World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Avusturya cumhurbaşkanlığı seçiminin dersleri

Peter Schwarz
26 Mayıs 2016
İngilizce’den çeviri (24 Mayıs 2016)

72 yaşındaki ekonomi profesörü Alexander Van der Bellen, Avusturya cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 50,3 oyla kazandı. Aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi’nden (FPÖ) Norbert Hofer, oyların yüzde 49,7’sini aldı.

Van der Bellen resmi olarak bağımsız aday olarak seçime katılmıştı, ancak o, 1997-2008 yılları arasında önderliğini yaptığı Yeşiller’e yakın. Pazar akşamı, o, sadece yüzde 48 oyla, Hofer’in gerisinde gidiyordu. Ancak Van der Bellen, seçimi, posta ile gönderilen oyların sayılmasının ardından, kullanılan 4,4 milyon oyun 31.000’lik ufak bir çoğunluğuyla kazanarak öne geçti.

Bu, 1945’ten bu yana ilk kez, aşırı sağcı bir politikacının bir Batı Avrupa devletinde en üst makama gelmesini önlemeye kıl payı yetti. Ama yine de, Avusturya seçimleri Avrupa için bir dönüm noktasıdır. Hofer’in yenilgisi, Avusturya ve Avrupa politikasındaki sağa dönüşü durdurmayacak. Aksine, eski siyasi seçkinlerin büyük bölümünü, kentli üst orta sınıf kesimleri ve neredeyse tüm sahte sol örgütleri arkasında bir araya getirmiş olan Van der Bellen’in cumhurbaşkanlığını üstlenmesi, aşırı sağa bir itici güç sağlayan koşulları yoğunlaştırıyor.

Kamuoyu yoklamalarına göre, Avusturyalıların yüzde 80’i hükümetten, düzen partilerinden ve ülkenin siyasi sisteminden memnun değil. Onların bir kısmı, bir aşırı sağcının seçilmesini önlemek amacıyla gönülsüz bir şekilde Van der Bellen’e oy verdi. Ama Avusturya toplumunun en yoksul ve en ezilen kesimleri, kendisine eski seçkinlerin karşıtı süsü veren Hofer’a oy verdi. Bir bilim insanının belirttiği üzere, öfkeliler Hofer’a, hayal kırıklığına uğramış olanlar Van der Bellen’e oy verdi.

Aşırı sağcı adayın yalnızca geri kalmış, kırsal alanlarda değil ama aynı zamanda sosyal demokrasinin eski kalelerinde ve nüfusun düşük eğitimli ve düşük gelirli kesimleri arasında da ortalamanın üstünde oy toplamış olması çarpıcı. Bunun nedeni, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPÖ), sendikaların ve onların yörüngesine yerleşmiş olan sahte sol örgütlerin rolünde yatmaktadır.

Sahte sol gruplar, daha da sağa kayarlarken, onlarca yıl sınıf mücadelesini bastırmışlardır. Onlar, işlere, sosyal ve demokratik haklara yönelik saldırılarda, sığınmacılara yönelik cadı avında, içeride devletin, dışarıda ordunun yetkilerinin arttırılmasında başlıca bir rol oynuyorlar. Bu, en azından başlangıçta, FPÖ gibi aşırı sağcı örgütlere, eski seçkinlere karşı öfkeyi gerici bir kanala akıtma olanağı sağlamıştır.

Bu, Sosyal Demokrasi’nin yalnızca bazı İskandinav ülkeleri ve Almanya ile karşılaştırılabilir olan uzun ve etkili bir tarihe sahip olduğu Avusturya’da özellikle belirginleşen, uluslararası bir olgudur.

SPÖ, ülkenin en eski siyasi partisidir. Onun kökleri 19. yüzyıla kadar uzanır ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi’ninkiler (SPD) ile yakından bağlantılıdır. SPÖ, aynı SPD gibi, 1914’te enternasyonalist programına ihanet etmiş ve Birinci Dünya Savaşı’nı desteklemişti. Savaştaki yenilginin ve Habsburg monarşisinin yıkılmasının ardından, “Kızıl Viyana”, sosyal demokrat bir kentin simgesi haline gelmişti. Avusturya başkentinin her beş sakininden biri, toplu konut inşasından, eğitim ve sağlık hizmetlerinin kurulmasına ve toplu serbest zaman aktivitelerinin örgütlenmesine kadar, çok sayıda reformist projeyi uygulamış olan SPÖ’nün üyelik kartını taşıyordu.

Otto Bauer'in, Max Adler'in ve Rudolf Hilferding’in Marksist ifadelerle süslenmiş “Avusturya-Marksizmi”, burjuva egemenliğini savunuyordu. Lev Troçki, 1929’da, “Avusturya-Marksizmi, konuşmalarda ve yazılarda burjuvaziyi teşhir ederken,” işçilerin, “kendi sınıf düşmanlarına karşı ayaklanmalarını” önledi, diye yazıyordu. Avusturya-Marksizminin, faşizmin yükselişine karşı aciz olduğu kanıtlandı.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan ekonomik toparlanma, Avusturya sosyal demokrasisine ikinci bir itici güç sağladı. SPÖ, 1945-2000 yılları arasında, sadece dört yıllık bir kesintiyle, bütün federal hükümetlerde yer aldı. 1970’ten 2000’e ve 2007’den bugüne kadar, Avusturya’nın başbakanı bir Sosyal Demokrat’tı.

Onun etkisi, Avusturya, Almanya ve İsveç hükümetlerinin başındaki Bruno Kreisky, Willy Brandt ve Olof Palme’nin sosyal demokrasinin etkisini uluslararası ölçekte genişleten bir üçlü erk oluşturduğu 1970’lerin başlarında doruk noktasına ulaşmıştı (bu etki, faşist diktatörlüklerin çöktüğü İspanya ve Portekiz'de özellikle dikkat çekiciydi).

Sosyal Demokrat reformist politikalar işçileri ve gençliği kendine çekerken, Kreisky'nin, Brandt'ın ve Palme’nin gerçek görevi, 1968 ve 1975 yılları arasında Avrupa’nın ve dünyanın büyük kısmını saran protesto, grev, ayaklanma ve ulusal kurtuluş mücadelelerini kontrol altına almaktı.

O zamandan beri, Sosyal Demokrasi, işçi sınıfına yönelik saldırıların başını çekmiştir. Tony Blair’ın Yeni İşçi Partisi, Gerhard Schröder’in Gündem 2010’u ve François Hollande’ın son iş yasası, bankalar ve şirketler yararına sınıf savaşının somut örnekleri haline gelmiştir. Avusturya’da, SPÖ, cumhurbaşkanlığı seçimindeki ezici yenilgiye (onun adayı ilk turda sadece yüzde 11 oy alarak elenmişti), kemer sıkmayı hızlandırma sözü vermiş olan federal demiryolları CEO’su Christian Kern’i başbakan olarak atayarak karşılık verdi.

Cumhurbaşkanı olarak Van der Bellen, Kern ile yakın bir şekilde çalışacak. O, bunu, aşırı sağın önümüzdeki genel seçimleri kazanması halinde, bir FPÖ hükümeti ile de yapacaktır.

Avusturya’daki ve dünya genelindeki en acil sorun, kitlesel öfkeye ve düzen partilerine yönelik kızgınlığa ilerici, enternasyonalist ve sosyalist bir perspektif sağlamak amacıyla işçi sınıfının yeni bir partisini inşa etmektir.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır