World Socialist Web Site


Bugün Yeni
Olanlar

Haber ve Analiz
Tarih
Sanat Eleştirisi
Polemikler
Bilim
Bildiriler
Röportajlar
Okur Mektupları

Arşiv

DSWS Hakkında
DEUK Hakkında
Yardım

DİĞER DİLLER
İngilizce

Almanca
Fransızca
İtalyanca
İspanyolca
Portekizce
Lehçe
Çekce
Rusça
Sırp-Hırvat dili
Endonezyaca
Singalaca
Tamilce


ANA BAŞLIKLAR

Dünya ekonomik krizi, kapitalizmin başarısızlığı ve sosyalizmin gerekliliği
SEP/DSWS/TEUÖ bölgesel konferanslarında kabul edilen karar önergesi

Bush, Türkiye’ye Irak’ta PKK’ya saldırması için yeşil ışık yaktı
Türk-Kürt çatışmasındaki tarihsel ve siyasi sorunlar

Asya’da tsunami: neden hiçbir uyarı yapılmadı

Mehring Books’tan yeni bir kitap: Amerikan Demokrasisinin Krizi: 2000 ve 2004 Başkanlık seçimleri

Livio Maitan (1923-2004):
eleştirel bir değerlendirme

  DSWS : DSWS/TR : Haber ve Analiz

Yazıcıya hazırla

ABD ile Rusya arasında savaş gerilimleri artıyor

Bill Van Auken
31 Ekim 2016
İngilizce’den çeviri (27 Ekim 2016)

NATO savunma bakanları, Rusya sınırına dikkat çekici mesafede dört savaş grubu içinde örgütlenmiş 4.000 dolayında muharebe askerinin konuşlandırılması yönündeki nihai planları tartışarak çözüme kavuşturmak için, Çarşamba günü, Brüksel’de, iki günlük bir toplantıda bir araya geldi.

Bu cephe hattı güçleri, iki gün içinde savaşa girme kapasitesine sahip 40.000 kişilik bir ani müdahale gücüyle desteklenecek.

Plan, ABD ile eski Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş’ın doruk noktasından bu yana, bölgedeki en geniş askeri tırmanmayı temsil etmekte ve dünyanın en büyük iki nükleer gücü olan Washington ile Moskova arasında arttırılmış silahlı bir çatışma tehdidini beraberinde getirmektedir.

Çarşamba günkü oturumunun sonunda, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, ABD’nin, Britanya’nın, Almanya’nın ve Kanada’nın, Polonya’da ve eski üç Sovyet Baltık cumhuriyetinde (Estonya, Litvanya ve Letonya) konuşlandırılacak olan muharebe gruplarının öncü unsurlarını sağlaması konusunda anlaştıklarını doğruladı.

Stoltenberg, diğer NATO üyesi devletlerin de takviyeye asker ve silah katkısında bulunacağını ekledi. Konuşlanmayı “çokuluslu” olarak tanımlayan Stoltenberg, bunun, “herhangi bir müttefike yönelik bir saldırının hepimize yapılmış bir saldırı olarak kabul edileceği”nin altını çizdiğini vurguladı.

ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Washington’ın, Polonya’nın doğusuna, yaklaşık 900 askerden oluşan, “savaşmaya hazır bir tabur görev kuvveti” göndereceğini söyledi. Bu askerler, adını Stryker zırhlı savaş aracından alan 2. Stryker Süvari Alayı’ndan çekilecekler. Birlik, defalarca, Afganistan ile Irak’taki savaşlara gönderilmişti.

Buna ek olarak, Pentagon, Polonya’da üslenecek ama genel olarak eski Sovyet cumhuriyetlerinin ve Rusya’nın batı kanadındaki eski Varşova Paktı ülkeleri çevresinde faaliyet gösterecek olan, savaş tankları ve ağır silahlarla donanmış 4. Piyade Tümeni’nin 3. Zırhlı Tugay Muharebe Timi’ni gönderiyor. Ayrıca, Black Hawk saldırı helikopterleriyle donatılmış 10. Muharebe Havacılık Tugayı da sevk ediliyor.

Washington, aynı zamanda, Norveç hükümetinin konuşlanmayı Pazartesi günü onaylamasının ardından, 330 deniz piyadesinin Norveç’e gönderildiğini duyurdu. ABD’nin NATO temsilcisi David Lute, bu hamleyi açıklarken, “Biz, Doğu’dan, Rusya’dan, onun askeri faaliyeti üzerinden sürekli bir meydan okuma bekliyoruz.” dedi.

Bu arada, Britanya, savaş tankları, zırhlı piyade savaş araçları ve insansız hava araçları ile donatılmış 800 askeri Estonya’ya konuşlandırma planlarını ayrıntılı şekilde açıkladı. Onlara, Fransa’dan ve Danimarka’dan birlikler katılacak. Britanya savaş uçakları da Romanya’ya gönderiliyor.

Almanya, orada 250.000’e yakın Musevi’yi katleden Nazilerin işgalinden bu yana Alman ordusunun ülkeye ilk girişine işaret edecek şekilde, Litvanya’ya 400-600 askerlik bir tümen konuşlandıracak. Alman konuşlanması, Hollanda’dan, Norveç’ten, Belçika’dan, Hırvatistan’dan ve Lüksemburg’dan gelen askerlerle desteklenecek.

Haberlere göre, Kanada, Letonya’ya 450 asker gönderiyor. Onlara İtalya’dan 140 askeri personel katılacak.

Konuşlanmaları Deutsche Welle’deki bir röportajda savunan NATO’nun Amerikalı eski genel sekreter yardımcısı Alexander Vershbow, ABD önderliğindeki ittifakın “başka seçeneği yok” iddiasında bulundu.

Vershbow, “Rusya, Ukrayna’ya karşı 2014’teki saldırganlığıyla, Kırım’ın yasadışı ilhakıyla, tüm paradigmayı değiştirdi.” dedi.

Bu, düpedüz bir yalandır. Ukrayna’daki kriz, Kremlin oligarşisinin “saldırganlığı” ile değil; Washington ile Berlin’in, Kiev’deki seçilmiş hükümeti şiddete başvuran faşist ve sağcı milliyetçi güçlerin seferber edilmesi yoluyla devrilmesine yönelik komplosu eliyle tetiklenmişti. ABD’nin Ukrayna’daki yönetim değişikliğini ilerletmek için 5 milyar dolar harcamış olmasıyla övünen Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland ile birlikte, ABD bu darbeyle açıkça ilişkiliydi.

Ancak hem Rusya’nın hem de Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nin parçası olduğu 1956’da Ukrayna’nın yönetimine geçmiş olan Kırım’ın Rusya ile yeniden bütünleşmesi, referandumda, bölgede yaşayanlar tarafından ezici bir çoğunlukla desteklemişti. Moskova’nın bakış açısından, bu, Rusya’nın Karadeniz filosunun tarihi üssünü garantiye alan savunmacı bir önlemdi.

Ukrayna’daki darbe, NATO’nun sınırlarını doğuya doğru 1.300 kilometre kaydırmasına tanık olan Rusya’ya yönelik aralıksız askeri kuşatmanın doruk noktasıydı. Şimdi, Çarşamba günü ilan edilen konuşlandırmalar, NATO ile Moskova arasında varılmış olan ve bu alanlara “önemli” sayıda Batılı asker gönderilemeyeceğine ilişkin anlaşmayı hükümsüz bir belgeye dönüştürmüştür.

Ukrayna darbesinin ardından, ABD Başkanı Barack Obama, Washington’ın Estonya’yı ve diğer iki Baltık devletini “karadaki Amerikan çizmeleri” ile savunmaya “sonsuza değin” bağlılığını ilan etmek; dolayısıyla, ABD’nin, çatışmaya istekli sağcı ve fanatik şekilde Rusya karşıtı hükümetlerle yönetilen bu üç küçük ülkeyi savunmak için savaşacağını vaat etmek üzere Estonya’ya uçmuştu.

NATO’nun şimdiki takviyesini gerekçelendiren Stoltenberg, Çarşamba günü, “Sınırlarımıza yakın olan Rusya, iddialı askeri duruşunu sürdürüyor.” diye ilan etti. NATO’nun Rusya’nın kendi sınırlarına kadar ulaştığı göz önünde bulundurulduğunda, bu, etkili bir şekilde, Rusya’nın, kendi topraklarında silahlı kuvvetler muhafaza ettiği için bir tehdit olduğu anlamına gelmektedir.

Hem Rusya ile hem de NATO ittifakının kendi içinde varolan gerilimler, Moskova’nın, Suriye hükümetini destekleyen Rus operasyonlarını takviye etmek için uçak gemisi Amiral Kuznetsov önderliğindeki sekiz gemilik bir filoyu Akdeniz’in doğusuna sevk etmesi üzerine artmış durumda.

Bu Rus filosunun yakıt ikmali için Afrika’nın kuzey kıyısında İspanya’nın elindeki liman kenti Ceuta’da duracağına ilişkin haberlerin ardından, NATO güçleri, Rus savaş gemilerinin orada demirlemesine izin vermeyi reddetmesi için İspanyol hükümetine yoğun baskı uyguladılar.

Britanya Savunma Bakanı Michel Fallon, hükümetinin, “bir NATO üyesinin sonunda Suriye’yi bombalayabilecek bir Rus uçak gemisi grubuna yardım etmeyi düşünmesinden son derece kaygılı” olduğunu duyurdu.

İspanya, haberlere göre, 2011’den bu yana, Ceuta’da yakıt ve malzeme alması için, yaklaşık 60 Rus savaş gemisine izin verdi. Bu pratik, ABD Kongresi’nde kınamalara ve ABD askeri harcamalar yasa tasarısına, geçtiğimiz Mayıs’ta, Pentagon’un Rus gemilerini konuk eden ülkeleri Kongre’ye bildirmesini gerektiren bir değişikliğin eklenmesine yol açmıştı.

Rus hükümet kaynakları gemilerin hedeflerine ulaşmaya yetecek yakıta ve malzemeye sahip olduğunu söylerken, Rus medyası, Moskova’nın, limanda yakıt alma talebini iptal ettiğini bildirdi.

Anlaşmazlık, Rusya ile tırmanan cepheleşmenin basıncı altında NATO ittifakı içinde artan bölünmeleri yansıtmaktadır. Güney Avrupa’daki ülkeler, özellikle de İspanya, İtalya, Yunanistan, yalnızca kendi ekonomik krizlerini derinleştiren Rusya’ya karşı yaptırım uygulamasına giderek artan şekilde karşı çıkıyor. Bu arada, Almanya ve Fransa, ABD ile Avrupa’nın çıkarları arasındaki büyüyen çatışmayı yansıtacak şekilde, Avrupa Birliği’ni bağımsız bir askeri ittifaka dönüştürme planlarını piyasaya sürdü.

NATO yetkilileri, Rus filosu konusunu, Kuznetsov uçak gemisindeki savaş uçaklarının Halep’in doğusuna ve Washington ile müttefikleri tarafından desteklenen El Kaide bağlantılı milislerin kontrol ettiği diğer alanlara yönelik hava saldırılarına katılacağına ilişkin uyarılarla birlikte, Suriye’deki durum üzerine sözde “insani” kaygılarla ifade ettiler.

Kuşkusuz daha esaslı bir kaygı, Doğu Akdeniz’de Rus savaş gemisi takviyesinin, Rusya’nın Suriye’de savaş uçakları ve gelişmiş hareketli S-400 ve S-300 füze savunma sistemleri konuşlandırması ile birlikte, ABD Altıncı Filo’sunun tarihsel olarak uyguladığı ve ABD’nin Asya’ya “dönüş”ü eliyle önemli ölçüde kısmen azalmış olan alan kontrolüne meydan okuyor olmasıdır.

Suriye’deki ve çevresindeki Rus ateş gücü, Demokrat başkan adayı Hillary Clinton’ın ve ABD dış siyaset kurumunun büyük kısmı tarafından teşvik edilen bir politika olan “uçuşa yasak bölge” uygulamasını da, Rusya ile doğrudan bir askeri çatışma dışında, etkin bir şekilde olanaksızlaştırmıştır.

Bu, Salı günü Dış İlişkiler Konseyi’ne yaptığı açıklamalarda, ABD Ulusal İstihbarat Müdürü James Clapper tarafından kabul edildi. Clapper, Dış İlişkiler Konseyi’ndeki bir görüşme sırasında, Rus ordusuna ilişkin, “Onların, karadaki kuvvetlerini tehdit altında hissetmeleri halinde bir Amerikan uçağını vurup düşürmeleri beni şaşırtmaz.” dedi ve ekledi: “Onların orada sahip oldukları sistem son derece gelişkin ve yetenekli. Eğer onların kullanma yönünde bir niyetleri olmasaydı, bunu -sevkiyatı- yapmazlardı.”

ABD emperyalizminin küresel egemenlik yönelimi, parlama noktası ister Doğu Avrupa’da isterse Suriye’de ortaya çıksın, dünya savaşı tehdidini durmadan arttırıyor.

 

Sayfanın başı

Okuyucularımız: DSWS yorumlarınızı bekliyor. Lütfen e-posta gönderin.



Telif Hakkı 1998-2017
Dünya Sosyalist Web Sitesi
Bütün hakları saklıdır