World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

Britanya, Bratislava zirvesinde Avrupa askeri birliği planlarına saldırdı

Johannes Stern ve Alex Lantier
1 Ekim 2016
İngilizce’den çeviri (28 Eylül 2016)

Britanya Savunma Bakanı Michael Fallon, Salı günü, Avrupa Birliği savunma bakanlarının Bratislava’daki gayri resmi toplantısında, bir Avrupa askeri birliği ve olası bir Avrupa ordusu yaratılması yönündeki Almanya-Fransa planlarını kınadı.

Fallon, gazetecilere, “Tek bir düzenli kuvvet… görmek isteyen üye devletler söz konusu. Bu, bana, bir Avrupa ordusu gibi geliyor ve biz buna karşı çıkacağız.” dedi ve ekledi: “NATO, savunmamızın ve Avrupa’nın savunmasının temel taşı olarak kalmalı.”

Fallon, Avrupa’yı Rusya’ya karşı savunmak, Avrupa Birliği’ne değil, NATO’ya bağlı diye vurguladı. Berlin ile Paris’in ortak AB ordu karargahları oluşturma yönünde hazırladığı planlara sert bir tepki gösteren Fallon, “Avrupa karargahlarla çevrili, ikinci bir tanesine ihtiyacımız yok.” diye belirtti. O, “sadece NATO’nun altını oyacak bir AB ordusuna veya AB ordu karargahlarına ilişkin herhangi bir düşünceye karşı çıkmaya devam etme” sözü verdi.

Fallon, İsveç, Hollanda, Polonya, Letonya ve Litvanya’nın da Almanya-Fransa planları üzerine endişelerini dile getirdiğini söyledi.

Diğer ülkeler de AB’nin askerileşmesi yönünde rakip planlar teklif ettiler. EU Observer’da yayınlanan bir İtalya belgesi, “güçleri, komuta ve kontrolü, manevra ve etkinleştirme kabiliyetlerini paylaşmaya hazır üye devletleri” yeniden gruplandıracak “kalıcı bir Avrupa Çokuluslu Gücü (EMF)” önerisinde bulundu. EMF’yi “gelecekteki birleşik bir Avrupa gücünün ilk nüvesi” diye adlandıran belge, gelecekte daha derin bir askeri bütünleşme amaçlıyordu.

Haberlere göre, Finlandiya belgesi, İtalyan ya da Fransız-Alman askerileşme planlarından daha zayıf.  Belge, “yönetsel olmayan askeri operasyonları” yönlendirmek için yeni bir “ortak kalıcı sivil-askeri planlama ve yürütme kabiliyeti” öneriyor. Bununla birlikte, Finlandiya belgesi, Doğu Avrupa’daki mevcut NATO yığınağının ortasında sürekli olarak Rusya ile ilişkilendirilmiş bir terim olan “karma tehditler”i hedef alması çağrısı yaparak, üstü kapalı biçimde Rusya’yı baş düşman olarak belirliyor.

Fallon’un açıklamaları, Britanya’nın AB’den ayrılma oyunun ardından başlıca Avrupa güçleri arasında patlak veren derinlemesine kökleşmiş çatışmalara işaret etmektedir. Rusya’yla ve Ortadoğu’da görülmemiş bir savaş krizinin ve AB’nin işçi sınıfı karşıtı kemer sıkma politikalarıyla halkın gözünden düşmesinin ortasında, kıta Avrupa’sındaki en güçlü devletler, AB’yi bir askeri ittifaka dönüştürerek bir arada tutmaya çalışıyor. Fakat Londra’daki ve Avrupa’nın başka yerlerindeki üst düzey yetkililer, bunu, NATO’ya ve özellikle de Avrupa’nın ABD ile ilişkilerine yönelik kabul edilemez bir tehdit olarak görüyor.

Bratislava zirvesindeki Alman ve Fransız yetkililer, Fallon’un açıklamasına, kendi askeri emelleri ile NATO’nunkiler arasında bir çatışmayı önemsiz gibi göstererek karşılık verdiler.

Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ve Fransız mevkidaşı Jean-Yves Le Drian, birlikte, NATO’ya rakip bir Avrupa ordusu kurma yönünde bir planın söz konusu olmadığını iddia ettiler. Von der Leyen, “Aksine, bu, hızla birlikte hareket etmeye hazır olmak için, Avrupa ülkelerinin çeşitli güçlerini toplamakla ilgili.” dedi ve “Avrupa’yı savunma açısından güçlendiren her şey, NATO’yu da güçlendirir.” iddiasında bulundu.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, daha belirsiz olsa da, oldukça benzer bir açıklama yaptı. Stoltenberg, basın toplantısında şunları söyledi: “Ben, NATO’yu tamamlayıcı biçimde olduğu ve NATO’nun çabalarını tekrarlamadığı sürece, daha güçlü Avrupa savunmasını sadece memnuniyetle karşılamalıyız diye düşünüyorum, çünkü bu, Avrupa için; Avrupa Birliği için ve NATO için iyidir.”

Von der Leyen’in Alman emperyalizminin ve onun AB müttefiklerinin yeniden silahlanmasının ABD önderliğindeki NATO ittifakını kaçınılmaz olarak güçlendireceği iddiasının hiçbir nesnel temeli yoktur. Gerçekte, Londra’nın “stratejik açıdan özerk” bir AB ordusu planlarına muhalefeti, NATO güçleri arasındaki derinlemesine kökleşmiş çatışmaları yansıtmaktadır.

Sovyetler Birliği’nin Stalinist bürokrasi eliyle dağıtılmasından ve Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana geçen çeyrek yüzyılda, Almanya ve Fransa, Britanya emperyalizminin kuvvetle destek verdiği ABD savaş politikalarıyla defalarca çatışma içine girdi. Bu iki ülke, 2003’te Irak’ın Washington ve Londra tarafından gayri meşru istilasına karşı çıkmıştı.

Berlin ve Paris daha sonra Washington’ın ile uzlaşsa da, onların politikası ile Washington’ınki arasındaki anlaşmazlık, Rusya’ya ve Çin’e karşı mevcut savaş yöneliminin ortasında her zamankinden daha açıktır. Onlar, Londra gibi, geçtiğimiz yıl, Çin’in Asya Altyapı Yatırım Bankası’na katılmama yönündeki ABD baskısını görmezden geldiler. Ayrıca, Kiev’deki iki yıl önceki NATO destekli darbenin ardından ABD’nin Ukraynalı aşırı sağcı milisleri Ukrayna’nın doğusundaki Rusya yanlısı güçlere karşı silahlandırmasını engelleyecek şekilde, Rusya ile topyekün savaşın önüne geçmek için Rusya ve Ukrayna ile Minsk mutabakatını müzakere ettiler.

Bununla birlikte, Almanya-Fransa politikasının hedefi barış değil; kendi emperyalist çıkarlarını öne sürmektir. Berlin ve Paris, artan savaş gerilimlerinin ortasında, Washington’ın ve Londra’nın onayı olmaksızın (başka bir ifadeyle, onlara karşı olarak) dünya çapında emperyalist müdahalelere girişme becerisini geliştirmek üzere uzun vadeli bir stratejiyi dile getiriyorlar. Yani onlar, bütün büyük emperyalist güçlerin geniş ölçekli savaşa doğru yönelimine karşı çıkmıyor; katkıda bulunuyorlar.

Dahası, Berlin ve Paris, açık bir şekilde, AB ordusu planının asli hedeflerinden birinin, iç güvenlik; ya da, Dışişleri bakanları Frank-Walter Steinmeier ile Jean-Marc Ayrault’un son bir raporda yazdığı gibi, “dış tehditler ile iç zayıflık arasındaki etkileşim” olduğunu ilan ediyor. Fransa hükümetinin gerici iş yasasına karşı protestolara saldırmak için olağanüstü hali kullanması, ana hedefin işçi sınıfı içindeki siyasi muhalefet olduğunu göstermiştir.

16 Eylül’de Britanya’nın katılımı olmaksızın gerçekleşen ilk AB zirvesi öncesinde, Almanya Savunma Bakanı von der Leyen ve Fransız mevkidaşı Le Drian, “GSVP’nin [Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası] yenilenmesi: AB’de kapsamlı, gerçekçi ve güvenilir bir savunmaya doğru” başlıklı bir askeri politika belgesi yayınlamıştı.

Belge, Temmuz ayında Brexit sonrası ilk AB zirvesinde Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini tarafından sunulan, “AB’nin yeni bir dış ve güvenlik politikası üzerine küresel stratejisi”ni “hızla” uygulamak için “somut bir eylem planı” çağrısında bulunuyor. Onlar, “askeri-sivil görevler ve operasyonlar için kalıcı AB karargahları”nın dışında, “Avrupa savunma sanayisine somut desteğin yanı sıra GSVP askeri operasyonlarına destek, askeri kabiliyetin ve Avrupa savunma işbirliğinin geliştirilmesi”ni istiyorlar.

Belge, bu temelde, “stratejik özerlik sağlanır” ve “güçlü, rekabetçi ve yenilikçi” bir Avrupa savunma sanayi inşa edilebilir, diye ilan ediyor.

Askeri ve ekonomik meseleler üzerine patlayıcı ABD-AB gerilimlerinin mevcut bağlamı içinde, bu tür AB askeri yapılarının oluşturulmasının NATO’ya meydan okuyacağından ve Avrupa’yı yirminci yüzyılda iki kez savaşa sürüklemiş olan emperyalistler arası aynı çatışmaları derinleştireceğinden şüphe duyulamaz.

16 Eylül’deki zirvede, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Washington’ın, özellikle de yaklaşan ABD başkanlık seçimlerinden güvenilmez bir müttefik olarak çıkabileceğine ilişkin AB endişelerini dile getirmişti. Hollande, “Eğer ABD bizden uzaklaşmaya karar verirse, Avrupa kendisini savunabilir olmalıdır. Savunma, AB için can alıcı sorundur. Bizim görevimiz, kendimize güç gösterme kapasitesi sağlamak… ve Fransa ve Avrupa adına savunmamızı sağlama almak için dünyanın yazgısına ağırlık koymaktır.”

Aynı zamanda, Avrupa ile ABD arasındaki ekonomik çatışmalar da derinleşiyor. Geçtiğimiz ay, Fransız yetkililer, ABD ile AB ticaret görüşmecileri arasında artan anlaşmazlıkların ortasında, ABD ile Atlantik Ötesi Ticaret ve Yatırım Ortaklığı üzerine ticaret görüşmelerini sona erdirme çağrısında bulundular. Bu ay, Deutsche Bank hisseleri tarihsel çöküşüne devam ederken, ABD düzenleyicileri, Almanya’nın en büyük bankasını iflasla tehdit eden 14 milyar dolarlık bir para cezası kestiler.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır