangi bir temsilcisinin bulunmaması ve Fransa-Britanya güçleriyle aynı düzeydeki yarım milyonluk Alman kaybına resmi açıklamalarda hiçbir gönderme yapılmaması çarpıcıydı. Hollande, Amiens müzesindeki basın toplantısında, “Britanya Milletler Topluluğu’nun, ülkemizi savunmak ve özgürlüğümüzü korumak için ağır bir bedel ödediğini, ağır bir kayıp verdiğini vurgulamak istiyorum. Yine, ölenlerin anısını selamlamak istiyorum.” dedi.

Zirve, esas olarak, Fransa ile Britanya arasındaki askeri bağların pekiştirilmesine odaklandı. İki ülke yetkilileri, özellikle askeri işbirliğini vurguladılar ve bu alanda bir dizi önlem üzerine karar aldılar.

Ortak açıklama, “Fransa ve Büyük Britanya, Avrupa’daki güvenliğin ana garantörleridir ve Avrupa savunmasındaki ana yatırımcılardır. Stratejik savunma ortaklığımız, bize dünya çapındaki ortak hedeflerimize erişme imkanı vermesi için gereklidir.” diye belirtti.

Askeri işbirliği üzerine belirli önlemleri içeren “güvenlik ve savunma” üzerine ortak bir açıklama, “eşi görülmemiş bir tutku” olarak adlandırdığı, Fransa ile Britanya arasındaki 2010 Lancaster House antlaşmasının önemini tekrar teyit etti. Açıklama, “zaten zengin olan ikili savunma ilişkileri, pekiştirilmiştir. … Bizler, 2016’da bu ilişkilerin yeni bir aşaması için uğraşma konusunda kararlıyız.” diye ekliyor.

Bu önlemler, 2 milyar poundluk askeri bir insansız hava aracı geliştirme programı dahil, ortak silah sistemlerinin hızlandırılmış geliştirilmesini kapsıyor. Bir diğer proje, ilk operasyonunu önümüzdeki ay Büyük Britanya’da gerçekleştirecek olan 7.000 kişilik ortak bir yurtdışı sefer gücünün oluşturulmasıdır.

Açıklama, “Birlikte çalışabilirliğin görülmemiş bir seviyesine erişmiş durumdayız. Fransa ve Britanya, şu andan itibaren, her iki ülkenin acil müdahale güçleri ile bir ilk konuşlanmayı planlama ve gerçekleştirme üzerine düşünebilirler.” diye ilan etti. Açıklamada, ayrıca, iki ülkenin nükleer güçlerinin bağımsız ve ortak rolü vurgulandı ve “Fransa ve Britanya, nükleer caydırıcılığın kendilerinin ayrı ayrı savunma stratejilerinde oynamaya devam ettiği tek ve asli rolü yeniden teyit eder.” diye belirtildi.

İki ülke, nükleer konusunda, Britanya’nın batı kıyısındaki Hinkley Point’te iki nükleer reaktörün yakında inşa edileceğini duyurdular.

Fransa-Britanya uzlaşması, Paris ile Berlin arasındaki gerilimlerde bir kabarmanın ortasında meydana gelmektedir. Bunlar, Fransa Başbakanı Manuel Valls’in Merkel’in sığınmacı politikasına alenen saldırdığı geçtiğimiz ayki Münih Güvenlik Konferansı’nda açıkça ortaya çıkmıştı.

Almanya’nın katılmayı reddettiği Libya’daki 2011 NATO savaşından bu yana, Berlin’in dış ve askeri politikası radikal bir şekilde değişmiş durumda. Almanya’nın liderleri, 2014 başında, saldırgan bir dış politikayı ve “askeri kısıtlama”nın sonunu ilan ettiler. O zamandan beri, Almanya’nın Avrupalı rakipleri arasında geniş korkular tetikleyecek şekilde, bir büyük güç jeopolitiği ve yeniden silahlanma politikası başlatmış durumdalar. Almanya, gitgide, Afrika ile Suriye’dekileri kapsayan çok sayıda çatışmada aktif bir rol üstleniyor ve NATO içinde artan oranda önemli rol oynuyor.

Fransız ve Britanya emperyalizminin liderleri dehşete kapılmış durumdalar ve ortak bir ittifak ihtiyacı hissediyorlar. Bölgesel gazete Courrier Picard’ın, Amiens zirvesinin ardından, I. Dünya Savaşı döneminde Almanya’ya karşı Fransa-Britanya ittifakını kast ederek, “Dostluk antlaşması Somme’de diriltildi” başlıklı makalesinde ifade ettiği şey budur.

Fransa ve Britanya emperyalizmleri arasındaki temel rekabet varlığını sürdürmektedir. Cameron, Brexit üzerine bir referandum teklifi verip Britanya’nın Avrupa Birliği’nde (AB) kalması için imtiyazlar talep ettiğinde, açık bir şekilde Paris’te düşmanca tepkilere sebep oldu. Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, onu, “Avrupa alakartı” istemekle suçladı. Ekonomi Bakanı Emmanuel Macron, zirve öncesinde, provokatif bir şekilde, Britanya’nın AB’den çıkması halinde, şu anda Londra’da bulunan ama ortak Avrupa piyasasına erişim ihtiyacı duyan mali şirketlerin önüne Paris’te “kırmızı halı sereceği”ni ilan etti.

Merkel ile Hollande arasındaki 4 Mart Paris toplantısı, iki hükümet arasındaki ilişkilerin sıkıntı yüklü durumunu açığa vurdu. Merkel, Paris’e, sığınmacı politikasına Fransa’nın desteğini kazanmaya çalışmak için gitmişti. Onun sığınmacı politikası, AB’nin dış sınırlarının sımsıkı kapatılmasından, Türkiye’nin sığınmacıları alıkoymasından ve AB ülkeleri arasında sığınmacıları dağıtmak için kalıcı bir kota sisteminden oluşuyor.

Valls’in Münih’teki yorumunu tekrarlayan Hollande, Fransa’nın daha önce 30.000 sığınmacıyı karşılamayı kabul etmiş olduğunu yinelemekle yetindi. O, yalnızca, NATO’nun Almanya önderliğinde Ege Denizi’ndeki sığınmacıları izleme ve geri döndürme operasyonuna bir savaş gemisi ile katkıda bulunmayı önerdi.

Toplantının ardından, Wirtschaftnachrichten, “Başbakan Merkel, kendi sığınmacı politikasında ağır bir yenilgiyi sineye çekme zorunda kalmıştır.” diye ilan ederken, Sueddeutsche Zeitung gazetesi, “Hollande’ın, Merkel’in uzun vadede sığınmacıları Türkiye’den alma planından yana olacağı yönündeki Alman umutları, boşunaydı.” diye yazdı.

Çok sayıda yorumcu, iki ülke arasındaki ilişkilerin, Paris ile Berlin arasındaki artan gerilimler eliyle kalıcı bir zarara uğramış olduğunu tahmin ediyor. Zeit online, “Sığınmacı zirvesi öncesinde, hiçbir şey, derin anlaşmazlıkların var olduğu gerçeğini gizleyemezdi.” diye yazdı. Alman hükümeti, Münih konferansının ardından, Fransız-Alman ilişkilerinde bir normalleşme görüntüsünü sürdürme girişimi içinde, “Valls, Merkel’in muhatabı değil.” diye açıklama yapmıştı.

Le Monde gazetesi, zirvenin başarısızlığına, “Peki, Fransa nerede? Sığınmacı krizi Avrupa’nın varlığını tehdit eden bir kabusa dönüşürken, Almanya’nın önde gelen siyasi ortağının sesini duyulur kılmak için neden harekete geçmiyor?” diye yazarak tepki gösterdi.

Artık, Avrupalı emperyalist devletler arasında muazzam gerilimler yaratan kapitalizmin devasa siyasi ve ekonomik krizinin, bir kez daha, onlar arasında, bizzat Avrupa’dakileri kapsayan askeri çatışmaları gündeme getirdiği açıktır. Almanya daha önce 20. yüzyılda iki kez bir dünya gücü haline gelmek için Avrupa’yı fethetmeye çalışmasına yol açmış olan çözümsüz çelişkilere tepki verirken, Fransa ile Britanya, ekonomik olarak baskın ve askeri olarak giderek artan oranda güçlü rakiplerine [Almanya’ya] karşı ittifak kurma eğilimine giriyorlar.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır