World Socialist Web Site (www.wsws.org)

www.wsws.org/tr/2016/oct2016/syri-o04.shtml

Rusya ABD’nin tehditlerine Suriye’de güç kullanımı üzerine sert uyarıyla karşılık verdi

Jordan Shilton
4 Ekim 2016
İngilizce’den çeviri (3 Ekim 2016)

Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Maria Zakharova, Cumartesi günü, Washington’a, ABD’nin Suriye hükümet güçlerine doğrudan saldırma yönünde bir hamlesinin, “topyekün savaş”a yol açabileceğini ve bu ülkede ve Ortadoğu genelinde “tektonik kaymalar” yaratabileceğini belirten sert bir uyarı yayınladı.

Rusya’nın uyarısı, Kremlin’in Suriye’deki İslamcı hedeflere karşı hava saldırıları başlatmasından neredeyse bir yıl sonra geldi. Moskova, Rusya’nın eski Sovyetler Birliği dışındaki tek deniz üssüne ev sahipliği yapan Esad rejimini desteklemek üzere müdahale etmişti. Bu müdahale, Şam’da rejim değişikliği gerçekleştirmek için 2011’de Suriye iç savaşını başlatma sorumluluğunu taşıyan Washington’ın doğrudan suçlamasıyla karşılaşmıştı.

Bir yıl sonra, Zakharova, hesaplanamaz sonuçlara sahip çok daha geniş bir savaşın patlak vermesi olasılığını gündeme getirdi. Washington’ın siyasi hedeflerine güç kullanarak ulaşma tercihini belirten Zakharova, “Bu, genellikle tek şeyle sonuçlanır: topyekün savaş.” diye belirtti. Zakharova, ardından, “Eğer ABD Şam’a ve Suriye ordusuna karşı doğrudan bir saldırı başlatırsa, bu, sadece Suriye topraklarında değil, ama tüm bölgede korkunç, tektonik kaymalara yol açacaktır.” diye ekleyerek, bunun tüm bölge üzerindeki etkisine ilişkin uyarıda bulundu.

Bu yorumlar, Washington’ın Suriye konusunda Rusya karşısında sergilediği, son zamanlarda CIA destekli teröristleri Moskova’ya karşı serbest bırakmaya yönelik örtülü tehditlerde ve üst düzey siyaset ve ordu çevreleri içindeki topyekün savaş tasarlama istekliliğinde ifadesini bulan, giderek artan oranda provokatif ve saldırgan duruş üzerine artan kaygıları yansıtmaktadır. Bu yorumlar, aynı zamanda, Kremlin’in Ortadoğu’daki tek müttefikini destekleyerek Rusya oligarşisinin çıkarlarını savunma girişiminin bu savaş yönelimine hiçbir karşı ağırlık sağlamadığını; yalnızca, dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasında bir askeri çatışma tehlikesini şiddetlendirdiğini göstermektedir.

Bununla birlikte, bu tehlikenin başlıca sorumluluğu ABD’ye aittir. Zakharova’nun açıklamaları, hiç kuşkusuz, Obama yönetiminin son günlerde Moskova’ya yönelik her zamankinden daha saldırgan duruşuna bir yanıttı.

Cuma günü, Rusya’yı daha bir gün önce “haydut devlet” ilan etmiş olan New York Times, geçtiğimiz ayki BM Genel Kurulu sırasında ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile ABD çizgisindeki bir grup Suriyeli aktivist arasında yapılan basına kapalı bir görüşmenin ses kaydının dökümünü yayınladı. Kerry, bu dökümde, kendisinin ve Obama yönetimindeki daha birçok kişinin, şiddetle askeri harekat talep etmiş olduğunu; Rusya ve Suriye ile diplomatik yollara girilmesiyle hayal kırıklığına uğradıklarını söylüyordu. Kerry, “İçinizde hiç kimse bizden daha çok hayal kırıklığına uğramış değil.” diye eklemeden önce, dinleyicilerine, “Bence siz, yönetimdeki, hepsi de güç kullanmayı savunan üç dört kişiye bakıyorsunuz ve ben tartışmayı yitiriyorum.” dedi.

Kerry’nin açıklamaları, onun Rusya ile Suriye üzerine ikili işbirliğini sona erdirme tehdidinde bulunmasından sadece iki gün sonra ve Rusya’nın düzenli olarak şeytanlaştırıldığı bir başkanlık kampanyasının ortasında yayınlandı. Bu açıklamalar, geçtiğimiz ay Kerry’nin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı ve ABD’nin bir Suriye ordu mevzisini bombalamasının ardından çöken ateşkes anlaşmasının taktiksel bir manevradan başka bir şey olmadığını bir kez daha doğruluyor. Amaç, ABD’ye Suriye savaşını büyük ölçüde tırmandırmaya hazırlanma olanağı sağlarken, Washington’ın İslamcı vekil güçlerine yeniden toplanmaları ve silahlanmaları için zaman kazandırmaktı.

Zakharova’nun yorumları, aynı zamanda, geçtiğimiz Çarşamba günü Moskova’yı, İslamcı aşırılıkçıları sadece Suriye’de değil, Rusya’nın kendi sınırları içinde de Rusya’nın çıkarlarına karşı serbest bırakma olasılığıyla tehdit eden ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü John Kirby’nin açıklamalarına da bir tepkiydi.

Kirby, “Aşırılıkçı gruplar, Rusya’nın çıkarlarına karşı, hatta belki de Rus kentlerine karşı saldırıları içerebilecek operasyonları genişletmek için Suriye’de var olan boşluklardan yararlanmaya devam edecekler. Rusya, eve ceset torbaları göndermeye ve kaynakları, hatta belki de uçakları kaybetmeye devam edecek.” demişti. Washington’ın cihatçı terörist gruplarla işbirliğinde 1980’lere kadar giden uzun sicili göz önünde bulundurulduğunda, bu tür yorumların anlamı, şüphe götürmez şekilde açıktır.

Rus uçakları, hafta sonu boyunca, Suriye hükümet güçlerinin Halep’e yönelik şiddetli saldırısına havadan destek vermeye devam etti. Kentin, M10 olarak bilinen en büyük hastanelerinden biri, Cumartesi günü, bir hafta içinde üçüncü kez vuruldu; iki hasta öldü, çok sayıda kişi yaralandı ve hastane hizmet dışı kaldı. BM’nin verdiği rakamlara göre, ateşkesin çökmesinden bu yana Halep’in doğusunda en az 320 sivil öldürüldü, yüzlercesi yaralandı. Sığınak delici bombaların, misket bombalarının ve fosforun kullanıldığına ilişkin iddialar söz konusu.

Hükümet yanlısı güçler, Pazar günü, kentin kuzeyindeki semtlerin kontrolünü ele geçirdi ve Suriye ordu komutanlığı, kenti terk edecek asilere güvenli geçiş garantisi vermeye hazır olduğunu duyurdu. Haberlere göre, 10.000 kadar hükümet askeri, Hizbullah milisleri ve Iraklı Şii savaşçılar, Halep’in doğu semtlerine yönelik bir saldırı başlatmaya hazırlanıyor.

ABD’nin ve Batılı müttefiklerinin Suriye ile Rusya’nın bombardımanlarının yol açtığı ölümlere ve yarattığı yıkıma sarılma girişimleri, bütünüyle ikiyüzlüdür. ABD’nin BM temsilcisi Samantha Power, Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault ve Britanya Dışişleri Bakanı Boris Johnson, sözde ılımlı muhalefetin yaptığı katliamları tasasız bir şekilde görmezden gelirken, Rusya’yı “savaş suçları” ya da “barbarlık” ile suçladı. Aşırılıkçı milisler, geçtiğimiz günlerde, Halep’in hükümet kontrolündeki bölgelerini topçu ateşine tutmuştu. Cuma günü 18 kişi öldü, 60’dan fazla kişi yaralandı; Cumartesi günü ise 13 kişi daha yaralandı. Anaakım medyada, büyük ihtimalle ABD’nin sağlamış olduğu mühimmatla öldürülen bu siviller adına hiçbir haykırış duyulmadı.

Daha da önemlisi, ABD emperyalizmi, 2011’den beri asi güçlerinin belkemiğini oluşturan El Kaide bağlantılı güçleri sistematik olarak destekleme ve finanse etme yoluyla Suriye çatışmasını kışkırtmaktan sorumludur. Obama yönetimi, onun Körfez müttefikleri ve Türkiye, ölü sayısı birçok tahmine göre yarım milyonu aşmışken bile, Şam’da rejim değişikliği gerçekleştirmek amacıyla iç savaşı pervasızca körüklemiştir. Geçtiğimiz ay, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Kongre’ye, açıkça, ABD’nin Suriye hava sahasını kontrol etme ve bir “uçuşa yasak bölge” kurma hedefine ulaşmasının, Şam ve Moskova ile savaşı gerektireceğini söyledi.

Bu, Washington’ın, Avrasya kara parçası üzerinde tartışmasız egemenlik kurma yönündeki daha geniş stratejisinin son derece önemli bir parçası olan enerji zengini Ortadoğu üzerindeki egemenliğini güvenceye almak için hiçbir engel tanımayacağını açıkça ortaya koymaktadır.

Washington, Suriye’de, yağmacı çıkarlarını güvence altına alma yönünde her şeyi göze almış girişimlerinde rakip ve hatta doğrudan düşman grupları destekleyerek, etnik ve dini bölünmeleri canlandırmış durumda. ABD, Suriye’nin kuzeyinde, Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Demokratik Birlik Partisi’ne (PYD) bağlı Kürt savaşçılara silah sağlamaya devam ediyor ki bu güçler, Ağustos ayından beri Washington’ın da yardım sağladığı Türkiye istilasından gelen saldırı altındalar.

Ancak, Ankara ile Washington arasındaki gerilimlerin artıyor olduğuna ilişkin belirtiler söz konusu. Geçtiğimiz hafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington’ı, YPG’ye yaptığı son silah sevkiyatı nedeniyle eleştirdi ve Ankara’nın IŞİD ile savaşa olan desteğinin, ABD’nin Kürtleri terk etmesine bağlı olduğunu ima etti. IŞİD’in başkenti Rakka’nın kontrolünü ele geçirmeye yönelik gelecekteki saldırıya değinen Erdoğan, "Tabii ki ABD Rakka işini PYD ve YPG ile gerçekleştirmek isterse, böyle bir operasyonda yer almayız. Ama bu işe PYD ve YPG’yi sokmazlar ise bu mücadeleyi ABD ile birlikte verebiliriz elbet." dedi.

Haberlere göre, Türk ordusunun üst düzey subayları, ABD’nin Kürt kontrolünün sınırı olarak belirlemeyi düşündüğü Fırat Nehri’ni geçmeyi tartışıyorlar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in muhtemelen 11 Ekim’deki Türkiye ziyaretinde, Suriye üzerine bir Türkiye-Rusya anlaşması hakkında görüşme olasılığına ilişkin haberler de gündeme gelmiş durumda.

Erdoğan, geçtiğimiz hafta, Türk askerlerinin, Suriye’de, şimdiden, 5.000 kilometre kareye kadar genişletilebilecek, 900 kilometre karelik bir “güvenli bölge” kurmuş olduğunu belirtti.

Türkiye’nin belirlenmiş hedeflerinden birisi, IŞİD kontrolündeki El-Bab kentidir. ABD Savunma Bakanı Ashton Carter, Washington’ın El-Bab’da Kürtlerin kontrolünü istemesi nedeniyle Türkiye’yi burayı hedef almaktan sakınmaya çağırmıştı. El-Bab, Rakka operasyonu için son derece önemli kabul ediliyor ki bu, orada iktidarı elinde tutanın, IŞİD başkentini ele geçirme operasyonuna önemli derecede etki edebileceği anlamına geliyor.



Telif Hakkı 1998-2015, Dünya Sosyalist Web Sitesi, Bütün hakları saklıdır