World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/may2016/fran-m17.shtml

Fransız iş yasasına karşı mücadele için yeni bir strateji gerekiyor

Alex Lantier
17 Mayıs 2016
İngilizce’den çeviri (13 Mayıs 2016)

Fransa’daki Sosyalist Parti (PS) hükümeti, Perşembe günü, anayasanın 49-3 maddesinin verdiği anti-demokratik yetkileri kullanarak, bir meclis oylaması olmaksızın iş yasasını uygulamaya koydu. Yasanın, işçilerin ve gençliğin iki aydır süren kitlesel protestolarına ve Fransa nüfusunun dörtte üçünün karşı çıkmasına rağmen uygulamaya konması, siyasi bir dönüm noktasına işaret etmektedir. Bu, Fransa’da ve Avrupa genelinde kemer sıkmaya karşı mücadelede yeni bir evreyi başlatmaktadır.

Yasaya karşı seferberlik, PS bağlantılı öğrenci ve işçi sendikalarının protesto çağrıları yapmaya başladığı Mart ayında başlamıştı. Bu gruplar 2012’de PS'nin cumhurbaşkanı adayı François Hollande’ın seçilmesini desteklediler ve o göreve geldikten sonra, onun kemer sıkma önlemlerine yönelik hiçbir muhalefet örgütlemediler. Bununla birlikte, onlar, Almanya’da Hartz IV yasaları eliyle yaratılan türde sömürü koşullarının getirilmesine yönelik Fransa’daki derin muhalefeti hissediyorlardı. Fransa Çalışma bakanının adıyla anılan El Khomri yasası, çalışma süresini arttırıyor, iş güvencesini yok ediyor ve sendikalara İş Kanunu’nu ihlal edecek şekilde toplu sözleşme görüşmeleri yapma izni veriyor.

Bu yanıt [protesto gösterileri], nüfusun -özellikle lise ve üniversite gençliği arasında- yaygın bir radikalleşmesini açığa vurdu. 2008 Wall Street çöküşünden sonraki kapitalist bunalım döneminde yetişmiş olan Avrupa çapındaki işçi sınıfı gençliği kuşağı, sosyal ve ekonomik sistem ile giderek daha doğrudan çatışmaya giriyor. Sendikalar, temkinli bir şekilde, işçi kesimlerini gençlik protestolarını desteklemeye çağırdıklarında, bir milyonu aşkın insan sokaklara dökülmüştü.

Giderek zayıflayan ve yalıtılan PS, Fransa'daki olağanüstü hal koşulları altında seferber edilmiş çevik kuvvet birlikleri eliyle protestoculara yönelik gözü dönmüş baskıları devreye sokarak tepki gösterdi. Ancak bunlar gösterileri durdurmakta başarısız oldu ve PS, önlemleri yürürlüğe koyma yönünde bankalardan ve AB’den gelen artan basınç altında, yasayı oylamaya getirdi.

Fransa Ulusal Meclisi’ndeki partilerin tamamı kemer sıkmayı destekliyor olmasına rağmen, Başbakan Manuel Valls, yasaya oy verme cesaretine sahip bir milletvekilleri çoğunluğunu bir araya getiremedi. Sonunda, milletvekillerini eğer yasayı engellemek istiyorlarsa hükümeti düşürmek için bir güvensizlik önergesi vermeye zorlayan Valls, yasayı zorla geçirmek için -geçtiğimiz yıl Ekonomi Bakanı Emmanuel Macron’un devlet kontrollerinin/düzenlemelerin azaltılması yasasını dayatmak için kullanmış olduğu- 49-3 maddesine başvurdu.

Sol Cephe ve Yeni Anti-Kapitalist Parti (NSA) gibi sahte sol gruplara yakın olan ve partinin kemer sıkma programına yönelik kimi etkisiz eleştiriler yapmış olan PS’nin “asi” adlı hizbi, güvensizlik önergesinin geçmesini desteklemek zorunda kalacaktı. Güvensizlik önergesinin geçmesinin sağcı Cumhuriyetçiler’i (LR) daha da acımasız bir kemer sıkma programı üzerinde iktidara getireceğini savunan “asi” hizbi, El Khomri yasasının geçmesine yol açacak şekilde gensoruya karşı oy verdi.

Bu gerici yasanın geçmesi, işçiler ve gençlik için, bankaların Avrupa çapındaki saldırısının nasıl durdurulabileceğine ilişkin temel siyasi sonuçları çıkarmak üzere fırsat olmalıdır.

İşçi sınıfı, uluslararası ölçekte son derece önemli siyasi deneyimlerden geçiyor. Fransa’da bu hafta düzenlenen protestolar, Yunanistan’daki işçi kitleleri AB'nin kemer sıkma programını sona erdirme yönündeki önceki sözlerine bütünüyle ihanet etmiş olan Syriza hükümeti tarafından uygulamaya konulan emeklilik maaşı kesintilerine ve AB destekli kemer sıkma önlemlerine karşı iki günlük greve giderken gerçekleşti.

Fransa, Yunanistan ve tüm Avrupa ülkeleri gibi, burjuva egemenliğinin derin krizinin pençesindedir. Tırmanan bir ekonomik krizle karşı karşıya olan ve başlıca Avrupalı güçler bir silahlanma yarışına girdiği için daha fazla askeri harcamalar yönünde bastıran egemen sınıf, hiçbir taviz vermeme niyetinde. PS, Yunanistan’ın sosyal demokrat PASOK partisinin izlemiş olduğu seçmenlere yönelik kayıtsızlık yolunu tutarken, yasaları, artan genel öfkeyi küçümseyerek geçirmektedir.

Bu krizden, mevcut devlet kurumları üzerinden hiçbir çıkış yoktur. PS’nin siyaset kurumu içindeki alternatifleri, favori adayı Alain Juppé'nin şimdi çalışma süresini uzatan ve şirket vergilerini azaltan bir serbest piyasa gündemi geliştirdiği LR ile neo-faşist Ulusal Cephe’dir (FN). Her iki parti de, seçilmeleri durumunda, işçilere ve gençliğe yönelik saldırıları yoğunlaştıracaktır.

Sınıf mücadelesinin 1968 genel grevinden sonraki yıllarda PS’nin kurulmasından bu yana onlar üzerinden yönlendirildiği kurumlara gelince; onların bütünüyle iflas etmiş oldukları kanıtlanmıştır. Kadroları büyük ölçüde, Syriza’nın müttefikleri ve ayrıca 2012’de Hollande’a oy verme çağrısı yapmış olan NPA’ya ve Sol Cephe’ye yakın güçler tarafından sağlanmış #UpAllNight hareketinin kent meydanlarını işgali, bir çıkmaz sokaktır. Onlar, ekonomik ulusalcılığı yükselterek, Avrupa genelindeki işçilerin kemer sıkma politikalarına karşı mücadelede birleşmesinin önünü kesiyorlar.

Stalinist Genel İşçi Konfederasyonu’nun başı çektiği sendikalar, işçi sınıfının PS hükümetine karşı siyasi bir mücadelede seferber olmasına karşı çıkıyor. CGT Başkanı Philippe Martinez, “Genel grev gerçekte hiçbir anlam ifade etmiyor. CGT, 1968’de bile genel grev çağrısı yapmadı.” diyerek, dün yasanın geçmesinin ardından protestocular arasından yükselen genel grev çağrılarıyla alay etti.

Gerçekte, eğer işçi sınıfı Hollande yönetimini devirmek için daha önce müdahale etmediyse, bu, her şeyden önce, gerici bir burjuva partisi olan PS’yi 1968’den beri neredeyse yarım yüzyıldır destekleyen bu örgütlerin rolünden kaynaklanmaktadır.

Fransa’nın ve Avrupa’nın karşı karşıya olduğu tırmanan kriz, PS’ye ve onun siyasi uydularına “sol”a doğru baskı yapmaya yönelik bir girişimle çözülemez. O, Fransa’da 1936’da ya da 1968’de olduğu gibi, patlayıcı bir genel grev deneyimiyle dahi çözülmeyecektir. Kapitalizmin nesnel krizi ile Avrupa ve uluslararası işçi sınıfı içinde yükselen öfke, gerçekte genel grevlerin ve kitlesel işçi mücadelelerinin patlamasını hazırlamaktadır.

Fransa egemen sınıfının El Khomri yasası karşıtı protestolara yönelik otoriter yanıtının açıkça ortaya koyduğu üzere, bu tür mücadeleler, yalnızca, Fransa’daki ve Avrupa genelindeki hükümetler ile devrimci bir çatışmanın zeminini hazırlayacaktır. İşçilerin ve gençliğin siyasi olarak en bilinçli ve ileri kesimleri, sadece patlayacak olan kitle mücadelelerine değil ama sosyalist devrime hazırlanmalıdır.

Bu, işçi sınıfının, Fransa’da ve uluslararası ölçekte karşı karşıya olduğu en yakıcı sorunu gündeme getiriyor: devrimci önderlik krizi ve Troçkist partilerin inşasının gerekliliği. El Khomri yasasına karşı mücadele, hiçbir düzen partisinin, işçi sınıfı içinde tüm siyasi yapıya karşı gelişmekte olan patlayıcı öfkeyi temsil edemeyeceği ya da bunu istemediği gerçeğini bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermiştir.

Sosyalizmin PS ile onun Stalinist ve NPA gibi sahte sol siyasi uyduları tarafından temsil edildiği yönündeki sahtekarlık, günbegün giderek daha fazla teşhir olmuştur. İşçilerin radikalleşmesi ve on yıllardır Fransız “solu” olarak piyasaya sürülmüş olan şeyin gözden düşmesi, sosyalizm uğruna gerçek bir mücadelenin; yani, uluslararası işçi sınıfının toplumsal eşitlik uğruna devrimci mücadelesinin koşullarını yaratıyor. Bu koşullar altında, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi, Avrupa Birleşik Sosyalist Devletleri uğruna mücadele etmek için kıta çapında şubelerini inşa ediyor.

http://www.wsws.org/en/articles/2016/05/13/fran-m13.html



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır